Bank Asya’ya müdahalede çok geç kalındı?
Hep kardeş, kardeş geçindiler.
Hep sessizlerdi.
Boyunlarını büker, öyle isterlerdi.
Sövene dilsiz, dövene elsiz kimselerdi.
Başları önlerinde, gölge gibi gezerlerdi.
Güleç yüzlüydüler, avuçlarındaki paraya dokunuluncaya kadar, kimse asabi bir Fethullahçı görmedi.
Bank Asya için himmet be abi…
Biraz bağış be abi…
Allah için ver be abi…
Muhammed aşkına ver be abi…
Hizmet için ver be abi…
Fakirlere yardım için ver be abi…
Burs ver be abi…
Kurban ver be abi…
Zaman abonesi ol be abi…
Kıyamet ateşinden kurtulmak için Zaman al be abi…
Sızıntı da vereyim mi be abi?
STV için be abi…
Radyo için be abi…
Kadın, erkek, öğrenci, öğretmen, bürokrat, işçi, memur, ev hanımı, siyasetçi… Gülenistler sürekli dilendi, dilendi, dilendi…
İbadet eder gibi sürekli avuç açtılar.
Sürekli dilendiler.
İlkokul çağındaki küçücük çocukların cep harçlıklarına bile göz dikip, “Kimse yok mu” kumbaralarıyla, “sınıf kurbanı” aldatmacalarıyla zimmetlerine geçirdiler.
İHH’ya musallat oldular.
Deniz Feneri’ne musallat oldular.
Bu milletin cebinden çıkan her kuruşun avcısı oldular.
Yaşamlarının yegâne gayesi güç ve “Para” olan bu Gülenistler, “para akışı” olan her yere sızdılar. “Para akışına” göre hareket ettiler. Para olan her yerde yuvalandılar. Popülasyon genetiğinde “Para” vardı çünkü.
Şu Konya’daki Poşetli Dede gibi tok ama açgözlü dilencilerdi bunlar.
Devletin, milletin, sermaye sahiplerinin kesesine yapıştılar!
Geç de olsa, nihayet devlet de, millet de yeter artık dedi.
O pısırık, o korkak, o kılkuyruk Gülenistler birden ciyaklamaya, ortalığı ayağa kaldırmaya başladılar!
Peki, düne kadar sessiz sedasız boyun büken bu Gülenistlere ne oldu da karakter değiştirdiler?
Başörtü zulmüne karşı çıktılar mı?
İHL’ler kapatılırken çıtları çıktı mı?
İsrail, Gazze’de katliam yaparken eylem yaptılar mı?
Mavi Marmara katliamında, İsrail’e karşı slogan attılar mı?
Myanmar’da çocuklar asılırken umursadılar mı?
Suriye’de halkını katleden Esed’e karşı hakaret yağdırdılar mı?
Tahrir Meydanı’nda masum insanlar katledilirken kıyamet kopardılar mı?
Peygamber Efendimize hakaret edilen karikatür yayınlandığı zaman, Gülen, Cumhuriyet Gazetesine beddua etti mi?
Charlie Hebdo’culara karşı ağzından köpükler taşa taşa lanet okudu mu?
Netanyahu’ya, Sisi’ye, Esed’e diktatör dedi mi?
Firavun dedi mi?
“Sisi; çoluğuyla çocuğuyla yere batsın!” dedi mi?
“Esad; beyin kanaması geçirsin, Netanyahu’nun göbeği çatlasın” dedi mi?
71 Muhtırasında “ben Nurcuyum, bize yapılan zulümdür” diye ellerini havaya kaldırarak poz verebildi mi?
Hayır!
Çünkü bu “Küçük Emrah” ruhlu Gülen, hep ağlak, hep korkak, hep pısırık biriydi.
Hep boyun büktü…
Hep korktu.
Hep eğildi.
Gülen’in bu sinsi, pısırık karakteri, cemaat mensuplarına da sindi…
Çünkü Gülen onlara “adam olmayı” değil, “kapı dinlemeyi”.. “Dava adamı olmayı değil”, âlüfte peşinde koşmayı.. Şahsiyet sahibi olmayı değil, omurgasız olmayı.. Zalime karşı dik durmayı değil, eğilmeyi.. Başarmayı değil, soru çalmayı.. Sadakati değil, ihaneti.. Emekle elde etmeyi değil, gasp etmeyi.. Haysiyeti değil, İsrail’in barkodlu beslemesi olmayı öğretti.
Milletin genleriyle oynadı yani… Eni sonu Gülenist sistem “error” verecekti.
Şimdi yasa dışı elde ettiklerini söke söke geri alma vakti!
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan sözünde durdu!
Başbakan Ahmet Davutoğlu sürece hız kazandırdı!
İnlerine girildi!
Ancak “yasa dışı” yollarla faaliyet yürüten bu örgütün kurumlarına karşı, ağır işleyen bir bürokrasiyle müdahale ediliyor olması, Paralel Yapı’ya zaman kazandırdı!
Zira Bank Asya’nın içi boşaltıldı.
İnlerine girildi lakin geç kalındı!
Hem Bank Asya milletten toplanan paralarla kuruldu! Milletin malı! El konulup bir an önce asıl sahibine, millete iade edilmeli!
•
Peki, bundan sonra ne olacak? PDY’nin inlerine, yine onlara mühlet verilerek mi girilecek?
Örneğin; Gaziantep’te hazine arazisine çöken Paralel A.Ş.; işi kılıfına uydurmak için fazlasıyla zaman kazanmadı mı?
Hazine arazisini “yasa dışı” yollarla ele geçirenlerin hesaplarına el konulmalı değil mi?


