Kim kimin boğazını daha güçlü sıkabilir?
Kim kimin boğazını daha güçlü sıkabilir?
AHMET VAROL
ABD ile İsrail ve İran arasında yaklaşık kırk gün süren çatışmaların ardından sağlanan ateşkes, görünüşte bir sükûnet izlenimi oluştursa da, kalıcı bir anlaşmaya varılamaması bölgesel gerilimi farklı bir boyuta taşımıştır. Özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden şekillenen yeni kriz, askeri çatışmanın yerini ekonomik ve stratejik bir bilek güreşine bıraktığını göstermektedir. ABD’nin İran’a yönelik olarak bu kritik su yolunda fiili bir abluka uygulamaya yönelmesi, sadece iki ülke arasındaki güç mücadelesini değil, aynı zamanda küresel ekonomik dengeleri de derinden sarsan bir hadisedir.
Hürmüz Boğazı, dünya petrol piyasasına arz edilen petrolün yaklaşık beşte birinin geçtiği, enerji güvenliği açısından vazgeçilmez bir arterdir. Bu nedenle ABD’nin burada İran’a baskı kurma amacıyla attığı her adım, yalnızca Tahran yönetimini hedef almakla kalmamakta, aynı zamanda küresel piyasalarda ciddi dalgalanmalara yol açmaktadır. ABD açısından bu strateji, İran’ın ekonomik kapasitesini sınırlamak, enerji ihracatını sekteye uğratmak ve bölgesel nüfuzunu zayıflatmak için etkili bir araç olarak görülmektedir. Ancak bu yaklaşıma dayalı politikaların ve uygulamaların yan etkileri, ABD yönetiminin hesaplarının ötesine geçebilecek niteliktedir.
İran ise bu baskıya karşılık olarak Hürmüz Boğazı’nın kullanımını zorlaştıracak hamlelerle karşılık vermektedir. Doğrudan kapatma uygulaması uluslararası hukuk alanında bir krize neden olacağından İran yönetimi daha çok “kontrollü gerilim” stratejisi izlemekte; tanker geçişlerini yavaşlatma, güvenlik risklerini artırma, askeri gerginlik gerekçesiyle İran yetkililerinden izin alınmasını şart koşma ve bölgedeki askeri varlığını hissettirme gibi yöntemlere başvurmaktadır. Bu durum, fiilen bir “boğaz kavgası”na dönüşmüş olup, tarafların birbirini ekonomik olarak sıkıştırmaya çalıştığı bir çıkmaza işaret etmektedir.
Bu durum karşılıklı füzelerin ve İHA’ların konuştuğu savaşın yerini, ateşkesin sağlanmasından sonra “Boğaz Kavgası”nın aldığını gösteriyor. Bu kavgada her taraf karşı tarafın boğazını daha fazla sıkmak suretiyle onu zayıf düşürmeye çalışıyor.
Bu “Boğaz Kavgası”nda ABD’nin uyguladığı ablukanın daha etkili olması ve daha güçlü bir kontrol sağlaması mümkündür. Bu hem ABD’nin askeri gücünün daha fazla olması hem de onun, boğazın dışından bir abluka uygulaması dolayısıyla giriş ve çıkışları daha sıkı bir şekilde kontrol etme imkânına sahip olması sebebiyle muhtemeldir.
ABD’nin sıkı bir abluka uygulaması ve İran petrolünün çıkışını ya da İran’a ait olmayan gemilerin ona haraç ödemelerinin engellenmesi bu ülkenin ekonomisinin ciddi şekilde olumsuz etkilenmesine neden olacaktır.
Ama diğer taraftan Hürmüz Boğazı’nın güvensiz hale gelmesi ve petrol geçişinin zorlaşması tüm dünya piyasasını etkileyecektir ve sorunun uzun süre devam etmesi, ABD yönetiminin uluslararası alanda baskılarla karşı karşıya kalmasına sebep olabilir.
Bu sebeple ABD İran’ın boğazını sıkarken dünya ekonomisinin olumsuz etkilenmesi yüzünden diğer küresel güçlerin de ABD’nin boğazını sıkması ve onu anlaşmaya zorlaması mümkündür.
Bu durum karşısında; “Kim önce takatsiz kalacak ve dayanma gücünü kaybedecektir?” sorusuna cevap aramak gerekir ki şimdilik bu sorunun cevabını çok kesin bir şekilde tahmin etmek kolay değildir. Ama yıllardan beri zaten abluka altında ve bu yüzden ekonomisi yıpranmış durumda olan İran’ın biraz daha uzun süre direnmeyi ve ABD’yi kendisinin bazı şartlarına zorlamak için zamanın onun aleyhine işlemesinden istifade etmeyi tercih etmesi muhtemeldir.
Buna rağmen ABD yine de kendisinin yenilgiyi ve İran’ın şartlarına razı olarak sorunu bitirmek zorunda kaldığı imajı vermeyi tercih etmez. O yüzden savaşın cepheden boğaza taşınmasının, dolayısıyla bir anlaşma sağlanamamasının uluslararası ekonomi açısından çok da “olumlu” bir yer değişimi sayılamayacağını söyleyebiliriz. Buna rağmen yine de katliamların ve yıkımların durdurulması elbette insani açıdan olumlu bir gelişmedir.