--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Tuvalette Kur’an okunur mu!!

İdris Günaydın
İdris Günaydın
0

Bu soruya her iman sahibi kimse, İslam Dünyasının neresinde olursa olsun, “hayır diyecektir. Lakin Batının en kudretli devleti Almanya›da gördüm ki, çoğu evlerde banyo yok. Bir çoğunda da tuvalet, alel usul yeni yapılmış; uyduruk kaydırırk. O da Müslümanlara kiraya verelim diye. 

1989 yılında Adıyaman›ın Sincik ilçesine gittim. Orada kaymakam ve karakol komutanı yüzbaşı ile tanıştık. Yüzbaşı çok ilginç bir olay anlattı: Şu şu yıllarda Diyarbakır’da görev yaptığını, en fazla kırsaldaki halka, evlerine tuvalet yaptırmada zorluk çektiğini söyledi. Gece hacetini gidermek isteyen bile, ibrik alıp kırlara doğru gidiyormuş. O zaman bazı insanlarımızın ne kadar görgüsüz olduğuna hükmettim. Lakin 2004 yılında Almanya’ya gidince öğrendim ki; Almanlar bizimkilerden daha görgüsüz imiş. Bizde tuvalet yoksa da banyo varmış fakat Almanya’daki evlerde banyo da yokmuş. Türkler Almanya’ya gidince medenileşmişler. Buna rağmen birçok binada 2. katla 3. kat arası merdiven sahanlığındaki tuvaleti kullanıyor.

Bakıyorum da 60 yıl önceki Karadeniz evleri medeniyette dünyanın ister Hristiyan, gerekse Müslüman topluluklarda olsun en medenisi imiş. İlkeldi ama her evde en az iki banyo (hamamlık) bir tuvalet, bir de abdesthane bulunurdu. Bugünkü gibi modern değildi ama bulunurdu. O yılların insanları abdesthanede abdestini alır veya leğende abdestini alır, duasını eder, tuvalete gider temizlenir, banyoda yıkanırdı.

Bugüne gelelim:

Düşünün bir tarikatın şeyhi, müridan toplamak için, iki üç cami, mescid yaptırıyor, mütitlerine vaaz veriyor; “Müslümanlar, Sünneti Seniyyeye azami ölçüde uyunuz. Sünnette , sofradaki ekmek kırıntılarını bile parmağınızı ıslatarak o kırıntıları toplayıp ağza atmak var. Aman ha tuvalette lakırdı etmeyin, banyoda lakırdı etmeyin, günah…. Şeytanın oyununa gelirsiniz.”


Sonra gavsul azam molla kallavi efendi abdest almaya lavaboya gidiyor. Önce büyük bir zahmı azimle rahatlıyor, sonra, sıvanmış kollarını çemredikten sonra, şalvarını da şöyle uydurduktan sonra suyu açıyor. Başlıyor “Bismillahil azim. Ala dinil İslam, ve ala tevfikıl iman, ve ala hidayetirrahman, ve ala hidayetil Kur’an… Neveytül vücuhu liecliyessalat, tekarruben ilellahi Taala…”

Kollarını yıkarken duasını bilmediği için euzü besmeleyi çekip: “inna  enzelnahü fi leyletil kadr…” suresini okuyor. Tuvalette oluyor her şey…. Günah mı? Şeyhin suçu ne? Müminin suçu ne?  Şeyhin suçu: üç cami yaptıracağına evinin lavabosunu sünnete uygun düzelttirebilirdi. Fakat milyonlarca müminin suçu ne?

Biz Müslümanlar o kadar uyuşuk, o kadar tembel, o kadar derin düşünceden yoksunuz ki; önce bu inşaat mühendisleri bizim çocuklarımız. Neden bina yapımlarında bu hassasiyete dikkat çekmedik? Neden onları zorlamadık? Tuvalette Kur’an okunur mu? Bu konuda Almanya’daki Müslümanları tebrik ediyorum. Bizden daha duyarlılar. Bizdeki hocalar, laikliğin baskısından ötürü olacak, ağızlarını açamıyorlar ki. Ya bir müteahhit şikayet ederse, ya menfatime engel oluyor derse, ya devletin ve umumun menfaatini din kurallarına göre tanzim etmek istiyor derse…

    Hatta daha vahimi Mekke’deki vaziyet bundan daha acı. Onlarda tahliye musluğu hiç yok. Vallahi, yeminle söylüyorum, temiz girip kirli çıkmak zorunda kaldığımız anlar oldu. İşte İslam Dünyası, işte Batı Dünyası… Emin olun tekrar yazıyorum, modern mimari yaygınlaşmadan önce Karadeniz evleri daha düzenli idi.

Almanya’daki Türkleri neden tebrik ediyorum? Her klozetin uygun yerinden bir bakır boru döşeyerek tahliye musluğu sistemi geliştirmişler. Bunu düşünmüşler. Aferin. Diğer kısımlar için yapacakları fazla bir şey yok. Bazıları evin bir odasını yıkıp banyo yapmışlar ama…

İslam Dünyası dipten gelen yoğun taleplerle İslami usule uygun bir mimari proje çizdirebilirdi. Çoğu tuvalette kıbleye doğru dönmek zorundayız. Ona alıştık artık.


Peki… Hastalığı teşhis ettin sayın yazar. Bu işin çözümü yok mu? Bu işin çözümü bir fıkıh kuralı. Zaten çoğu zaman, asırlarca önce, (görgüsüz, cahil ve gayrı medeni!) fıkıh alimleri olmasaymış bugünkü Müslümanlar modern hayatın pisliği içinde yüzerdik. Ne zaman sıkışsak imdadımıza bir fıkıh kuralı yetişiyor. Bu da İslam’ın ve onun külliyatının ne kadar şümullü ve çağlar ötesinde olduğunu gösteriyor. 

Bugün hacetini def ettiği klozete bir tahliye musluğu üretmeyi bilemeyen modern dünya bizi gericilikle suçluyor. Doğru biz gericiyiz. Necip Fazıl’ın dediği gibi “yarışta tur bindirmişiz ondan gericiyiz.”

Çözüm İslam Fıkhındaki bir kuraldır: “Belvay-i Âm: Umumi bela…” Tek veya bir topluluğun müdahalesi ile giderilemeyecek belalara umumi bela denir, caizdir. Tüm modern evleri yıkmaya gücümüz yoktur. Bu bela dünyayı sarmış. Mecburen lavaboda Kur’an da okunur. Ama abdest alırken…

Burada bir gerçeğe daha değinmek istiyorum. Acı ama gerçek… Son Endülüs halifesi, şehri Gırnatayı terk ederken, sabah ışıkları yeni doğuyor; son kez şehre doğru bakıyor ve ağlıyor. Annesi: “Şehrini erkekler gibi savunamazsan şimdi kadınlar gibi ağlarsın” diyor.

   İki milyar Müslüman bir İslami inşaat projesi çizememişiz,  çocuklarımızı  bu yolda şuurlandıramamışız, sonunda asırlar öncesi fetvaya sığınıyoruz. Gülüyoruz ağlanacak halimize vesselam.

 

Yorumlar

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu siz yazın — yukarıdaki formu kullanabilirsiniz.

İdris Günaydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle