--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hilafetin yokluğunda dünya küresel eşkıyaya kaldı

Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
15

Hilafetin yokluğunda dünya küresel eşkıyaya kaldı

MUSTAFA ÇELİK

Bir zamanlar, doğudan batıya uzanan bir çadır vardı. Bu çadırın adı ümmetti, direği hilafetti. Gölgesi, farklı milletlerden milyonlarca insanı bir araya getiriyor; altında bir adalet, merhamet ve sorumluluk anlayışı yeşeriyordu. Elbette kusursuz değildi, ama yönü belliydi: Kudüs’ten Bağdat’a, Kurtuba’dan İstanbul’a kadar uzanan bir değerler haritası vardı. Ne zaman ki bu çadır çöktü, dünya yönünü kaybetti. Hilafet, beşeriyetin müşterek dünya cennetidir. Beşeriyet onu kaybettiği günden bu yana cehennemi yaşıyor!

Hilafetin kaldırılmasıyla sadece bir siyasi kurum ortadan kalkmadı; Müslüman coğrafyanın kalbi ritmini yitirdi. Dağınıklık, yalnızlık ve kimlik bunalımı birbirini izledi. Bir zamanlar adalet adına yürüyen ümmet, şimdi sınırlarla bölünmüş, kimlikler içinde ezilmiş, dillerle ayrıştırılmış bir topluluğa dönüştü.


Bu boşluğu kim doldurdu dersiniz? Adını modern diplomasi koydular, ama özü eskiydi: Güçlünün sözü geçerdi. Yasaları şirketler yazdı, sınırları silahlar çizdi. Adalet terazisi, dolarla, petrolle, jeopolitik hesaplarla ayarlandı. Küresel eşkıya, yani çıkar odaklı emperyal sistemler, bu sahipsiz dünyada at koşturmaya başladı.

Bugün Filistin’de akan kan, Afrika’da bitmeyen yoksulluk, Asya’da susturulan diller, işte bu düzenin çarpık yüzüdür. İnsan hakları diye bağıranların, aynı anda çocukları bombalayanlara silah sattığını görmek, yeryüzünün yeni normalidir. Çünkü artık hesap soracak bir otorite, bir “merkez”, bir hilafet vicdanı yoktur.


Bugün dünyanın yaşadığı kaosta, sahipsizliğin, dağınıklığın ve adaletsizliğin bu kadar yaygınlaşmasında, hilafetin yokluğunun payı hiç mi yoktur? Elbette ki vardır asıl sebeptir.

Belki de mesele bir kurumdan öte, bir ilkenin kaybıdır: Adaleti yeryüzünde temsil edecek bir irade. O irade yeniden yeşerene kadar, küresel eşkıyanın gölgesi daha uzun süre uzayacak üzerimize.

Hilafetin ilga edildiği gün, sadece bir kurumun ortadan kalkması değil, aynı zamanda toplumun yapı taşlarında da önemli bir değişimin habercisiydi. O gün, dağdaki eşkıya şehre indi; yani düzenin sınırları belirsizleşti, otorite boşluğu çeşitli çıkar gruplarının ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Rabbimiz haber verip uyarıyor:


“İnsanlardan öylesi de vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider. Bir de kalbindekine (Sözünün özüne uyduğuna) Allah’ı şahit tutar. Hâlbuki o, düşmanlıkta en amansız olandır.

O, (senin yanından) ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmağa, ekin ve nesli yok etmeğe çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez.” (Bakara Sûresi/ 204-205)

Hilafetin kaldırılması, modern devlet yapısının inşası adına atılmış bir adım olarak görülebilir. Ancak bu değişimin beraberinde getirdiği boşluk ve belirsizlik, adeta talan ve yalanın hüküm sürdüğü bir dönemin başlangıcı oldu. Hilafetin ilga edildiği gün eşkıya dağdan şehre indi. O gündür bugündür talan ve yalan devam ediyor. Bu ifade, sadece siyasi bir eleştiri değil, aynı zamanda toplumsal bir uyarıdır. Çünkü bir toplumu güçlü kılan, sağlam kurumlar ve bu kurumların adaletli işleyişidir.


Hilafetin kaldırılmasıyla birlikte otoritenin kırılganlaşması, bazı kesimlerin menfaatlerini koruma adına kural tanımaz hale gelmesine yol açtı. Bugün hâlâ süregelen bu kaos, geçmişten ders alınmadığının bir göstergesidir.

Hilafetin yokluğu, küresel eşkıyanın iştahını artırmış bulunuyor. Bazı Müslümanları bombalarla, füzelerle parçalarken, bazılarını da sıra kendilerine gelinceye kadar okşayarak oynatıyor.

Tarihin seyrini değiştiren kimi yokluklar vardır; bir sancaktar düşer, bir sancak yere iner, bir şehir susar, bir medeniyetin kalbi durur. Hilafet de, kimi zihinlerde sadece bir yönetim biçimi gibi algılansa da, aslında birliğin, ortak hafızanın ve siyasi bilinçlenmenin adıdır. Onun yokluğu, sadece bir makamın değil, aynı zamanda bir duruşun, bir yönelişin de kayboluşudur.


