TECAVÜZ KONUSUNDA HASSAS MISINIZ GERÇEKTEN? KADINLARA NE YAPTINIZ BÖYLE?
Yok...
Kadın derken, önce “hangi kadın” vurgusunu yapayım!
Veya hangi kadın değil...
“Tuzu kuru” kadınlar değil...
“Cumhuriyet kadınları” değil...
Üst düzey bürokratlarla evli kadınlar değil...
Yediği önünde, yemediği arkasında kadınlar değil...
“Türkiye’de, kadın kadının kurdudur” derim ya hani... Kadın kemirgeni kadınlar değil...
Şöhretli, şımarık, hayatının hiçbir döneminde uçurumun kenarına yaklaşmamış kadınlar değil...
İntiharın eşiğinde kadınlar değil...
Gidecek hiçbir yeri olmayan kadınlar değil...
Yardım isteyecek kimsesi olmayan kadınlar değil...
“Töre”lerin kıskacında yoğrulan kadınlar değil...
“Kaza süsü verilmiş” maktul kadınlar değil...
“Kaybolmuş” kadınlar değil...
Çok yönlü işkenceyle “terbiye edilmiş” kadınlar değil...
“Kamusal alan kadınları” değil...
“Töre ikliminin” hüküm sürdüğü topraklardaki kadınlar!
Küçük yaşta evlenmiş veya evlendirilmiş...
Çoluk çocuğa karışmış...
Doğduğu “öteki” dünya insanlarının arasına “kadın” olarak karışmış...
Evlendiği veya evlendirildiği erkeği sevmiş, bağlanmış...
Lakin “Tuzu kuru kadınların” korumaya çalışırken mağdur ettiği, eşlerini cezaevlerinde beslemek zorunda bırakılan, hayata yalnız başlarına tutunmak zorunda kalan kadınlar!
Töre cinayetlerinin “hata kabul etmediği” bir coğrafyada, kocası cezaevindeyken, hakkında olası bir dedikodu çıkma ihtimaliyle uykuları kaçan kadınlar...
Bu kadınların ne hissettiği konusunda hiçbir fikirleri yok!
Bu kadınların ne istediği konusunda hiçbir fikirleri yok!
Bu kadınların ne çektiği konusunda hiçbir fikirleri yok!
Kendileri düşünen kadınlar ya...
Üst akıllar ya...
En iyisini bilirler ya...
Kendi “tuzu kuru yaşamlarının perspektifinden” baktıkları öteki dünyanın kadınlarına “kaş yapayım derken, gözlerini oyarlar”.
Kurtaralım derken, cehenneme atarlar!
Yahu bu yasaya körü körüne “hayır” dediniz de ne oldu?
“Sizin istediğiniz” oldu!
O kadınların değil!
Hayatı kendi yaşam standardınızın zaviyesinden okuduğunuz, Güneydoğu kadınlarının trajedilerine çözüm üretemezsiniz!
“Afrika safarisi” yapar üstenciliğiyle üç-beş gün gözlemlediğiniz bir kadın sosyolojisi için “neyin daha iyi olduğunu” kestiremezsiniz!
Neyin daha doğru...
Hangi çözümün daha az can yakıcı olduğunu...
Siz ancak kendi “egolarınızı” tatmin edersiniz!
“Dayattık ve başardık” der, bunu bir kazanım zannedersiniz!
Sonra bir kadının eşi, sizin yasanız yüzünden cezaevindeyken, kayınbiraderi taciz eder...
Genç kadın, durumu kayınpederine şikâyet eder!
Kayınbirader genç kadına, “tahrik etti” diye iftira eder!
Aile meclisi kurulur!
Genç kadını suçlu bulur!
Genç kadının cezaevindeki eşi, durumun farkında olsa da eli kolu bağlıdır. İtiraz eder ama sonuç alamaz.
Nihayet genç kadın, töre cinayetine kurban gider.
Şimdi siz bu kadını öldürdünüz mü, kurtardınız mı?
Çok üst düzey siyasetçi kadınların, bir iki “üstenci” çıkarcı derneğin görüşleri üzerinden “Batman Kadın intiharlarını” incelediğinin yakinen tanığıyım!
Bu yüzden...
O dosyalar dolusu raporların, “Afrika’da safari yapma heyecanıyla” Diyarbakır’a, Urfa’ya, Batman’a uçakla gelip, iki-üç günlük restoran-alışveriş gezilerindeki izlenimleriyle yetinerek, kır soylu kadın sosyolojisini, kent soylu kadın sosyolojisiyle okuma üstenciliklerine de karnım tok!
Şu bir gerçek, evet, o millet, farklı bir millet!
Adana’da Cono’lara bakın...
Bursa’da Romanlara!
Urfa’da aşiretlere...
Diyarbakır’da göz mahallelerine...
“Resmi nikâh” yaş sınırına ulaşmamış, “gençlerin rızası ile olan” evliliklerin çokluğuna!
İşte bunu gerçekten yaparsanız...
Yani “kır soylu” kadın sosyolojisini, masa başı beylik görüşlerinizle değil, yerinde, yıllarca o coğrafyada sosyolojik araştırmalar yaparak anlamaya çalışırsanız, mücadeleniz saygı uyandırır. Aksi halde “bilmediğiniz” veya “az fikir sahibi olduğunuz” kadın sorunlarına “dayattığınız” çözüm önerilerinizle, kadınları daha zor bir yaşamla baş başa bırakırsınız!
He, “istedik, yaptırdık” egonuzu tatmin etmeyse amacınız, başka!
Bu yazdıklarımı anlamak için okumanızı salık veririm!
Zira akıllı kadın üstenciliğiyle caka satan, Anti-Akit holiganlarla uğraşmaya hiiiiç istekli değilim!
Tek ricam, “sonuçları hakkında hiçbir fikrinizin olmadığı” belli olan itirazlarınızla, farklı dünyalarda yaşamak zorunda kalan “kadın sosyolojisinin” sorunlarına “kendinizce” dayatmalarda bulunmayın! Hatta bilmiyorsanız, elinizi çekin!
Gölge etmeyin, başka ihsan istemez!
Bekir Bozdağ “değil” dedi...
Kamuoyu manipüle ediliyor dedi...
Anlatamadı.
Belki anlarsınız diye yazdım...
Kimlerin umutlarını yok ettiğinizi...
Kimleri çaresiz bıraktığınızı!
Anlar ve utanırsınız belki diye...
“Tecavüz” konusunda hassas mısınız gerçekten?
O halde fikriniz olmayan kadınların hayatlarına, doğrularına, çıkar yollarına, umutlarına “tecavüz” etmeyin!


