Şehit milletin kalbine, şehitleri alaya alan çöplüğe gömülür
Şehit (şehid) tanık olmak demektir. Şahit (şahid) de o kelimenin kökünden gelir ve “şahit olan» anlamına gelir. «Şehadet» ise aynı kökten gelen, şahit olduğunu tescilleyen rütbeyi hak etmesine vesile olan fiildir.
Şehit/d neye tanıklık etmektedir? Şehidin tanıklığı yani şehadeti cennetedir. Şehit olduğu andan itibaren cenneti gören, cennet için belenen, cennet için ulanan ve uğurlanan kimsedir.
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz: “Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayınız. Zira onlar Rableri katında diridirler. Fakat siz anlayamazsınız.” (Bakara 154/Ali İmran 169) buyurur.
Yani Allah yolunda, Allah için, Allah davası uğrunda… İşte siz burayı anlayamazsınız.
“Şüphesiz ki Allah, Allah yolunda savaşıp öldüren ve öldürülen müminlerin canlarını ve mallarını Tevrat-İncil ve Kur’an’da verilmiş bir hak olarak cennete karşılık satın almıştır. Verdiği sözü Allah’tan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse yaptığınız alışverişe sevinin; bu büyük bir kazançtır. (Tevbe/111)”
Yani Allah yolunda, Allah için, Allah davası uğrunda…
Peygamberimiz (S.A.S): “Allah yolunda şehit olmak, kul borcundan başka, her günaha kefarettir. (Sahih-i Müslim)” buyurur.
Yani Allah yolunda, Allah için, Allah davası uğrunda…
“Allah yolunda yaralanan herhangi bir kimse, kıyamet gününde yarasından kanlar aktığı halde gelir; rengi kan rengi gibidir fakat kokusu misk kokusu gibidir. (Sahih-i Buhari ve Müslim)”
Yani Allah yolunda, Allah için, Allah davası uğrunda…
“Kim Allah yolunda öldürülürse o şehittir. Kim Allah yolunda ölürse o şehittir. (Sahih-i Müslim, Sünen-i Nesei)”
Yani Allah yolunda, Allah için, Allah davası uğrunda…
Peki soralım: Allah yolunda, Allah davası uğrunda, Allah için ölen veya öldürülenlerin haricindekiler şehit değil mi? Hayır.
Nasıl olur? Şehit deniyor böyleleri için?!
Doğrudur. “Şehit” kelimesinin yerine koyacak o vasıfta ve derinlikte manası olan başka kelime bulamadıkları için İslam’ın terminolojisini kullanıyorlar. Bir komünist ölüyor, “devrim şehidi”; bir mafya mensubu öldürülüyor “örgüt şehidi”…
Bir insanın şehit olabilmesi için cenneti hak etmesi gerekir. Cennetin sahibi, onu verebilecek de Allah’tır.
Örgütün ölüsüne o örgüt, ülkenin ölüsüne o ülke verebilecek cenneti varsa verir; o da onun şehidi olur.
PKK’ya sorsan ölülerine şehit der… İsrail’e sorsan şehit der.
Mücerret(soyut) anlamda bir kara parçası için savaşıp ölen şehit olmaz.
Sınır ötesi operasyonlarda ölen askerlerimiz şehit sayılır mı?
Eğer gayesi Allah için veya Allah uğrunda mücadele ise, bunu böyle ifade edemese de gayesi ezan susmasın, Müslümanların dirliği, birliği bozulmasın, insanlar ibadetlerini rahatça yapsın…ise şehittir. Çünkü niyet, mukaddes olanla bütünleşmektedir. Niyeti itibariyle, Allah yolunda olmayı ret ve inkâr etmiyorsa, alay etmiyorsa şehittir.
İnkâr ediyorsa, inanmıyorsa ülkenin şehididir lakin Allah’ın değil.
Ülke onun hatırasını yaşatır, ailesine maaş bağlar, ev verir v.s. Lakin Allah’ın vaadi olan cennet Allah yolunda şehit olanın hakkıdır.
Onun için Milli Savunma Bakanlığı, TSK, sınır ötesi operasyonlara gönderdiği askerlerimize bu detayı iyice açıklamalıdır. Onları eğitmelidir. “Askerler! Siz soyut bir toprak parçası için savaşa gitmiyorsunuz. Bu terör unsurları galip geldiğinde Müslüman Milletimizin ibadetine, ezanına, bacılarımızın ırz ve namusuna tecavüz edecekler. Çünkü karşımızda Marxist veya Dürzi/Nusayri bir örgüt var. Asıl gayeleri, son tahlilde İslam’ı yok etmek. Bunun için vatanımızı ve inancımızı buna engel görüyorlar. Bunun için, bu tehlikeyi bertaraf etmek için savaşıyoruz.”
İşte bu maksada kati inandığını düşündüğüm, bu gayeyle ve niyetle şehit olduğuna inandığım yirmi iki aslan parçası toprağa düştü. Rabbim onları şehitlik defterine yazsın da Hz. Hamza (R.A)’a komşu eylesin cennetinde.
Milletimiz toplanır, cenazesini teşyii eder, şehidiyle gururlanır, oğluna veya torununa bir yol gösterir: “Bugün sıra onlardaydı. Yarın size de gelebilir. Biz tarihin şehadetten korkmayan en cesur milletinin çocuklarıyız. Coğrafyanın da en belalı bir yerinde bulunuyoruz. Evimizi rüzgârlı bayıra yapmışız. Her an rüzgâr esmekte ve ışığımızı söndürmektedir. Yanık tutabilmek için dirlikli ve diri olmak, daima uyanık olmak zorundayız.
Oğlum! Yüz kapısı olan bir kalenin içinde yaşıyoruz. Yüz kapının yüzünü de kapalı tutmak zorundayız. Çünkü düşman bu kapılardan her birinin yerini biliyor ve takip ediyor. Doksan dokuzu kapalı ve biri açık olsa güvende değiliz.
Oğlum! Kapının sadece kapatılması yetmez, yanında nöbet tutmamız da şarttır. Çünkü dışarıdaki düşman umut kesse de içeride onlara umut veren var. Kapıları içeriden de gözetleyen var. Onlar da içimizdeki kriptolardır, inançsızlardır, millet ve tarih düşmanlarıdır. Bir şehit cenazesinden sonra “şehitler neden fakirlerden? Neden zenginler çocuğunu göndermiyor? Falancanın çocuğu da gitsin. Batsın bu vatan…v.s” gibi tezviratlarla milletin maneviyatını kırmaya çalışan, isyana sevk edenlerdir. Bu gayelerini temin için sahte veya gerçek sosyal medya hesapları açanlardır. “
Şehit milletin kalbine, İslam’ın ruhuna, Allah’ın miskü amberine gömülür. Onunla alay edenler de çöplüğe,vesselam.