Din hizmeti ve bu hizmetin erleri
Din hizmeti ve bu hizmetin erleri
İlhan Oral
Bugün tarihî, sosyolojik ve ideolojik kayıplarımız, bir hakikati bütün çıplaklığı ile vitrinlemektedir. Müslümanlar “müzebzebin” kâbusu ortamında bocalamaktadırlar.
İnsan hayatında her alanı etkisi altına alan amansız, insafsız, merhametsiz, zâlim, saldırgan ve kozmopolit bir zihniyet hüküm sürmektedir. Öylesine bir zihniyet ki, hiçbir yırtıcı hayvanın yapamadığı canavarlığı bugün insan tipinde canavarlar yapıp sürdürmektedirler. Bu vahşetin karşısında sorumlu müslümanlar hizmet anlayışı ile belirsiz çırpınışlarla uğraşıyorlar. Çözümü gerçekleştirmeyi düşünemiyorlar.
Tabii, ilim yok, konu yok, proje yok, birlik yok, dayanışma yok, ideal yok, eğitim yok ve belirli bir hedef de yok. Hepsinden daha çok bireycilik ve bencillik aşırı boyutlarda ve engellenemez çılgınlık var. Her kes hizmet vermek istiyor ve hepsi de kendi birikimleri ile İslam gibi büyük bir davayı savunma mücadelesi vermek istiyor.
Bu hususta belirsizlik, inançsızlık ve karmaşa illetlerini bilmeyen yoktur. Buna rağmen çare arayan da yoktur. “Mangalda kül bırakmadan uğraşan” çoktur, elinde ciddi projesi olan da yoktur. Güzel hafız yetiştiriyorlar. O güzel hafızlara Kur’an sistemini öğretmiyorlar.
Kur’an’ı Kerimi hıfzetmenin devamı olan anlama ve uygulama gibi hizmetleri unutuyorlar. Rabbimizin muradına ve Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin uygulayışına itibar etmiyorlar. Daha doğrusu tabularını aşamıyorlar.
Hizmet vermek isteyenlerin kimi akademik kariyerini, kimi mollalık saltanatını, kimi grup taassubunu, kimi siyasî bağımlılığını ve kimi de bencillik gurur engelini terk edemiyor. Daha korkunç olanı kimi de şartlanmışlık girdabından çıkmak istemiyor.
Aslında hemen her biri tek bir ayete riayet edecek olsa nelere kavuşacaklarını çok açıkça göreceklerdir. “Gerçekten bu Kur’ân, insanları en kıvamında sisteme kavuşturur. Salih ameller işleyen müminlere de, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.” (İsra:17/9) Burada, “Kur’ân, insanları en kıvamında sisteme kavuşturur” ile “büyük mükâfat” beyanlarına çok dikkat etmek gerekecektir.
Elbette İslam hâkimiyeti, müslümanların özgürlüğünü, huzur ve güvenlerini garanti eder. Ancak müslümanların paramparça ve darmadağınık oluşları yüzünden ne özgürlüğü ne huzuru ve ne de güveni olur. Her şeyden daha önemli olan “Muhakkak Allah katında din yalnızca İslam’dır.” Müslümanların bu temel ilkeyi topyekûn kabul edip “dinledik ve itaat ettik” ikrar ve hareketleriyle “va’di ilahî” tecelli eder.
İşte bu kıvam sonunda müslümanlar mümin olma şerefine nail olurlar. Mümin olma şerefine nail olan müslümanları Rabbimiz Allah Teâlâ özellikleri ile tebcil eder;
“O müminler öyle kimselerdir ki, insanların kimileri kendilerine: ‘Düşmanlarınız olan bazı insanlar size karşı ordu hazırladılar. Onlardan korkun.’ dediler. Bu söz onların imanını artırdı ve ‘Allah bize kâfidir, O ne güzel vekildir’, dediler.” (Ali İmran:3/173) Elbette Allah katında bunlar mümindir.
“O müminlerden öyle yiğitler vardır ki onları ne bir ticaret, ne bir alış veriş Allah’ı zikretmekten, namazı kılmaktan, zekâtı vermekten alıkoymaz. Onlar kalplerin ve gözlerin dehşetle döneceği gönün dehşetinden korkarlar.” (Nur:24/37)
Onlar “insanlık için yaratılarak ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmettirler.”
İşte din hizmeti bu! İşte tevhid çerçevesinde din hizmeti veren lüb akıllılar! Bunlar iyiliği emreden, fenalıktan alıkoyan, Allah’a imanda devam eden yiğitlerdir.
Biz neden bunların arasında yerimizi almayalım! Niçin muvahhid olmayalım!
Rabbimiz Kitabında bunu emrediyor. Onun muvahhidûn kulları bunu yaptılar.
Biz “yanardağın külleri miyiz?!”
Esselamu aleykum