• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
TÜM YAZILARI

İman olmasaydı akıl insana neler yaptırırdı

18 Haziran 2025
A


Mustafa Çelik İletişim: [email protected]

İman olmasaydı akıl insana neler yaptırırdı

Mustafa Çelik

İman, ölçülerin ölçüsüdür. İman, aklımıza ve bilgimize had bildirir. Bundan ötürüdür ki; kişinin kendini bilmesi, Rabbini bilmesi; bilgi olarak da bilmediğini bilmesi, bilginin zirvesi kabul edilmiştir.

Beşer aklına ve ağzına geleni olduğu gibi ham şekilde ifade eder. Bu düzeydeki dürüstlüğe, dürüstlük denmez. Patavatsızlık, edepsizlik, çiğlik vb. gibi isimler verilir. Barbaros Hayreddin Paşa (rh.a); “Bir hadsize haddini bildirmek, kırk yetime kaftan giydirmekten evladır” demiştir. Hadsize haddini bildir ama bir yetime bile kaftan giydirmekten erinme... Hadsize had bildirilirse, yetimin kaftana ihtiyacı bile kalmaz. Hak sahiplerinin haklarından mahrum bırakılmaları, had tanımaz hadsizlerin egemen olmalarındandır.

Müslüman insanın en büyük zaferi; aklını kullanmamak değil, aklını iman ile kullanmaktır ve aklını iman ile mukayyet kılmaktır. Akıl imansız kalırsa insanı firavun yapar, insanı Nemrut yapar, insanı Karun yapar, insani Haman yapar, insanı İblis yapar!

Müslümanlar gayba iman eden kimselerdir. Veya gıyaben iman ederler onlar. Rabbimiz haber veriyor: “Onlar gayba iman ederler.” (Bakara Sûresi/ 3) Gayb; Gâbe fiilinin mastarı olup, gözden ve duyulardan gizli olan, görülüp bilinmeyen anlamınadır. Gayb; Duyularla algılanamayan, insanın deney ve gözlemlerine konu olmayan, Allah, cennet, cehennem, melek, vahiy, öldükten sonra dirilmek, hesap, kitap gibi tadılıp koklanamayan, ölçülüp tartılamayan Allah’ın verdiği haberlerdir ki, işte bunlara iman gayba imandır. Veya gıyaben imandır.

Gayb, bilginin konusu değil imanın konusudur. İnsan, Müslüman olarak Gaybı bilen kişi üstün değil, gayba inanan kişi üstündür. Çünkü Allahû Teâla bizden gaybı bilme türünde bir kulluk istememiştir. Eğer gaybı bilme, gayptan haberdar olma gibi bir sorumluluğumuz olsaydı, şu anda hepimizin buna sa’yi gerekecekti. “Onlar gayba iman ederler.” (Bakara Sûresi/ 3) değil de “Onlar gaybı bilirler” denseydi, şu anda hepimiz gaybı bilmek için uğraşmak zorundaydık. Ama öyle demiyor Allah. Yâni bizim, şu anda gaybı bilmek türünde bir kulluğumuz veya bu tür bir sorumluluğumuz yoktur. O muttakiler gaybı bilirler, ya da bilmeye çalışırlar denmiyor da: “Onlar gayba iman ederler.” (Bakara Sûresi/ 3) deniyor. İman bilginin konusu değildir. Bilinen ve görülen bir şeye iman da istenmez zaten. Meselâ; “dünyaya inanın” denmez. Çünkü dünyayı zaten görüyor ve biliyoruz. Ama âhirete inanın denir. Çünkü âhireti görmüyoruz. Kimi insanlar şu anda gaybı bilmeleriyle, gaypdan haber vermeleriyle övülüyorlar değil mi? Filan zat kalpten geçenleri biliyormuş. Falan kes duvarın arkasından haber veriyormuş, gibi insanlar gaybı bilmeleriyle methediliyorlar. Halbuki gayb bilginin konusu değil, imanın konusudur. Gayb bilinmez, ona iman edilir. Gaybı bilen kişi değil, ona iman eden kişi muttakidir.

