--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

23 Nisan kutlamaları ve düşündürdükleri

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
7

23 Nisan kutlamaları ve düşündürdükleri

YAŞAR DEĞİRMENCİ

Tarihte geçen önemli günler elbette vardır. Bilinmeli, ibret alınmalı, dersler çıkarılmalı. Bizde tarihi günler hiç tahlil edilmez, takdis edilir. Resmî tarih; anaokulundan, lise son sınıfa kadar eğitimimizde (başında ‘Millî’ kelimesi olsa da) hiç Millî Eğitim olmadı. Şimdi gayret ediliyor çığırtkanlıklara rağmen. Bilhassa Millî Eğitim Bakanımız Yusuf Tekin’e sahip çıkılmalı, içimizdeki ve dışımızdaki “şer ittifakı” millî manevi duygularını kaybetmeyenlerden gerekli cevabı almalı. Hilâl-Haç mücadele ve mücahedesinde yerimizi almalıyız.

Önemli günler; hep Kemalizm’in, tabulaştırmanın, şahısları ‘ortak değer, ortak payda’ haline getirmenin vesilesi oldu. Tarihimizle de irtibatları yok. Sadece düşmanlık! Ecdat, Osmanlı düşmanlığı! Belgeli, ispatlı yapılanları bile konuşmak yasak. 23 Nisan 1920 de tarihi günlerimizden. Çok iyi bilinmeli, tarih şuuru/bilinci kazanmanın günleri olmalı. 

Prof. Yasin Aktay hocamızın (Kadir Mısıroğlu, Yavuz Bahadıroğlu, Mustafa Armağan’ın kitaplarından ürkenler) Beyan Yayınları’nda Cumhuriyetin İlk Yılları: Demokrasi mi Diktatörlük mü? ile Cumhuriyetin İlk Yıllarında Din Eğitimi Kitabını okuyabilirler.


23 Nisan, TBMM’nin açılış yıl dönümü olarak kutlanıyor. Resmî anlatıda bu tarih, yalnızca yeni bir devletin değil, aynı zamanda millet egemenliğine dayalı yeni bir siyasal düzenin doğum günü olarak sunulur. Şüphesiz 23 Nisan 1920, Türk siyasi tarihi açısından son derece kritik bir eşiği temsil eder. 23 Nisan 1920’de kurulmuş olduğu söylenen BMM (Birleşmiş Milletler Meclisi) aslında İstanbul’da zaten faal halde bulunan, 1. Dünya Savaşı esnasında bile açık durmuş olan Meclis-i Mebusan’ın Ankara’ya taşınmasından ibarettir.

Meclis işgal şartlarında faaliyetine devam edemediği için 11 Nisan 1920 tarihinde resmen kapanmış ve aynı üyeler BMM’nin kurulmasıyla birlikte Ankara’ya taşınarak BMM’nin ilk üyelerini oluşturmuştur. Bir cuma günü namaz sonrası dualarla açılışı yapılan Meclis Halife Vahdettin’e bağlılık yemini ederek görevine başlamış olsa da esasen meclisin İstanbul’dan Ankara’ya taşınmasında İstanbul hükümetine karşı bir darbe hazırlığının bütün işaretleri vardır. İngilizler adım adım İstanbul’un ülke idaresinde devre dışı kalmasına ve Ankara’nın bir muhatap olarak hazırlanmasına etkili bir katkıda bulunmuş oluyordu. Cumhuriyet ile birlikte kurulmuş değil, çok daha önceden mevcut olan bir kurumdur. Dolayısıyla Cumhuriyetin Türkiye’ye bir parlamento kazandırmış olduğunu söyleyemeyiz. 


İlk Meclis’e de İkinci Meclis’in önemli bir kısmına da hâkim olan anlayışın hem saltanatın hem de halifeliğin kurtarılması olduğunu çok net ifade ediyor. Sonradan ne olduysa Mustafa Kemal; bu amaçla oluşmuş bir hareketten aldığı gücü sonradan saltanatı ve hilafeti kaldırmak ve Cumhuriyeti kendi cumhurbaşkanlığını ilan etmek üzere kullanması, açıktır ki bu mutabık olunan anlayıştan, üstelik hiç de demokratik prosedürler takip edilmeksizin, bir sapma olarak gerçekleşmiştir. (Sapmaya çarpıcı örnek:

7 Şubat 1923 günü öğleyin Paşa Zağnos Paşa Camii’nde okunan mevlidden sonra minbere çıkarak yaptığı konuşmada da bu konulara değinmişti. “Balıkesir Hutbesi” diye anılan bu konuşmasında “Allah birdir, şanı büyüktür. Allah’ın selameti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun” diyerek söze başladı. “Ey millet! Allah birdir, şanı büyüktür. Allah’ın selâmeti, sevgi ve iyiliği üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenâb-ı Hak tarafından insanlara dinî hakikatleri tebliğe memur edilmiş ve resul olmuştur. Temel nizamı, hepimizin bildiği Kur’ân-ı Azimüşşan’daki açık ve kesin hükümlerdir. İnsanlara maneví mutluluk vermiş olan dinimiz, son dindir, mükemmel dindir.) Devamını konuştuklarıyla yaptıklarını değerlendirerek okuyabilirsiniz.


23 Nisan 1920’de kurulan Millet Meclis’i, 22 Nisan 1920’de, yani bir gün önce, Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında görüşülen gündemleri aynen devralarak ve müzakere ederek devleti yönetmeye başlamıştı. Yeni Türkiye’nin kurucuları, açıkça şunu ilan ediyorlardı küffara: Biz küllerimizden doğmasını biliriz. Bir devleti yıkarsınız ama biz yenisini derhal kurmasını iyi biliriz. Söylenmek istenen şey, Türkiye devleti, Osmanlı’nın her bakımdan devamı olacaktı. Hilâfet de sürecekti, saltanat da bir süreliğine kadar da olsa sürecekti.  

Türkiye Cumhuriyeti, fiilen 23 Nisan 1920’de kuruldu aslında. Millet Meclisi, Anadolu’da kurulan bağımsız devletin ön adımıydı. Meclis değil devlet kurulmuştu 23 Nisan 1920’de. Hem Kur’an-ı Kerîm, hem Buhari-i Şerif hatimleriyle. Kurbanlar kesilerek, Tekbirler getirilerek. Bunlar bilinmeden olmaz.

Bu Meclis, Millî Mücadele’yi yöneten bir meclis değil, ülkenin meselelerini müzakere ederek ve kanunlar çıkararak ülkeyi yöneten bir devletti aslında. 


Bu Meclis; gerek törenleri, gerek gündemleri, gerekse mebuslarının kahir ekseriyetinin hocalardan, âlimlerden, toplumun İslâmî kurumlarının ve oluşumlarının önde gelen isimlerinden oluşması hasebiyle İslâmî bir meclisti. Kahir ekseriyeti, müftüler, hocalar ve ülkenin önde gelen âlimleri ve münevverleri arasından seçilen kişilerden oluşan ve bu kişilerle önce millî mücadeleyi, sonra da ülkeyi yöneten bu devlet, 1928 yılına kadar, Anayasa’nın 2. maddesindeki “devletin dini, din-i İslâm’dır” ibaresi çıkarılana kadar İslâm devleti olarak kurulmuştu. Türkiye Cumhuriyeti kadroları daha sonra Türkiye’nin laik bir devlet olduğunu, İslâmî bir iddiası ve temsiliyeti olmadığını açıkça bütün dünyaya ilan etti.


23 Nisan 1920’de Kur’an-ı Kerim’lerle, dualarla Cuma günü açılan meclis, bu birinci meclisin kapatılıp, ‘emir kulları’ndan ibaret ikinci meclisin açılması, sonrasında başlayan bazı inkılapların verdiği zararlar hiç bilinmesin mi? Bu inkılaplar; bu milletin içinden büyük bir kesimi başkalaştırmış ve dini, dili, hayat tarzı ile başka bir kavim haline getirmiştir. Mustafa Kemal’in her dediği doğru, her tesbit ve teşhisi tartışılmaz, kabul edilir. Kahramanları ve hainleri o belirler. Şekil ve isim değiştirse de her geçen gün en çok istismar edilen, koruma ve korunma şemsiyesi altına sığınılan bir “kutsal tapınak” konumuna getirildi. “Demokratik bir Devlet” iddiası ve anlayışı, sekülerizm, Kemalizm ve Paganizm prangasıyla esir edildi. Bunlardan kurtulalım artık. Birinci Meclisin kapatılıp, kendi kadrosundan müteşekkil, emir kullarından ibaret ikinci meclisin açılmasını bilmeyelim mi? Ezanı yasaklayan, hafıza kaybına sebep olan harf inkılabını yapan/yaptıran, kadınımızın hürriyete kavuşturulması adı altında iffet ve hâyâ perdesinden sıyrılıp teşhir metaı haline getirilmesine varıncaya kadar yapılanlar hiç konuşulmasın mı? İslâm’ın hayattan çıkarılıp tamamen dışlanması, tehlikeli gösterilmesi olmadı mı? Kırmadan dökmeden, itham, iftira ve suizandan uzak birbirimize tahammül göstererek samimiyetimizle 23 Nisan’lara bir de bu gözle bakamaz mıyız?

