• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI

23 Nisan kutlamaları ve düşündürdükleri

24 Nisan 2026
A


Yaşar Değirmenci İletişim: [email protected]

23 Nisan kutlamaları ve düşündürdükleri
YAŞAR DEĞİRMENCİ

Tarihte geçen önemli günler elbette vardır. Bilinmeli, ibret alınmalı, dersler çıkarılmalı. Bizde tarihi günler hiç tahlil edilmez, takdis edilir. Resmî tarih; anaokulundan, lise son sınıfa kadar eğitimimizde (başında ‘Millî’ kelimesi olsa da) hiç Millî Eğitim olmadı. Şimdi gayret ediliyor çığırtkanlıklara rağmen. Bilhassa Millî Eğitim Bakanımız Yusuf Tekin’e sahip çıkılmalı, içimizdeki ve dışımızdaki “şer ittifakı” millî manevi duygularını kaybetmeyenlerden gerekli cevabı almalı. Hilâl-Haç mücadele ve mücahedesinde yerimizi almalıyız.

Önemli günler; hep Kemalizm’in, tabulaştırmanın, şahısları ‘ortak değer, ortak payda’ haline getirmenin vesilesi oldu. Tarihimizle de irtibatları yok. Sadece düşmanlık! Ecdat, Osmanlı düşmanlığı! Belgeli, ispatlı yapılanları bile konuşmak yasak. 23 Nisan 1920 de tarihi günlerimizden. Çok iyi bilinmeli, tarih şuuru/bilinci kazanmanın günleri olmalı. 

Prof. Yasin Aktay hocamızın (Kadir Mısıroğlu, Yavuz Bahadıroğlu, Mustafa Armağan’ın kitaplarından ürkenler) Beyan Yayınları’nda Cumhuriyetin İlk Yılları: Demokrasi mi Diktatörlük mü? ile Cumhuriyetin İlk Yıllarında Din Eğitimi Kitabını okuyabilirler.


23 Nisan, TBMM’nin açılış yıl dönümü olarak kutlanıyor. Resmî anlatıda bu tarih, yalnızca yeni bir devletin değil, aynı zamanda millet egemenliğine dayalı yeni bir siyasal düzenin doğum günü olarak sunulur. Şüphesiz 23 Nisan 1920, Türk siyasi tarihi açısından son derece kritik bir eşiği temsil eder. 23 Nisan 1920’de kurulmuş olduğu söylenen BMM (Birleşmiş Milletler Meclisi) aslında İstanbul’da zaten faal halde bulunan, 1. Dünya Savaşı esnasında bile açık durmuş olan Meclis-i Mebusan’ın Ankara’ya taşınmasından ibarettir.

Meclis işgal şartlarında faaliyetine devam edemediği için 11 Nisan 1920 tarihinde resmen kapanmış ve aynı üyeler BMM’nin kurulmasıyla birlikte Ankara’ya taşınarak BMM’nin ilk üyelerini oluşturmuştur. Bir cuma günü namaz sonrası dualarla açılışı yapılan Meclis Halife Vahdettin’e bağlılık yemini ederek görevine başlamış olsa da esasen meclisin İstanbul’dan Ankara’ya taşınmasında İstanbul hükümetine karşı bir darbe hazırlığının bütün işaretleri vardır. İngilizler adım adım İstanbul’un ülke idaresinde devre dışı kalmasına ve Ankara’nın bir muhatap olarak hazırlanmasına etkili bir katkıda bulunmuş oluyordu. Cumhuriyet ile birlikte kurulmuş değil, çok daha önceden mevcut olan bir kurumdur. Dolayısıyla Cumhuriyetin Türkiye’ye bir parlamento kazandırmış olduğunu söyleyemeyiz. 


İlk Meclis’e de İkinci Meclis’in önemli bir kısmına da hâkim olan anlayışın hem saltanatın hem de halifeliğin kurtarılması olduğunu çok net ifade ediyor. Sonradan ne olduysa Mustafa Kemal; bu amaçla oluşmuş bir hareketten aldığı gücü sonradan saltanatı ve hilafeti kaldırmak ve Cumhuriyeti kendi cumhurbaşkanlığını ilan etmek üzere kullanması, açıktır ki bu mutabık olunan anlayıştan, üstelik hiç de demokratik prosedürler takip edilmeksizin, bir sapma olarak gerçekleşmiştir. (Sapmaya çarpıcı örnek:


7 Şubat 1923 günü öğleyin Paşa Zağnos Paşa Camii’nde okunan mevlidden sonra minbere çıkarak yaptığı konuşmada da bu konulara değinmişti. “Balıkesir Hutbesi” diye anılan bu konuşmasında “Allah birdir, şanı büyüktür. Allah’ın selameti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun” diyerek söze başladı. “Ey millet! Allah birdir, şanı büyüktür. Allah’ın selâmeti, sevgi ve iyiliği üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenâb-ı Hak tarafından insanlara dinî hakikatleri tebliğe memur edilmiş ve resul olmuştur. Temel nizamı, hepimizin bildiği Kur’ân-ı Azimüşşan’daki açık ve kesin hükümlerdir. İnsanlara maneví mutluluk vermiş olan dinimiz, son dindir, mükemmel dindir.) Devamını konuştuklarıyla yaptıklarını değerlendirerek okuyabilirsiniz.


23 Nisan 1920’de kurulan Millet Meclis’i, 22 Nisan 1920’de, yani bir gün önce, Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında görüşülen gündemleri aynen devralarak ve müzakere ederek devleti yönetmeye başlamıştı. Yeni Türkiye’nin kurucuları, açıkça şunu ilan ediyorlardı küffara: Biz küllerimizden doğmasını biliriz. Bir devleti yıkarsınız ama biz yenisini derhal kurmasını iyi biliriz. Söylenmek istenen şey, Türkiye devleti, Osmanlı’nın her bakımdan devamı olacaktı. Hilâfet de sürecekti, saltanat da bir süreliğine kadar da olsa sürecekti.  

Türkiye Cumhuriyeti, fiilen 23 Nisan 1920’de kuruldu aslında. Millet Meclisi, Anadolu’da kurulan bağımsız devletin ön adımıydı. Meclis değil devlet kurulmuştu 23 Nisan 1920’de. Hem Kur’an-ı Kerîm, hem Buhari-i Şerif hatimleriyle. Kurbanlar kesilerek, Tekbirler getirilerek. Bunlar bilinmeden olmaz.

Bu Meclis, Millî Mücadele’yi yöneten bir meclis değil, ülkenin meselelerini müzakere ederek ve kanunlar çıkararak ülkeyi yöneten bir devletti aslında. 



Bu Meclis; gerek törenleri, gerek gündemleri, gerekse mebuslarının kahir ekseriyetinin hocalardan, âlimlerden, toplumun İslâmî kurumlarının ve oluşumlarının önde gelen isimlerinden oluşması hasebiyle İslâmî bir meclisti. Kahir ekseriyeti, müftüler, hocalar ve ülkenin önde gelen âlimleri ve münevverleri arasından seçilen kişilerden oluşan ve bu kişilerle önce millî mücadeleyi, sonra da ülkeyi yöneten bu devlet, 1928 yılına kadar, Anayasa’nın 2. maddesindeki “devletin dini, din-i İslâm’dır” ibaresi çıkarılana kadar İslâm devleti olarak kurulmuştu. Türkiye Cumhuriyeti kadroları daha sonra Türkiye’nin laik bir devlet olduğunu, İslâmî bir iddiası ve temsiliyeti olmadığını açıkça bütün dünyaya ilan etti.


23 Nisan 1920’de Kur’an-ı Kerim’lerle, dualarla Cuma günü açılan meclis, bu birinci meclisin kapatılıp, ‘emir kulları’ndan ibaret ikinci meclisin açılması, sonrasında başlayan bazı inkılapların verdiği zararlar hiç bilinmesin mi? Bu inkılaplar; bu milletin içinden büyük bir kesimi başkalaştırmış ve dini, dili, hayat tarzı ile başka bir kavim haline getirmiştir. Mustafa Kemal’in her dediği doğru, her tesbit ve teşhisi tartışılmaz, kabul edilir. Kahramanları ve hainleri o belirler. Şekil ve isim değiştirse de her geçen gün en çok istismar edilen, koruma ve korunma şemsiyesi altına sığınılan bir “kutsal tapınak” konumuna getirildi. “Demokratik bir Devlet” iddiası ve anlayışı, sekülerizm, Kemalizm ve Paganizm prangasıyla esir edildi. Bunlardan kurtulalım artık. Birinci Meclisin kapatılıp, kendi kadrosundan müteşekkil, emir kullarından ibaret ikinci meclisin açılmasını bilmeyelim mi? Ezanı yasaklayan, hafıza kaybına sebep olan harf inkılabını yapan/yaptıran, kadınımızın hürriyete kavuşturulması adı altında iffet ve hâyâ perdesinden sıyrılıp teşhir metaı haline getirilmesine varıncaya kadar yapılanlar hiç konuşulmasın mı? İslâm’ın hayattan çıkarılıp tamamen dışlanması, tehlikeli gösterilmesi olmadı mı? Kırmadan dökmeden, itham, iftira ve suizandan uzak birbirimize tahammül göstererek samimiyetimizle 23 Nisan’lara bir de bu gözle bakamaz mıyız?

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23