“Leş kuşlarının gagasında, kundak çocuğuna dönen milletimi kurtar Allah’ım!”
Hürriyet’in bir camı kırıldı…
Dertli söylengen olur derler ya hani…
Ağladınız, söylendiniz...
Söylendiniz, ağladınız…
“Hedef gösterildiiiik”, “camlarımızı kırdılaaar komşulaaaar” diye avaz avaz bağırdınız.
Kırık camın önünde hatıra fotoğrafı çektiren mi dersin…
Selfee çekenler mi dersin…
Yahu neredeyse “kırık camlar” dayanışma merkezi kuracaktınız.
Kırık cam önüne “hendek” kazıp, önünüze gelene molotof atacaktınız.
“Occupi kırık cam” direnişi başlatacaktınız.
“Hepimiz kırık camız” diye Taksim’de eylem yapacak, Mahmut Tanal’la Sırrı Süreyya’yı da yardıma çağıracaktınız!
Plastik sandalyelerinizi kapıp, soğuk havada cam kırıklarının üstünde nöbet tutup, “basın özgürlüğümüz üzerindeki diktatöryal baskılara karşı aydın direnişi” yapacaktınız.
Meclis kürsüsünde sol yumruğunuzu kaldırıp, Tarzan gibi “aıaıaıaıaıaıa ezilenlerin yanındayız” diye naralar atacaktınız.
Cumhurbaşkanına ters ters bakıp, “hımmmm, hepsi senin başının altından çıkıyor değil mi” diye parmak sallayacaktınız!
“Saray Gladyosuuuu” diye icat çıkaracaktınız!
Biraz daha sağa kayık duranlarınız ise neredeyse cam kırıklarını muska yapıp boynunuza takacaktınız.
Kırık cama türbe gibi çaput bağlayıp, mum yakacaktınız.
Yeraltında ne kadar kötü ruh varsa, ey DHKP-Ceeee, ey MLKPeee, ey PKKaaa diye çağırıp AK Parti’nin üstüne salacaktınız.
O kadar reklam yaptınız ki…
Hürriyet’in camı günlerce kırık kaldı.
Koskoca gazetede kırık camı değiştirecek bir eleman bulamadınız.
Utanmasanız “kırık camı” yaptırmayıp, Hürriyet’in müzesinde sergilenmek üzere saklayacaktınız.
Keşke saklayaydınız da, Yeni Akit’in uğradığı terörist saldırının görüntüleriyle karşılaştırıp utanaydınız!
Papucumun özgürlükçüleri, papucumun aydınları sizi!
Söyleyin…
Ha şimdi Yeni Akit ve Yenişafak’a topla tüfekle saldırdılar, hanginiz istifini bozdu?
Göz göre göre benzin döküp molotof attılar, hanginizin sesi çıktı?
Huuu basın özgürlüğü için kol kola girip Taksim’de yürüyenler!
Plastik sandalye protestocuları!
Özgürlükçü akademisyenler!
Can Dündar’cılar!
Hamamcılar!
Hendekçiler, neredesiniz?
“Bir kısım leş kuşlarına baktıkça bu duayı keşke Cumhurbaşkanı da etse, Başbakan Davutoğlu da şöyle yürekten bir amin dese diyorum.
Helal etmiyorum!
Şahsımı değil, milletimi bu hale getirenlere hakkımı helal etmiyorum.
Beni, benim için lif lif yolsalar,
cımbız cımbız zerrelerimi koparsalar, sarayımı yaksalar; hanûmanımı, hanedanımı söndürseler, çoluğumu gözümün önünde parçalasalar helal ederdim de, Sevgili’nin (SAV) yolunda yürüdüğüm için
beni bu hale getiren ve milletimi ateşe atan insanlara hakkımı helal etmem!
Allah’ım!
Mukaddes isimlerine
kurban olduğum Allah’ım!
Yâ Adil!
Bana “Kızıl Sultan” adını takan ve devrilmem için ellerinden geleni yapan Ermenileri,
şimdi beni devirenlere parçalatıyorsun.
Bu cellatları da kim bilir kimlere parçalatacaksın?
Fakat yâ Rahman; adaletinle tecelli edersen hepimiz kül oluruz.
Bize acı!
Resulünün, Sevgili’nin, Kâinatın Efendisi nurunu kaybeder gibi olduğu için bu hale gelen millete, rahmetinle, fazlınla, lütfunla tecelli et.
Yâ Kâdir!
Kundaktaki yavruyu, almış kaçıran leş kuşunu düşürüp, çocuğu kurtarmak ancak senin kudretine sığabilir.
Leş kuşlarının gagasında, kundak çocuğuna dönen milletimi kurtar Allah’ım!
Yâ Ma’bud; ömrümde tek vakit farz namazı kaçırdığımı hatırlamıyorum.
Ama tek vakit namazım olduğunu iddiaya da nefsimde kuvvet bulamıyorum.
Huzurunda eğileceğime, kaskatı kalıyorum ve duada ruh teslim edeceğime, yatağımda kıvranıyorum.
Sana kulluk gösteremeyen bu kulunu affet Allah’ım.
Eğer, yılları tesbih dizisince süren hükümdarlığımda Seni bir kere anabildim, Resûl’üne bir kez bağlanabildimse, duamı, o bir kere ve bir an yüzü suyu hürmetine kabul et.
Yâ Sübhan!
Şu titrek elleri, kıyamet gününde Sana “ümmetim, ümmetim” diye yalvaracak olan Habibinin eteğinde, şimdi “milletim, milletim” diye dilenen bu ihtiyarın duasını geri çevirme. Milletimi evvelâ, “Ba’sü bâ’de’l mevt”siz bir ölümle yok etmeye götüren sahte kurtarıcılar ve sahte kurtuluşlardan kurtar ve O’na bir gün gelecek kurtarıcıları, gerçek kurtuluşu nasip eyle.
Benim artık bu dünya gözüyle görebileceğim hiçbir saadet ümidim kalmadı.
Bari felaketi olsun bana daha fazla gösterme Allah’ım.
Ayakta duramaz haldeyim, vâdem ne gün dolacak Allah’ım!”
II. Abdülhamit