Yorumlar

(7)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Derdimiz memleket

25 Nisan 2026 00:11

Kırmadan dökmeden nasıl olacak? Kıran döken hükümete küfreden hendekler kazan vatandaşı acımadan katleden kamalistler ve onu maske olarak kullanan siyonistlerin uşakları. Bunun bir yolu ikinci meclisteki 150 li kişinin soyu sopu açıklansın. Aralarında bir tane Türk çıkacak mı? Devletin dini hıristiyanlık olsun diye teklif eden Mahmut esat Bozkurt kaç miligram Türk. Müslüman mı demiyorum, Osmanlı tarihinde maalesef paşa ! unvanı almış, abdestsiz namaz kılan epey gavur vardı. Köprüyü geçene kadar ayıya dayı dersin taktiği çok güzel uygulanmış. İttihat terakkinin postacısı Cemal paşa olmuş, ne kadar kolay paşa olmak. Şam’da Araplara yapmadığı pislik kalmamış. Müslüman oldukları için bu insanlar Çanakkale de yinede savaşıyorlar. Filistin de üç tane kolordu var, ortadaki komutan askerlerini çekiyor ve Filistin cephesi çöküyor İstanbul a gelip palavralar sıkıyor Vahdettin sultanın bacısını alıp Genelkurmay başkanı olmaya çalışıyor Allah tan beceremiyor tarih bunu niye yazmıyor. Yazsa yer yerinden oynar . Çekildiği yer nedense o zamanki abd başkanının tarif ettiği bu günkü Türkiye sınırı ne tesadüf. Neymiş Araplar bizi sırtımızdan vurmuş..!!.. bunlar bilinmeyince İsrail katliamını kamalistler kınamıyorlar bile. Kamalistler çok akıllılar ileriye götüren her atılıma karşı çıkıyor mahkemeye veriyor Osmanlı’ya küfrediyor, dine hakaret ediyorlar devleti soyuyorlar milletin ırzına geçiyorlar, ceza alıyorlar mı, hata ettik diyorlar mı? Asla utanmadan kendilerini haklı çıkarmak için savunuyorlar niye? Türk değiller Müslüman hiç değiller. Başörtü düşmanı maskesiyle islam düşmanlığı yapan Van yüzüncü yıl rektörü nereye gömüldü? Hirıstiyan mezarlığına. Rektör kelimesi türkçemi? Hiristiyanlığın neresinden alıntı? Müslüman barış dini olan İslamın parçasıdır. İçimizdeki sabataylardan kurtulamadığımız sürece kırılırız dökülürüz. Milletin kanını emen binde 3 lük kesim maalesef hepsi sabatay Selanik yahudisi. Çok iyi düşünmemiz ve yorumlayıp tedbir almamız gereken bir Yahudi sözü var: “ biz kaos başlarken kazanmalıyız, sürerken kazanmalıyız ve kaos biterken kazanmalıyız. “

Bozok

24 Nisan 2026 21:58

Hakkın ve hakikatın önüne en büyük engel olan, müslüman Türk milletinin inancına zincir vuran danışıklı dövüşle kurulan devlette (sözde bağımsızmış, demokratmış hiç alakası yok) fikir ve düşünce özgürlüğüne en büyük engel teşkil eden Kemalizm ve onun kalkanı olan saçma sapan 5816 sayılı Atatürk'ü Koruma kanununun kaldırılması şarttır. Müslüman Türk milletine atılan en büyük kazık budur.

