“Zorla karşılaşınca (…) istikametini şaşıranlarla biz ölümden aynı şeyi anlamıyoruz.”
Cemaat-i İslami partisi lideri Motiur Rahman Nizami önceki gece idam edildi…
Avrupa Birliği sustu…
Birleşmiş Milletler sustu…
İngiltere sustu…
Amerika sustu…
Pensilvanya şeytanı sustu…
Her şeye maydanoz olan Hamamönü, “Susam Sokağı” sakinleri sustu…
İngiliz anahtarları sustu…
Cumhurbaşkanı’na “manyak mısın sen” diyenler sustu…
FETÖ sermayesi için “cüppemi giyerim haaa!” diye parmak sallayanlar sustu…
Bilderbergliler sustu…
Masonlar sustu…
Locaefendiciler, Soros-Bush çocukları sustu…
Nizami’nin idam edileceği, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan başka ne dedikoducu kurtlu çınarların, ne de pusulası AB olanların, kimsenin gündeminde tek satır yer tutmadı…
Ne PKK’nın CHP sorumlusu Kanlı Kemal, ne Putin tasmalı Proje Selahattin…
Ne de Susam Sokağı’ndaki azılı Erdoğan muhalifleri…
Hepsi sustu…
Herkes seyirci kaldı.
Çünkü o, LGBT’li değildi… Yahudi değildi… Marksist değildi. Sol değildi. Sermaye sahibi değildi. ASALA, PKK, FETÖ gibi besleme bir terör örgütü lideri değildi.
Müslümandı…
İşte tam da bu sebeple uğradığı zulme seyirci kalındı.
İçeride ve dışarıda kimse o yaşında idam edilecek olan Nizami için cüppesini giymeyi, tek satır müdafaa etmeyi göze alamadı!
İşte sadece bu sebepten dahi, alayınız toplansanız Erdoğan’ın tırnağı dahi etmez, ciğeri beş para etmez, korkak kimselersiniz.
Bu konuda ne kadar dertli olduğumu bilirsiniz…
Bu yüzden yastayım işte…
Bu yüzden yanıyor canım!
Nizami’nin sitemi, sitemimdir çünkü…
Derdi, derdim!
Küskünlüğü, küskünlüğümdür…
Kırgınlığı, kırgınlığım…
Çünkü ben de 17-25 Aralık döneminde uzunca bir müddet dünyaya, tıkıldığım o paslı parmaklıkların arkasından, onun gibi sitemle, kırgınlıkla, yapayalnız ve de küskün olarak baktım.
Bu yüzden o asıldı, ben de sallanıp duruyorum o ipin ucunda…
Sanki bu satırlar Nizami’nin değil, boynuma geçirilmiş ilmekle “yüreğimden kalemime kan çekerek” kaleme aldığım hissiyatım…
“Doğduğumda nikâhlandığım ve son nefes diye zaman tayin ettiğim buluşmaya gidiyorum.
Korkmuyorum!
Ardımda pişmanlıklarım var ama üzgün değilim.
Kırgınım.
Sözünü unutanlara, kardeşinin elini tutmayanlara, düşeni kaldırmayanlara, Allah için gözyaşlarını sakınanlara, resimlerimizi “layk” için kullanıp gördüklerini yaşanmamış kabul edenlere, zalimin yanında durup mazluma timsah gözyaşları dökenlere, kıyama kalkmayı kolay zannedip elindekini muhafaza etmek için bahane satanlara, alanlara kırgınım.
Bu kırgınlıkla kavuşacağım Rabbime. Söyleyeceğim bunları.
“Senin kardeşin benim. Bu katillerle niye anlaşıyorsun?” diyemiyorsun...
(…)
“Benim evim sizin hesaplarınızdan daha anlamlıydı. Hırsınızdan büyüktü odalarımız. Niye yaktınız çocuklarımızın gözlerimizin önünde büyüyecekleri resimleri? Mutlu musunuz şimdi?” diyemiyorsun…
Bütün seslerin gökyüzünde toplandığını düşünürseniz günü her saati bir “ah” asılır Arakan’dan o gökyüzüne.
Çocuklar ölür. Çıplak ayakları ve toza bulanmış yüzlerine bakmayın. Tertemiz gider onlar.
Kadınlar ölür.
Adamlar ölür.
Yanarak ölür, kahırla ölürler.
Cennet meyvesi pahalıdır. Kalp, asıl sahibine dönene kadar acır insan. Sonrası umman, kevser, Peygamber (s.a.v)!
“Müslümanlar etle tırnak gibi midir gerçekten? Sökülüyor tırnaklarımız. Etiniz acımıyor mu?” diyemiyorsun…
Sizin üzüldükleriniz için son diye yazılan haberlerin “son” olduğunu mu zannediyorsunuz?
Acıyı onlar çekiyor da size pay düşmeyecek mi zannediyorsunuz?
Daha ilkokulda öğretmene şikâyet edilmekten korkanlar! Sizi Allah’a şikâyet etmeye gidiyoruz.
Her yaptığınızı, her yapmadığınızı, her söylediğinizi, her sustuğunuzu, her gördüğünüzü, her gözünüzü kapadığınızı, her oturuşunuzu, her kalkmayışınızı bir bir not aldım. Her şeyi anlatacağım.
Ben gidiyorum…
Ardımda bir fikir kalsın istiyorum. Zorla karşılaşınca ölüm korkusundan istikametini şaşıranlarla biz ölümden aynı şeyi anlamıyoruz.Bu bir imtihandı. Kolay olacağını söylemedi kimse. Sancısız olacağını, bedelsiz olacağını. Bu yola baş koymak, sonunda gerekirse bu uğurda o baştan vazgeçmek demekti.Bizim için karar aldıklarını zanneden ahmaklar var. Bu karar ancak göklerde alınmış olabilir. Siz kimsiniz ki..!
Kulunu razı etmek için Yaratıcıyı üzecek değiliz!
Ben gidiyorum…
Benden önce giden arkadaşlarımın yanına, Rasulullah’ın yanına. Siz kalacaksınız. Kimin doğru olduğu benim gittiğim yerde çıkacak ortaya…
Ben gidiyorum…
Çeki düzen verin kendinize. Sıranın size de geleceğini unutmayın.Şehadetin şehid gibi yaşayanlara nasip olacağını, Allah’tan başkasına kul olunmayacağını hatırlayın her daim.
Ben gidiyorum…
(…) Bir araya geldiklerinde sadece aynı anda ayaklarını yere vursalar dünyayı sallayacak kalabalıktaki sizler,kardeşlerim. Sizin gözünüzün önünde yürüyeceğim ipe. Korku görmeyeceksiniz. Endişe sezmeyeceksiniz. Öfkemi de beraberimde götüreceğim.
Ben gidiyorum…
Dilerim bu gidiş size kim olduğunuzu hatırlatsın. Mazlumlar için ayağa kalkmanın bir yolunu bulmanızı sağlasın. İpler adedince baş istense, ama deseler ki bu bedel kıyam içindir, az kalır giden başlar! Boşuna terk etmez canımız bedenimizi. Mükâfatını O’ndan biliriz. Kalanlara ibret olmadığı üzer bizi…
Motiur Rahman Nizami”


