Allah’ın Nizamı İslâm( 44)
Allah’ın Nizamı İslâm( 44)
PROF. DR. YUSUF ÖZERTÜRK
İSLÂM’IN KAYNAKLARI
A-KUR’ÂN
Kur’ân’ın Muhtevası
III- Hak -Adalet-Devlet
B- İSLÂM DEVLETİ
3- İslâm Hukuku(Fıkıh)
a-İslâm Hukukunun Temel Kaynakları
*İslâm, insanın sadece mânevî hayatını düzenlemekle kalmaz, dünya hayatını da düzenler. Vatandaşlar arasında, vatandaşlarla devlet arasındaki hukuki düzenlemeler ‘Fıkıh veya İslâm Hukuku’ olarak adlandırılır. İslâm Hukuk sistemi; İslâm’ın ana kaynaklarında (Kur’ân ve Sünnet) yer alan hükümler ve bu hükümlerin maksatlarına aykırı olmamak şartıyla ortaya çıkan ihtiyaçları karşılayacak yeni hükümler çıkarılmasına imkan veren dinamik bir hukuk sistemidir. İslâm hukukunun (Fıkıh) temel kaynakları başlıca; 1-Kur’ân 2-Sünnet (Hz. Peygamber’in uygulamaları) 3-İcmâ ve 4-İctihad olarak söylenebilir.
1-Kur’ân: İnsanın dünya hayatı ile ilgili hukuki düzenlemelerin temel kaynağı, Allah’ın ilâhî vahyi olan Kur’ân’dır. Kur’ân, İslâm devletinin Anayasasıdır. Hukukun her alanını düzenleyici kanunlar Kur’ân Anayasasına dayanır. Kur’ân’da temel hukuki kurallar bildirilmiştir.
2-Sünnet: Hz. Resûlellah’ın Kur’ân’ın hükümlerini uygulamaları, sözleri ve Sahabe tarafından yapıldığında reddetmeyip, onayladığı davranışların bütünüdür. Hz. Peygamber’in sünneti, Müslümanlar için örnek alacakları bir hayat tarzı sunar. Sünnet, Kur’ân’dan sonra İslâm hukukunun ikinci kaynağıdır. Hz. Peygamber’in sünnetleri Kavlî (sözlü), Amelî (fiilî) ve Takrirî (onaylayıcı) tarzda olabilir.
3-İcmâ: Herhangi bir dönemde yaşayan İslâm âlimlerinin (müctehidlerin) dinî bir meselenin hükmü üzerinde Kur’ân ve Sünnetteki delilleri veya ilkeleri değerlendirerek ortak bir sonuca (fikir mutabakatına) varmasıdır. Bir meselenin icmâ sayılabilmesi için, o dönemdeki bütün ehil İslâm âlimlerinin (müctehidlerin) aynı görüşte ittifak etmeleri gerekir. Çoğunluğun görüşü icmâ olarak kabul edilmez. Görüş bildiren âlimlerin konunun mütehassısı olması ve delil çıkarma ehliyetine sahip olmaları şarttır. Kati bir icmâ ile sabit olan hükümlere uymak bir mecburiyettir.
4-İctihat: Kur’ân ve Sünnet’te açık ve kesin hüküm bulunmayan meselelerde, Müctehidlerin (İslâm âlimleri) dinî delillere dayanarak selim akıl (ilme-bilgiye dayanan) yürütme yoluyla yeni hükümler çıkarması işidir. İctihat etme, dinamik hayat için ihtiyaç olan yeni durumlara çözüm bulma metodolojisidir. İctihat edilmezse, İslâm statik, dondurulmuş olur. Bu halde çağın ve yeni şartların getirdiği meseleleri çözümsüz bırakır. Bu İslâm’ın dinamik yapısına uymaz. İctihat, hakkında kesin ‘Nass’(ayet veya hadis) bulunmayan meselelerde yapılır. Nass bulunan konularda ictihat yapılamaz. İctihat yapan ehil (mütehassıs) Din ve Hukuk âlimlerine ‘Müctehid’ denir. Müctehidler, Kur’ân ve Sünnet’te, hakkında açık bir hüküm bulunmayan yeni meselelere çözüm getirirler. Müctehidler, yeni meselelere çözüm getirirken genelde iki metod kullanırlar.
a-Maslahat(Kamu yararı)
b-Kıyas. Maslahatta; toplumsal fayda ve zarar nazara alınır. Toplumun yararına olan, toplumun genel ahlâkına, geleneklerine aykırı olmayan hükümler verilir. Aksine topluma zararlı olan hükümlerden de kaçınılır. Kıyas ise; hakkında hüküm olan bir mesele ile hakkında hüküm olmayan mesele arasındaki ortak özellikten (illet) yola çıkılarak benzer bir hüküm çıkarmak (Kıyas yoluyla-bilinmeyen bir durumu bilinen bir duruma benzeterek hüküm koyma) suretiyle ictihat yapmaktır. Mesela; Kur’ân’da şarab haramdır (yasak). Şarabın haram olmasının illeti(temel gerekçesi) serhoşluk yapmasıdır. Şarabdan başka pek çok serhoşluk veren içkiler ve maddeler vardır. Bunlar Kur’ân’da sayılmamıştır. Bunların çoğu da şaraptan daha zararlı ve tehlikelidir. Şimdi, içtihat edilmezse ne olacaktır? İşte Müctehidler (konunun mütehassısları) meseleye çözüm getirmek için kıyas usulünü kullanarak meseleye çözüm getiriyorlar. Kıyasla; madem şarabın yasak olmasının illeti(sebebi) serhoşluk vermesidir. Öyle ise; serhoşluk veren her şey (rakı, viski, uyuşturucular, vs, ) haramdır (yasaktır) hükmünü çıkarmışlardır. Böylece; Kur’ân ve Sünnet’te hakkında açık bir hüküm bulunmayan diğer meselelerde de (hukuk, ekonomi, siyasi, sosyal, vs) içtihat yoluyla çözüm üretmek mümkün hale gelmektedir. İslâm, hayatın bütün kısımlarını kapsayan ve ihtiyaçlara çözüm üreten dinamik bir sistemdir. İslâm, müçtehitlere (ehil, hâzık âlimlere) geniş bir düşünce ufku açmaktadır. Mesele, bu tefekkürî yolu sistemleştirip pratiğe uygulamaktadır. İslâm’ın insanlığa sunduğu bu geniş çözümleyici tefekkür ufkunu daraltanlar İslâm’a zarar vermektedirler.
Devam edecek…
Kaynakça
1-Ali Bardakoğlu, hukuk, iktisat ve siyaset. TDV İslâm Ansiklopedisi 23. cild, sy;15-23.
2-Muhammed Hamidullah, İslâm’ın Hukuk ilmine yardımları (Salih Tuğ) İstanbul 1962.