Kanber

24 Nisan 2026 18:10

TANRILAŞTIRILMIŞ BATI VE UYDURULMUŞ DİNLERİNİN VAHŞETİ Biz Çanakkale Meydan Muharebesi, Sakarya Meydan Muharebesi, Sarıkamış hareketleri ile Dinimiz İslam için, vatan ve namus için çok şehit vererek, çok bedel ödeyerek askeri işgalden kurtulduk.      Ancak;  İNGİLİZ LORTLAR KAMARASINDA BİZ BU MÜSLÜMANLARI KUR-AN'DAN YANİ İSLAMDAN UZAKLAŞTIRMADAN BUNLARI YENMEMİZ MÜMKÜN DEĞİLDİR KARARINDAN SONRA TALİMAT ÜZERİNE TÜRKİYE'de hilafetin kaldırılması, alfabenin değiştirilmesi, anayasanın ve kanunların Avrupa'dan ithal edilmesi, laikliğin, kemalizm'in, deizmin, sosyalizmin, komünizmin uydurulmuş din haline getirilmesi ile adeta KÜLTÜREL İŞGAL altına girdik. Şarap şampanya, çalgı çengi, heykel, yalan, talan ve ihanet, sosyal medya, moda, marka ve modernizm bağımlılığı gibi neslimizi çürüten neticeleri ülkemizin âli bekası sorunu haline gelmiştir.       Amerika kıtasında Asteklerin, İnkaların ve Kızılderililerin soylarını kurutan,  Afrikadan 400 yıl köle ticareti yapan, 100 milyarlarca dolarlık sömürü geliri elde eden. Şimdi ise gözlerimizin önünde; Afganistan'ı, Irak'ı ve Venezuela'yı işgal eden. İran'ı işgal etmeye çalışan,       EPSTEIN dosyalarında görüldüğü gibi mahsun ve mazlum çocuklara tecavüz ve katliamlar yaparak etlerini ve iliklerini vampir kadar  vahşileşerek yiyen ve kanını emen ÜST DÜZEY DEVLET YETKİLİLERİ gözler önüne serilmişken bu emperyalist  ve vahşi BATI ülkemizde Asya'da ve Afrika'da adeta TANRI'laştırıldı. Rabbimiz Allah Ali İmran suresinin 103 ayetinde; "■Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılınız. Parçalanıp bölünmeyiniz. Allah’ın size olan nimetini hatırlayınız. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz ve O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz. Buyurmaktadır Bu kültürel ve fikirsel işgalden ve vahşetten kurtulmadıkça, dirilmemiz, kurtulmamız ve muzaffer olmamız mümkün olmayacaktır.      

ADSIZ

24 Nisan 2026 11:10

Hiç Tom Barakı düşündünmü

Tanımaz

24 Nisan 2026 11:25

Oda kim?

okur

24 Nisan 2026 09:42

sende milli olmayan egitimde yetismedinmi yasar?

Yasemin

24 Nisan 2026 09:05

5816 yı zorla çıkaranlar dayatma ile çıkaranlar hakkında suç duyurusunda BULUNUYORUM Devletime şikayet ediyorum CEZASIZ KALAMAZ Ecdadımızın topraklarında Ecdadımızın kemiklerini sızlatamazlar sabetaist göçmenler, sabetaist göçmenlere göre yaşayamam azınlıklar çoğunluğa hükmedemez yeter artık uyanmanın zamanı geldi siyonistlere kin duyuyorlar tüm Dünya Ülkeleri insanları kovuyorlar siyonistleri Ben'im Ülkemde niye söz sahibi BEN'İM dediğimi yapacak Ben Osmanlı Torunuyum ASİLİM SOYLUYUM BASİT hiç değilim ELHAMDÜLİLLAH MÜSLÜMANIM Üstad Kadir Mısıroğlu yolundayım Üstad Kadir Mısıroğlu ALLAH AZİMÜŞŞAN yolunda Peygamber efendimiz Hz Muhammed sav efendimiz yolunda idi korkmadı, Ben'de Korkmuyorum Kahrolsun LAİKLİK KAHROLSUN KAMALIZM LAİKLİĞİ Avrupa alsın NİYE almıyor NİYE Biz muz cumhuriyeti miyiz?????

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle