Ahmet Hakan cami duvarına yanaşınca…
Ahmet Hakan bu... Şerefli bir müftünün, sol mahalleye yaranacağım diye “karakter kaybından” can çekişen, “dönüşmüş” oğlu...
Ne buralııı, ne oralı.. Muhafazakâr mahalleye yakışmıyor.. Cihangir’de sırıtıyor.. Nişantaşı’nda batıyor.. Pahalı gömlek ve marka ayakkabı giymenin soylu olmakla zerre kadar alakası olmadığını anlayamayan, kırkından sonra “tiki” olmakla, Nişantaşı’nda nasıl bir komedi malzemesi olduğunun farkına varamayan, “asaletsiz” bir giyim kuşam “ayaklısı”...
Üstelik solcu mahalleye yamanacağım diye gittikçe yapış-yapış, mukozal bir dokuya dönüşümünün, onu düşürdüğü şu irrite edici durumu fark etmekten de aciz...
Kafka’nın “Dönüşüm”ündeki Gregor Samsa’nın “bir sabah uyandığında, kendisini yatağında ters dönüp debelenen kocaman bir böceğe” dönüşmüş olarak bulması gibi tıpkı...
Düşünsenize bir zamanların muhafazakâr delikanlısı, bir sabah uyandığında kendisini, Aydın Doğan için ciyaklayan, ihtiyar bir böcek olarak buluyor...
“Haşere” lisanıyla ters dönüp debelenen yazılar yazıyor.
Sonra da sinsice “altını ıslatmış ergen” usulü yatağındaki ıslaklığı üfleyerek kurutmaya çalışıyor... Olmayınca da yatağının altına saklanıyor.
Ama ne o Gregor, ne de ben Grete’yim...
Madem cami duvarına yanaştı...
Madem bu “sahibinin sesi”, Yeniakit’e “paçavra” diyecek kadar Gregor’a dönüştü...
Madem LGBT’liler uğruna Yeniakit’e sövdü...
Madem Hasan Karakaya Abi’nin dediği gibi, “bir zamanların alnı secdelisi iken, sonra “seyyar kıbleli” oldu.”
Madem dün “Müslümanlarla haşır-neşir olan bir insan iken, bugün solcularla faşır-foşur oldu...”
Biz de ayna tutacağız elbette!
Hasan Abi bu!
Bıraktığı mühimmat dahi bunları darmaduman etmeğe yetiyor da artıyor:
Şimdi 2007’de Ahmet Hakan’a çektiği sille-tokat ayarı güncelleyelim “ayar” niyetine:
(...) “Ahmet Velioğlu Hoca” aradı ve Ahmet Hakan’ın “Bir 12 Eylül anısı” başlıklı yazısını okuyup okumadığımı sordu, işte o zaman okumak zorunda kaldım!
(...) Ahh, o “solculara şirin görünme” saplantısı yok mu, işte bu havalar mahvediyor Ahmet Hakan’ı!
(...) Vah Ahmet vah!...
O darbenin Müslümanlara neler çektirdiğini bir ben bilirim bir de “Selimiye Kışlası”nın soğuk duvarları. Sen elbette bilmezsin. Çünkü sen, 1980’de henüz 14 yaşındaydın. (...) Evet büyük değildin. Hatta “geceleri yatağını ıslatacak” kadar küçük bile sayılabilirdin.
AHMET HAKAN “O GECE”Yİ ANLATIYOR!
Biliyorum şaşırdınız! “Bu yatak ıslatma da nereden çıktı? Ahmet Hakan, 14 yaşında iken yatağını mı ıslatıyormuş?” diye soruyorsunuz!
O halde, “anlatmanın”, daha doğrusu “aktarmanın” zamanı geldi...
Efendim Ahmet Hakan, “Bir 12 Eylül anısı” başlıklı yazısında ihtilal gecesini anlatıyor. O gece; annesi ve babasıyla birlikte “İsmailağa cemaatinin önde gelenlerinden İhsan Efendi’nin Bayrampaşa’daki evinde” misafirlikteymişler!
“Darbe olmuş! Darbe olmuş!” diye “sanki namaza kaldırılıyormuş gibi” kaldırılmışlar yataklarından! Sonra apartmanın çevresi bir grup silahlı asker tarafından çevrilmiş. Hane halkından biri “eyvah” demiş, “İhsan Efendi’yi götürecekler” Sonra durum anlaşılmış. Askerler İhsan Efendi’yi değil, «üst kattaki sendikacı”yı kollarından tutup, sürükleyerek görürmüşler.
Bunlar “Ahmet Hakan’ın yazısından”!... Demeye getiriyor ki; “12 Eylül darbesi Müslümanlara karşı değil, solculara karşı yapıldı.” Hatta darbeden sonra İslamcılık güçlendi.”
Yazısının son paragrafında gerekçesi de şu: «Çünkü darbe günü askerler tarafından götürülen İhsan Efendi değil, bir sendikacıydı.”
(...) İşte bu yazı üzerine, İhsan Efendi›nin oğlu Ahmet Mehmet Velioğlu hoca aradı.
İşte “İhsan Efendi’nin oğlunun iddiaları:
* Ahmet Hakan’ın asıl adı Hakan›dır... Ona, Ahmet ismini; şimdi “Büfeci Müslüman, gettocu ve sofu” diye aşağıladığı babam “İhsan Efendi” vermiştir! (...)
* Kafasında kurguladığı 12 Eylül gecesi, bizim apartmanda hiç yaşanmamış, yani evimiz askerler tarafından hiç kuşatılmamıştır. Oturduğumuz apartmanda “sendikacı” yoktu ki; askerler gelip de sürükleyerek götürsün. Komşularımızın tamamı “mütedeyyin” insanlardı.
* Evimizde, evet “televizyon” yoktu. Ama “günah” olduğu için değil” O zamanki şartlarda “televizyon alamayanlar” neden alamamışlarsa, biz de o sebeble alamadık! Bırakın televizyonu, evimizde “radyo” bile yoktu! Ahmet Hakan, “Yine de şahlanıyor aman” şarkısını “cep telefonundaki” radyodan mı dinledi?
*Ahmet Hakan (...) evimizde, günler hatta haftalarca kaldı...
* 12 Eylül gecesine gelince... Biz sabah namazı için kalktık ve her şeyden habersiz “cami”ye gittik. İhtilal olduğunu da caminin etrafındaki askerlerden öğrendik. (...) Evdekilerin haberleri, bizim söylememizle oldu! Hakan’ın uydurduğu gibi, “radyo”dan şarkı da dinlemedik, perdeyi aralayıp dışarıyı da kolaçan etmedik. Radyomuz yoktu ki, türkü dinleyelim. Yaramız yoktu ki, “Eyvah İhsan Efendi’yi götürecekler” diye gocunalım. (...)
* Ahmet Hakan, şu anda her ne kadar, ailesinden utanıyor olsa da, babası, İsmailağa Camii’ne öyle “ufaktan” filan değil “sımsıkı” bağlıdır! Utanma Hakan, utanma! Emin ol ki, senin annen-baban, şimdi hayran olduğun “kadın bedeni pazarlayıcılarından” çok daha saygın ve çok daha şahsiyetli ve haysiyetlidir!
“ISLATTIĞIN YATAK BENİMDİ!”
* En çok neye üzüldüm biliyor musun Ahmet Hakan? Günler ve hatta haftalarca misafir kaldığın, ekmeğini yiyip, suyunu içtiğin evin insanlarını aşağılamana üzüldüm! Hadi, diğerleri neyse de, bari annemin hatırına, bunları yazmamalıydın! O annem ki; “14 yaşında” olmana rağmen, “geceleri işediğin yatağı”, sabahları sessizce kaldırıp, hiç gocunmadan yıkardı.
Bak Hakan, eğer “çişin geldi” ise; “cami duvarına” değil, git başka yere işe! Zira “misafirimsin” diye sana tahsis ettiğim yatağıma “geceleri işediğin” zamanlar gösterdiğim anlayışı, belki şimdi gösteremem!
Ne diyeyim? Hay ruhun şâd olsun Hasan Abi!