Bugün İslam coğrafyası parça parça; kimi yerlerde bombalarla, füzelerle delik deşik ediliyor. O topraklarda akan kan, sadece mazlumların değil, aynı zamanda sahipsizliğin kanıdır. Sessizliğin, dağınıklığın, birbirinden habersiz yüreklerin kanıdır. Sözün anlamını yitirdiği, duanın göğe ulaşamadığı yerlerde yankılanan acı bir feryattır bu.

Öte yandan, bazı bölgelerde Müslümanlar, henüz sıra kendilerine gelmediği için bir rehavetin kucağında, okşanarak avutuluyor. Küresel güçler, kimi coğrafyalara doğrudan saldırırken, kimilerini daima ihtiyaç duyulacak dostlar gibi görüp pohpohluyor. Ancak bu geçici iltifatlar, hakikatin üzerini örtemez. Zira tarihin terazisi hassastır; kimin hangi niyetle hareket ettiğini, kimin göz yumduğunu, kimin sessiz kaldığını unutmaz.


Birlik duygusu kaybolduğunda, adaletin sesi kısılır. Hilafetin yokluğu, sadece bir yönetimsel boşluk değil; aynı zamanda kalpler arasındaki köprülerin çöküşüdür. Bugün Müslümanlar bir araya gelemediği için, karşılarında duran küresel irade, dilediği gibi tasarrufta bulunuyor. Parçalıyor, susturuyor, yönlendiriyor. Kimini ezerek sindiriyor, kimini ise övgülerle uyutuyor. Ama gerçek değişmez: Sahici bir diriliş, ancak ortak bir bilinçle mümkündür. Aksi hâlde tarih, sadece izleyenler için değil, susanlar için de hükmünü verir.

Yorumlar

(15)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

أحمد صالح مرديوان

29 Ekim 2025 10:29

Bana ne dünyanın küreselleşmesinden. Bana ne dünyanın nâmûs'u bırakıp nâmûssuzluğu almasından. Bana ne düntanın iffeti bırakıp hayasızlığı almasından. Dünya böyledir diye Allah'ın emretdiği değerlerden sıyrılıp neuzü billâh münkeré teslîm mi olalım ya'ni? Öyle görülüyorki: من يهده الله فلا مضل له âyetinin muhatabı kalmamış.

Fırat

16 Ekim 2025 14:14

Hilafet Allahın vaadi Rasulü SAV müjdesidir. Evet bunadan 100 yıl önce hilafet kaldırıldı ancak yakın bir gelecekte geri gelecek. Allahın muttaki kulları onu geri getirmek için gece, gündüz çalışıyor. Rabbim bu uğurda mücadele edenlerden eylesin bizleri.

Ali

15 Ekim 2025 17:19

Hilafetin yokluğu değil, adaletsiz bir düzenin varlığı bu dünyanın derdidir. Gücü kutsayan her çağ, hangi isimle anılırsa anılsın, aynı zulmü üretir. Hilafet varken de adalet, gücün elinde eğilip bükülüyordu; bugün de öyle. “Küresel eşkıya” dedikleri şey, aslında her çağda şekil değiştiren çıkar düzeninin ta kendisidir. O yüzden mesele, bir makamın geri gelmesi değil; iktidarın adaletin önüne geçmesini reddetmektir. Hilafeti değil, gücün kendini kutsadığı her düzeni sorgulamak gerek.

Kasım Çalışkan

15 Ekim 2025 13:52

Tarihi bir tespit olmuş ve aynı zamanda bugünkü acıklı halimizin de bir tefsiridir Allah razı olsun. Hilafet şuuru çok önemlidir. Yorumculardan hilafete dil uzatanları görüyorum. Acıklı biraderim. Karanlığa o kadar alışmışlar ki, aydınlıktan rahatsız oluyorlar. Neredeyse güneş yok diyecekler. Hilafet güneştir, güneşi inkâr etmek mümkün değil. Yazarımızdan Allah razı olsun, böyle yazıların daha çok yayınlanmasını taleb ediyoruz. Selam ve Dua ile!...

Nedim

15 Ekim 2025 11:47

Osmanlı sonrası İslam dünyasında ki tahribatın ne olduğu konusunda Kur'an sünnet ve SAHABENİN anladığı yaşadığı inandığı İslam'a göre degerlendirilmediginden yüzyıldır İslam dünyası nin zilleti çaresizliği ve tarih yapıcı vasfı olan yapılarla hiçbir benzerliği yoktur.Kuranda Allah cc in islamina razı olduğu peygamber den sonra ki sahabeler ve onlara güzelce sahih bir şekilde tâbi olanlar olduğunu anlatan TEVBE 100.ayetin yeterince anlaşilamadigindan ve ona benzer olan Nisa 115. Ayetinde ki,"hidayette yani CENNETE girebilmek ve ebedî CEHENNEMDEN kurtulabilmek için peygamber den sünnetinden rehberliğinden yuzcevirmemeyi ve müminlerin SAHABENİN yolundan itikadından ayrılmamayi gerektiği hakikati da anlaşılamamıştır.Ehlisunne itikadı ve inancı konu akaid dinin aslı temeli olan konusu KÜFÜR ŞİRK BİDAT olan konularda peygamber ve ashabı ile YÜZDE YÜZ aynı olma zorunluğu anlaşılamamıştır.Bidat ehli yani İslam dinî konusunda peygamber ve ashabtan ister bir konuda ister birçok konudan ayrışmanın karşılığı ebediyyen cehenneme girmek oldugu da anlaşılamamıştır.Bir konuda veya birçok konuda İslam iddiası ile SAHABEDEN ayrişanlar Bidat ehli olanlar farklılıklarını Kuran'daki sünnetteki naslari tevil ederek ve sahabeden farklı anlayarak edindikleri mesrebleri görüşleri (haricî mutezili Şiî Sufi vb farketmez) sanki hakları varmış gibi açılımlar yapmaları ile anayoldan peygamber ve sahabe İslam'ı dan ayrıldıkları konuları kucumsemekte ve niyetimiz hak vb görüşlerle bunu perdelemekte olduklarını kendilerini ve onlara uyanlari kandirdiklarini bile anlamıyorlar.Resulullah sav daha hayattayken bir sefer dönüşünde bir kısım müslümanın mola da ki konuşmaları gülüşmeleri üzerine inen Tevbe 65-66 da özür beyan etmeyiniz imandan sonra küfre girdiniz ayetinin nüzul sebebi ve bütün tefsirlerde küfre girenlerin bu yapıp ettikleri ile kötü niyet taşımadıkları ve küfre düşmek için konuşmadık larini ve Resulullah sav gidip bunu anlattıkları halde rivayetlerde Resulullah sav in yuzlerne bakmadığı anlatılır.Veya Ebubekir ra dönemindeki zekât ayetini yanlış tevil ederek zekatı peygamber e verseydiniz ifadesinin vefat beraber artık hükmü kalktığını Ebubekir ra in peygamber olmadığını bahane ederek veya ayeti tevil etmeleri onları kurtarmamiş ve Ömer ra in öncülüğünde sahabeler in ama onlar La ilahe illallah diyorlar ve hadisler var kim bu sözü söylerse canı da malı da haramdır demeleri üzerine Ebubekir ra dinin aslı temeli konularında tevil geçersiz olduğunu ve hükmü kaldırmanın küfür olduğunu anlatınca o murtedlerle savaşa girdikleri de rivayetlerde vardır.Ve aynı şekilde Selçuklu zamanında Bidat ehli kişilere karşı Nizamulk rahimullallah in İmam Gazali rahimullallah'i vazifelendirgi ve üç noktadan küfre şirke girdiklerini raporlardigi da önemlidir.Velhasil Osmanlı sonrası İslam dünyası nin emperyalist sistemlerle Kuran'da anlatılan SAMİRİ KISSASI gibi bir durumla karsilaştigi ama ne yazık ki ümmeti uyaracak imanlarını kurtaracak HARUN AS olmaması ve onun misyonunu icra edecek âlimlerin olmaması veya olanların şehid edilmesi de önemlidir.Ama esas MUSA AS gibi insanlardan ve o sapkinlardan samirilerden hesap soracak ve Zarar tesbiti yapacak ve insanları ayağa kaldıracak kimselerin olmaması da günümüze kadar gelmiştir

Yusufiyeli

15 Ekim 2025 11:37

Daha adı geçince hemencecik muhalefet edenler, kimin atına biner, kimin şarkısının söylersiniz, bu fikri doğmadan boğmaya kalkar, kimin değirmenine su taşırşınız bi deyiver de bilelim. Yoksa siyonların lehine olan yorumlara ödedikleri paralardan size de mı çıkıntı yapılıyor vesselam.

Hayaller ve Gerçekler

15 Ekim 2025 11:32

Hilafetin yokluğunun dünyanın eşkiyanın eline kalmasının gerekçe olabilir mi? Hilafet varken İstanbul'u İngilizler işgal etmedi mi? 1. Paylaşım Savaşında Halife cihad ilan etti de bir kesim müslümanın İngilizler ile bir olup Osmanlıyı arkadan vurmasını engelledi mi?

İbrahim Diri

15 Ekim 2025 11:18

Halife başındayken, Kırım/Kafkasya/Balkanlar gitti, halife başındayken Pakistan/Bangladeş/Endonezya sömürge oldu, halife başındayken Arap çeteleri Türk ordunu sırtından vurup Mekke'yi, Kudüs'ü teslim ettiler, halifenin olduğu şehri İngilizlerle birlik olup işgal ettiler.

Mehmet Ay

15 Ekim 2025 10:50

Hilafet var iken, osmanlinin halinide gördünüz. Ortadoguda hilafetin askerlerine müslümanlar saldiriyordu. Dini cikarlari icin bölmüsler, hangi mezhepleri bir araya getireceksiniz. Tarikatler dahi birbirini kötülerken.

Reis Sevdalısı

15 Ekim 2025 10:36

Reis ve Müslüman Türk ülkemiz hilafeti tekrar ayağa kaldırmalıdır. 2 milyar Müslümanın beklentisi bu yöndedir.

Mustafa Çelik Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle