Her şey “gaz” için, her şey petrol için, bu mu yani?
Gopallı Hasan Cemal Efendi “gaz”a gelip, ha babam de babam “Hendek” başında HDP-PKK propagandası yaptı.
Cihangir budalaları, seçimlerde HDP’ye “tam gaz” destek vererek barajı aştırdı.
Doğan medyası “ara gaz” vererek, PKK militanlarını “cilaladı”, akladı.
Fetullah istihbaratı, Diyarbakır’ın arka sokaklarına “gaz” verip, oradaki her melaneti, “Karanlık eller” diyerek Beştepe’ye bağladı.
Murat Karayılan, can çekişirken, İran, Rusya, Esed, DAİŞ ittifakının “hayat öpücüğüyle” uyanınca “gaza” gelerek, FETÖ ve Doğan medyasında şişirilen Proje Demirtaş’ın “havasını” alıp, sönmüş balon gibi “hendek” kenarına attı.
Kamuoyuna “Fırtına Gençlik” diye üfürülen YDGH’li gençler, PKK militanlarının verdiği “gaz”la Diyarbakır’da yakılmadık cami, kazılmadık sokak bırakmadı.
İşler çığrından çıkınca sokaklara pompaladığı “gazı” kesen Demirtaş, “saza-söze” gelmekten vazgeçip, can havliyle gopalı kaptığı gibi soluğu Kandil’de, abisinin yanında aldı.
FETÖ medyasının cilaladığı Figen Yüksekdağ “gaz”a gelip protesto yaparken, TOMA’nın püskürttüğü suyla makyajı akınca, içindeki PKK canavarı ortaya çıktı.
Kindar Fetullah, intikamı uğruna Diyarbakır’da PKK militanlarına kesenin ağzını açtı.
Gülenperest kripto emniyet ve istihbarat mensupları, PKK’ya yardım ve yataklık etme ve “devlete” tuzak kurma konusunda “teröristleri” solladı.
“Öz yönetim” iddiasıyla “gaz”a gelen Gültan Kışanak, kendini “dev aynasında” görerek çöp toplamayı bırakınca, memleketi “barut kokusuyla karışık” çöp kokusu sardı.
Şimdilerde şehirleri savaş alanına çeviren FETÖ “beslemesi” PKK bölgede yaşayan Kürtlere, doksanlı yılları arattı.
Muhalefet malzemesi devşireceği her “ölümü” fırsat bilen Proje Kemal “gaza” gelince, Tahir Elçi’yi katleden teröristlere duyduğu minnetle “arkadaşlar” diyerek kollarını açtı!
Rusya ve Esed’le ittifak edince “gaza” gelen İran “İslam Cumhuriyeti(!)” Ayetullahları, Cuma vakti Müslüman Suriyelileri katleden Putin için el açıp dua edecek kadar sapıttı.
Akbabalar gibi petrol ve “gaz” kokusuna üşüşen devletler, Türkiye’yi “devre dışı” bırakmak için, PKK silahına sarıldı.
Akdeniz, petrol ve doğal “gaz” iştahıyla tepesine üşüşen ülkelerin gemileriyle bir “savaş gemisi” cehennemi halini aldı.
Bugün ben bir “yetim” kimsesizliğiyle başımı Diyarbakır surlarına yaslayıp yakılıp yıkılan şehrimi dinlerken, FETÖ, CIA, MOSSAD, MI5, BND, DAİŞ, Muhaberat ve bilumum istihbarat “ajanları”, Diyarbakır sokaklarında, “gaza” getirdikleri PKK militanlarıyla kol kola, vahşice, hunharca, vicdansızca güzel şehrimi yakıp yıkıyorlardı.
HDP-PKK, Kürtleri kışkırtmak için istihbarat örgütlerinin “laboratuvarlarında” planladıkları yöntemleri, Diyarbakır sokaklarında test etmeye başladı.
Ben bir Suriyeli mülteci sitemiyle Diyarbakır sokaklarını izlerken, aşkım, sevdam, hasretim Diyarbakır sokakları, yine savaş alanı...
Damarlarımda dolaşan Dicle, yüreğimden dökülen “kara taşlar”...
Sur diplerinin güneşin değmediği o serin sokakları...
Yaz gecelerinde sanki insanın avuçlarına kayacak gibi yakın duran yıldızlar...
Türkülerin yankılandığı Kırklar Dağı...
Kurşunlu Cami, peygamber mezarları, at sırtında şehri fethe gelen sahabelerin, sur içinin o daracık sokaklarından yükselen nal sesleri, atların kişnemeleri, Allah Allah sesleri...
Sıcak gecelerde sokaklara Allah’ın bir şefkati gibi dağılan ezan sesleri...
Hepsi ama hepsi, “gaz” hesabı yapan, “petrol” hesabı yapan, “intikam” için savaşan, Türkiye’yi topyekûn hedef alan yerli ve yabancı “düşmanların” hedefi...
Bu vahşi doğada kandan, ölümden beslenen hainler anlamaz, hendek başında poz veren alçaklar ne bilsin mülteci hasretiyle yüreğimizi nasıl ezdiklerini...
Hendeklere gömdükleri umutları, hayalleri, geleceği...
Ateşe verdikleri camileri, tarihi, ezanları...
Yok, bu “hayat süren leşler” bizi anlayamaz ki...
Yaşamayan anlayamaz ki Diyarbakırlıların PKK vahşetinden neler çektiğini...


