• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yücel Kaya
Yücel Kaya
TÜM YAZILARI

Din dersi veren ateistler, ahlak dersi veren fahişeler…

09 Temmuz 2026
A


Yücel Kaya İletişim:

Din dersi veren ateistler, ahlak dersi veren fahişeler…
YÜCEL KAYA 

Toplumların en büyük felaketi, yanlış yapan insanların varlığı değildir.

Asıl felaket; yanlışın doğru, doğrunun yanlış diye pazarlanmasıdır.

Bugün tam da böyle bir dönemin içinden geçiyoruz.

İnançla kavgalı olduğunu açıkça söyleyenler din üzerine ahkâm kesiyor…

Hayatı boyunca kutsalla alay edenler, Müslümanlara din öğretmeye kalkıyor…

Ailenin çözülmesini savunanlar, aile üzerine konferans veriyor…


Sadakati küçümseyenler, vefa üzerine nutuk atıyor…

İffeti değersizleştirenler, namustan söz ediyor…

Yolsuzluk iddialarıyla gündeme gelenler, dürüstlük manifestosu yayımlıyor…

Yalanı siyaset yöntemi hâline getirenler, doğruluk dersi vermeye çalışıyor…



İşte çağımızın en büyük ironisi budur.

Çünkü artık mesele, hakikati aramak değil; algıyı yönetmektir.

Eskiden insanlar söyledikleriyle yaşadıkları arasında bir denge kurmaya çalışırdı.

Şimdi ise yaşadıklarıyla söyledikleri arasında uçurum olmasına rağmen, en yüksek sesle konuşanlar alkışlanıyor.

Televizyon ekranlarını açıyorsunuz…

Dün dine hakaret eden biri bugün dinin ne olduğunu anlatıyor.


Aile kurumunu "eski dünyanın yükü" diye küçümseyen biri, ertesi gün çocukların geleceğinden endişe ettiğini söylüyor.

Ahlaki sınırları "kişisel tercih" diyerek anlamsızlaştıranlar, toplumdaki yozlaşmadan şikâyet ediyor.

İnsan ister istemez soruyor:

Bu nasıl bir çelişkidir?


Elbette herkes konuşabilir.

Elbette herkes fikir beyan edebilir.

Fakat fikir ile örneklik arasında büyük bir fark vardır.

Çünkü toplumlar, en çok söylediklerinden değil; yaşadıklarından etkilenir.

Bugün Türkiye'de yaşanan birçok tartışmanın temelinde de bu vardır.

Kimin söylediğinden çok, ne söylediğine bakılması gerekirken; tam tersi yapılıyor.

Bir kişi sırf belli çevrelerin desteğini aldığı için söyledikleri sorgulanmıyor.

Öte yandan inancını yaşayan, ailesini koruyan, değerlerini savunan insanlar ise peşinen suçlu ilan edilmeye çalışılıyor.

Oysa sağduyu sahibi herkes bilir ki;

Bir insanın inançsız olması, onun otomatik olarak kötü biri olduğu anlamına gelmez.

Aynı şekilde bir insanın inançlı görünmesi de onu otomatik olarak doğru yapmaz.

Ölçü; dürüstlük, tutarlılık ve ahlaktır.

Fakat burada dikkat çekilmesi gereken başka bir mesele vardır.

Toplumun değerlerini küçümseyenlerin, o değerlerin tek temsilcisi gibi konuşmaya başlaması…

İşte asıl problem budur.

Çünkü bu durum yalnızca bir fikir tartışması değildir.

Bu, kavramların yer değiştirmesidir.

İhanetin adına cesaret…

Teslimiyetin adına özgürlük…

Ahlakın adına etik…


Ahlaksızlığın adına yaşam tarzı…

İnanç düşmanlığının adına aydınlanma…

Ailenin çözülmesinin adına modernleşme…

Yalanın adına siyaset…

Rüşvetin adına organizasyon…

Liyakatsizliğin adına değişim…

Denilmeye başlanırsa, toplum artık kelimeler üzerinden yönetilmeye başlamış demektir.

İşte bu yüzden bugün mücadele sadece kişilerle ilgili değildir.

Mücadele, kelimelerin gerçek anlamlarını koruma mücadelesidir.

Çünkü kelimeler bozulduğunda, zihinler bozulur.

Zihinler bozulduğunda ise toplum çözülmeye başlar.

Bizim yeniden hatırlamamız gereken gerçek şudur:

Hakikatin ölçüsü, en yüksek sesle konuşanlar değildir.

Hakikatin ölçüsü; sözüyle özü birbirini doğrulayan insanlardır.

Toplumun ihtiyacı da tam olarak budur.

Daha çok bağıranlar değil…

Daha tutarlı yaşayanlar.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23