• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
TÜM YAZILARI

İslâmi değerlerin pratiğine katlanmak

21 Ağustos 2024
A


Mustafa Çelik İletişim: [email protected]

 

Müslümanlar olarak değerlerimizin kaynağı dinimizdir. Hayat değerlerini dinden almayanların dini olmaz. Müslüman olarak hayatımız, dinimizden kaynaklanan değerlerin tatbikat alanıdır. İslâm, insanın dünya ve ahiret mutluluğunu sağlayacak birtakım prensipler, değerler ortaya koymuştur. Sosyal bir varlık olan insan, toplum içinde mutlu bir şekilde yaşayabilmek için İslâm’ın ortaya koyduğu bu prensiplere, değerlere ihtiyaç duyar.

Bil ki; İslâm, ebedî ve ezelî bir hakikattir. Bu mana ve hakikat sadece göze, kulağa değil, ruha da hitap eder. Ruha hitap eden bu mananın adı cemaldir. Rasûlüllah (sav) buyuruyor:

“Muhakkak ki Allah güzeldir, güzelliği sever…” (Sahih-i Müslim, Îmân, 147)

Müslümanlar olarak İslâm’dan kaynaklanan değerler hiyerarşisini kaybetmek değerlerin kendisini kaybetmek kadar büyük yanlışları beraberinde getirmiştir. Bundan daha vahimi değerlerin yer değiştirmesi; iyinin kötü, kötünün iyi addedilmesi; çirkin ile güzelin, fayda ile zararın, hak ile batılın birbirinin yerine geçmesidir. Maalesef, mekârim-i ahlâkı tamamlamak üzere gönderilen bir Peygamber’in ümmeti de bugün, bu ahlâk ve anlam krizinden nasibini almıştır. Dini telkine rasyonel tedbirler eşlik etmezse, zamanla dini değerler kıymet aşımına uğrarlar. Genelde İslâm coğrafyasında, özelde ise ülkemizde Ümmet dedik, kardeşlik dedik, Ensar dedik, Muhacirlik dedik, ama buna eşlik eden pratik tedbirler almayınca günümüzde gördüğümüz gibi artık Kardeşlik, Ümmet, Ensar, Muhacir kelimeleri toplumsal değerlerini kaybettiler. Muhacir bir Peygamberin ümmeti muhacir düşmanlığı yapmakla iftihar ediyor. Bundan daha büyük vahşet, daha büyük bir zillet olur mu?

İslâmi değerleri pratik boyutlarıyla yeniden ele alarak ahlâk ve hikmet yüklü ilim anlayışına vücut vermek, hepimiz için anın vacibidir. Ahlâklı, onurlu, hayırda yarışan, marufu emreden, münker’den nehy eden, müşfik, merhamet ve insaf sahibi namuslu bir insan bakiyesi inşâ edilmeden değerlerimize yaslanarak atılan sloganlar bizi zafere kavuşturamaz..

Müslümanlar olarak inanmış olduğumuz değerlerin pratiğini oluşturmayınca bizim üstümüze rehavet, atalet, zillet, esaret, sefalet tıkanmışlık ve tükenmişlik çöktü. Zamanımızı, mekânımızı ve imkânımızı kaybettik. Varlık nedeni birlikte yaşamın merkezi olan kenti şehre dönüştürmek, şehri insan ruhuna mürebbî kılmak ve sakinlerini inşâ edecek bir zerâfet ve ihtişamla buluşturmaktır. Gelinen noktada şehirleri rantın kalbine dönüştüren, ruhsuz beton enkazlara şehrin ruhunu gömen, medeniyet inşâ etme vasfından yoksun, insanı ve yaşamı teferrûata indirgeyen, yücelmenin değil yükselmenin kaldıracı olarak kullanılan ve ele geçirildikten sonra nefsin tazim ve takdisine mezat olarak kullanılan anlamsız ve işlevsiz kurumlara dönüşmüştür. Bu yönüyle Belediyeler devletin sırtında kambur ve milletin ciğerinde de ur’a dönüşmüşlerdir. Müslüman irade, mutlaka şehirlerimize el koymalıdır. Hayatı hayâda bulan şehirlerimize yeniden kavuşmalıyız.

İslâm’dan kaynaklanan dinî hayatın, dindarlığın görülen ve görülmeyen yüzü vardır. Camiler, mabetler, simgeler, semboller, kıyafetler, dinin görünen, şeklî ve maddî boyutlarıdır. Dinin maddî tezahürleri cami içinde namaz kılanların sayısıdır. Kılınan namazın huşu içinde edası ve insanları her türlü fuhşiyat ve münkerden uzak tutmasına, namazdaki saffın düzgünlüğünün hayatın bütün kademe ve karelerine yansımasına gelince Allah katında asıl dindarlık, bu son kısım ile değerlendirilmektedir. Dolayısıyla dindarlığımızın kavileşmesi, Müslümanlığımızın gürleşmesi, İslâmi değerlerin pratiğine katlanmamızla mümkündür.

Müslüman olarak iman merkezli bilgiye dayalı ahlâk eksenli bir dindarlık anlayışıyla hareket etmeden İslâmi değerlerin pratiğine katlanmak mümkün değildir. Yapılan hatm-i şeriflerden hâsıl olan sevabı dağıtmak kolaydır. Önemli olan; yapılan ticaretten hâsıl olan kâr’ın zekâtını dağıtabilmektir…

Kardeşliği dini değer olarak kabul ediyorsanız, zalimi bırakıp mazlumu tutmayı işar edinmişseniz; biri size derdiyle gelirse, asla geri çevirmeyin; çünkü o Allah’a gitmiştir, O da size göndermiştir… Siz yapabileceğinizi yapmayıp yapamayacağınız şeyler hakkında mersiye okuyorsanız, vebalinizi artırıyorsunuz demektir.

Müslüman olarak ararken aranan olmayı erteliyorsan, bulacağım derken, bulunmaya değer olmayı ihmal ediyorsan, bil ki sen kendi değerlerine ihanet ediyorsun!

Bil ve inan ki; dinen “Senden istenen cebinde bir mushafın bulunması değil/  ahlâkında bir âyetin okunmasıdır.”

Ümmet-i Muhammed olarak bizim dışımızda kimse değerlerimizin pratiğini oluşturmaktan sorumlu değildir. Dinimiz cemaat ol diyorsa, cemaat olacağız. Ehl-i ümmet ve’l ehl-i hilafet ol diyorsa, ehl-i ümmet ve’l ehl-i hilafet olacağız. Cihad et diyorsa, cihad edeceğiz. Muhacir ol diyorsa, muhacir olacağız. Ensar ol diyorsa, Ensar olacağız. Dinimizin değerlerinin pratiğini oluşturma hususunda bize verilen süre bitmek üzere; her an düdük çalabilir. Biz hâlâ oyun-eğlence peşindeyiz!

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Abuzer Çalışkan

EyvAllah hocam, Rabbim sizin ve sizin gibilerin sayılarını çoğaltsın inşaAllah

Dertli

Mustafa Bey İslami değer mi kalmış...Hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet, torpil, mulakatlarda adam kayırma....Sayın yazar bunlar bir Müslüman ülkede Müslümanlar eliyle yapılıyorsa orada sadece İslami değer değil, insanı ve ahlaki bir değer kalmamış demektir...Sizin yazdıklarınız teorik olarak doğru ve katılıyorum ama sizin de başlıkta belirttiğiniz pratik yok....
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23