Akıl imana tabidir, amel de imana tabidir. İslâm âlimleri arasında dinî hayatın bütünlüğü açısından imanla amel arasında sıkı bir ilişkinin bulunduğunda ihtilâf yoktur. Ancak Hâricî, Mu‘tezilî ve Şiî kelâmcıları ameli imandan bir cüz kabul etmişlerdir. Bu âlimler, hangi itaatin imandan sayıldığı konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerse de genel olarak Hâricîler büyük günah işleyen ve ilâhî emirlerden birini terkedenin kâfir olduğunu, Mu‘tezile ile Şîa, büyük günah işleyenin imandan çıkmakla birlikte küfre girmeyip ikisi arasında bir yerde (el-menzile beyne’l-menzileteyn) bulunduğunu, işlediği günahtan dolayı tövbe etmeden öldüğü takdirde ebedî olarak cehennemde kalacağını ifade eder. Sünnîler’e göre Kur’ân-ı Kerîm’de “iman edenler ve sâlih amel işleyenler” diye sıkça tekrarlanan âyetler, imanla amel arasında sıkı bir ilişkinin mevcudiyetini hissettirmekle birlikte bu ilişkinin atıf edatıyla kurulması ve gramer açısından atıf terkibinde yer alan iki tarafın birbirinden ayrı şeyler olması kuralı çerçevesinde amel olmaksızın imanın teşekkül etmesi mümkündür. Mâtürîdî, “ey iman edenler” hitabıyla başlayan bazı âyetlerde (en-Nisâ 4/59; et-Tevbe 9/38; el-Hadîd 57/28) amel bakımından eksiklik içinde olan müminlerin uyarıldığına ve amellerinin eksikliğine rağmen onlardan mümin diye bahsedildiğine dikkat çeker (Kitâbü’t-Tevhîd, Sh: 379). Her amelin herkese farz olmayışı, yolculukta namazın kısaltılması, orucun kazâya bırakılabilmesi de amelin imandan ayrı bir unsur olduğunun delilleri arasında zikredilir. Dolayısıyla iman, hem aklın ve hem de amelin vazgeçilmez ölçüsüdür. İmanın atmosferinden çıkan aklın ve amelin bir değeri yoktur.

Günümüzde Allah’ının dininin anlaşılması ve yaşanması meselesinde Allah’ın Peygamberini (sünnet ve siretini) devre dışı bırakanlar, akıllarına güvenerek Allah’a din öğretmeye kalkışanlardır. İman olmazsa, iman ile mukayyet kalınmazsa akıl insana ilah olduğunu, Peygambere rağmen Peygamber olduğunu söyletir. Oysaki İslâm bir akıl dini değil, bir akıllılar dinidir. İman aklımızın emniyet kemeridir; onu kaybedersek delilerden farkımız kalmaz. 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Nedim

Yazı gerçekten çok güzel ve faydalı..Fakat iman konusunda efradı cami agyari mâni ilkesine göre ele alınmalıdır.Yazarin anlattığı iman amel konuları o zaman ki tercüme kitaplarının etkisi ile kafası karışan larin konuları ile daha çok alakalıdır.Fakat Yusuf 106 daki,"insanların çoğu imanlarina şirk bulaştırırlar" ayeti ile Yunus 100 de geçen,"iman etmek Allah cc iznine tabidir 'ifadeler çok dehşet anlamlar taşır anlayana tâbi ki.. Nüzul sebebinin hususi özel olması hükmünün umum genel olmasına engel olmadığını söyler ehlisunne âlimleri..Yani kıyamete kadar insanların çoğu nün imamlarına şirk bulaştırdiklari verisi ile hareket etmek gerekir.Ve Yunus 100 de de sahih bir imana sahip olmak öyle Osmanlı sonrası İslam dünyasında ki neyin iman neyin İslam neyin imanı İslam'ı bozacak olan küfür şirk konularını bilmeden babadan müslüman olma lüksünü taşıyacak konular değildir.İman etmek nasıl ki Nuh as la gemiye binen ve daha sonra ad semud eykel kavimleri olduklarını söyleyen âlimler e göre çocukları nesilleri daha sonra sahih inançlarına şirk ve küfür bulaştirdiklari gelen peygamberlet mucizeler eşliğinde anlattıkları halde iman etmedikleri haberleri yanında bizzat Resulullah sav in kavminin de İbrahim as ve İsmail as 'a kendini nisbet ettikleri hâlde onların hayatlarında da şirk ve küfür oluştuğu gerçeğini de unutmamak gerekir.Veya Kızıldeniz den mucizelerle öteye geçenlerden Musa as dan put istemelerini de tevrati almak için turi sinaya gittikten SONRA başlarında Harun as gibi bir peygamber olduğu hâlde samiri belaminin buzağı putuna ibadetlerini de unutmamak ve bir günde dindaş Ken Kuran'da samiri kıssası Araf taha kasas vb ayetlerde harun as in artık onlara düşman demesine evrilmeleri ile Osmanlı sonrası İslam dünyası nin da aynı sapkınlıklar içinde olmaları görmemezlikten gelmek Kur'an'ı sünneti manen tahrifata girer.Mesala İslamın bağlarından olan Allah cc yasama ve yargı gücü nün Allah cc elinde ukdesinde hakimiyetinde olması yerine emperyalist siyonist kâfirler gibi aynı sistemi yapmak ve bunu yapanlara itaat etmek Tevbe 31 bağlamında rablik değil mi.Velhasil Kur'an'ı sünneti sahabe nasıl anlamış yaşamış inanmişsa o şekilde olmak mecburiyeti vardır.Aksi bir durum 72 fırka içinden birinden veya hepsinin sapkinliginda olmak gerçeği ile karşılaşılır.Musluman küfür şirk işlemeyen ve işleyenlerle dindaşlik içinde olmamanın adıdır vesselam, Hesabını ona göre yapmak gerekir

Ali veli

Neredeyse bütün gazeteciler böyle
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23