Karşınızda gördünüz mü “vadaaaa” diye ceket düğmelediklerinizin alayı “fossss” çıktı!
CNN’de saz çaldırıp, türkü söylettiğiniz Demirtaş’ın içinden “PKK şeytanı” çıktı.
Masum bir çevreci hareket diye lanse ettiğiniz Gezi Kalkışması’nın içinden “Soros şeytanı” çıktı.
17-25 Aralık bir hukuk savaşıdır dediniz, içinden “FETÖ şeytanı” çıktı.
Gülen Cemaati bir “hoşgörü” hareketidir dediniz, içinden kindar “Pensilvanya şeytanı” çıktı.
“Kırmızı elbiseli kadın”, “duran adam” dediniz, içinden organize “Otpor şeytanı” çıktı.
“Sapanlı teyze” dediniz, içinden vergi kaçakçısı bir “DHKP-C şeytanı” çıktı.
Tiyatrocu dediniz, içinden “gözü dağlarda Füsun Demirel” çıktı.
“İyi çocuklar” dediniz, CHP’li Battal-Gamze İlgezdi’lerin içinden “rezidans şeytanları” çıktı.
İyi kız dediniz, Gamze İlgezdi’nin ailesinin içinden “DHKP-C teröristleri” çıktı!
“Gandi Kemal” dediniz, içinden Etro gömlekli “küfürbaz gundi Kemal” çıktı!
Romantik Can Dündar dediniz, kurtaran karısını boynuzlayan “çapkın Dündar” çıktı!
Casus Gazeteci Dündar’a cesur gazeteci dediniz, içinden zora gelince karısını koyup kaçan “korkağın teki” çıktı.
Gazeteci dediniz içinden, PKK destekçisi “Hendekçi Hasan Paşa” çıktı.
Yönetmen dediniz, içinden “kadavra organlarını araklayan” bir ceset soyguncusu çıktı.
Hocaefendi dediniz, içinden “locaefendi” çıktı!
Cumhurbaşkanı’nın dava arkadaşları dediniz, içlerinden “kurtlu çınarlar”, FETÖ beslemeleri, İngilizanahtarları, şövalyeler, Brutüs’ler çıktı.
Dava adamı dediniz, içinden Aydın Doğan’ın kanalında başörtülülere “troliçe” diyen mahalle dedikoducusu Cüppeli Arınç çıktı.
Müslüman gezeteci dediniz, içinden Bilderbergli Mason Fehmi çıktı.
Risale-i Nur talebesi dediniz, içinden FETÖ Risale-i Nur’ları tahrif ederken başını kuma gömen, dedikoducu bir korkak çıktı!
Nurcu dediniz, içinden ortalık yerde “Yeni Akit’in başörtülü yalancı yazarı” diyen mahalle dedikoducusu çıktı.
Yâr dediğiniz ağyar…
Dayı dediğiniz ayı…
İyi dediğiniz kötü…
Erkek dediğiniz ürkek…
Aslan dediğiniz ödlek…
Şerefli dediğiniz şerefsiz…
Sadık dediğiniz Brutüs…
Güvenilir dediğiniz muhannet…
Namuslu dediğiniz “gözü dışarda”…
Dindar dediğiniz kindar çıktı!
Haaaa madem öyle oturun oturduğunuz yerde, haddinizi bilin, tutmayalım aynayı!
Ha şimdiiii…
Karşınızda gördünüz mü “vadaaaa” diye ceket düğmelediklerinizin alayı “fossss” çıktı!
Eski çınarlar, cüppeliler, abiler, dayılar, sahipler, hocalar, İngilizanahtarları, başörtülüleri sırtından bıçaklayan medeniyet tasavvurcuları, üst akıllar, kıymetliler, efendimisss diye önünde rüku edilenler, akıllı bıdıklar, kendinde dahi vehmeden cüce sanatkarlar…
Çınarlar kurtlandı…
Pergeller paslandı…
Medeniyet tasavvurları sınıfta kaldı…
Cüppeler kirlendi…
Büyük başlar bitlendi…
Şimdi elde var, gerçek diye yutturulan hiçbir gerçeğin, gerçekte gerçek olmadığının hayal kırıklığı…
Bize gerçek diye yutturulan bu gerçek dışılıkların tamamı, bu belalı süreçte yalın ayak yol almaya çalışırken, ayaklarımızı kanatan “cam kırıkları”…
Hanginiz ne kadar gerçek?
İçini aç bir kurt iştahıyla kemirip, çürüttüğünüz hakikatlerin hangisi ne kadar hakikat şimdi?
Davanın omuzlarına bir karabasan gibi çöken bu zümreye baktıkça fikir işkencesi çekiyorum.
Necip Fazıl’ın dev eseri “Bir Adam Yaratmak”taki Hüsrev gibi hissediyorum yani…
“Allah’ım ben neyim? Ve bu hal neyin nesi?”
•
Lütfen Başkent Tiyatrosu, “Bir Adam Yaratmak” bitmesin…
Eminim izlemiştir, mutlaka izlemiştir ama şayet M.Tahir İkiler’in yorumuyla izlemediyse, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Emine Hanım saysın ki “Bir adam yaratmak”ı böyle izlememiştir.
Erdoğan ailesi M.Tahir İkiler’in yorumuyla mutlaka ama mutlaka izlesin…
Ben GAUN Mavera Kültür Merkezi’nde izledim…
Ama size bir sır vereyim…
En çok Yavuz Hoca’nın yaşadığını hissettim…
Yoook o Yavuz değil!
Bizim Prof. Dr. Yavuz Coşkun’un!
Son söz…
M. Tahir İkiler, Hüsrev olmaktan asla vazgeçmesin!


