Mustafa İslamoğlu hocamıza
Mustafa İslamoğlu hocamıza
ALİ KARAHASANOĞLU
Boşverelim NATO’yu..
Boşverelim, gelen liderleri.
Boşverelim Ekrem İmamoğlu’nun yolsuzluklarını..
Hayatını İslam’a adadığı iddiasında olan bir insan ile, akit’in ne ihtilafı olabilir?
Ne tartışması olabilir?
Ne mahkemesi olabilir?
Ama oldu..
Öncesinden başlayayım..
28 Şubat sürecinde, müstear isimle de yazmışlığı vardır.. Kendi gerçek adı ile de akit’te köşe yazıları çıkmıştır..
Müstear isimle yazdığı dönemde, kaleme aldığı yazı sebebi ile, benim sorumlu müdür olarak sanık sandalyesine oturduğum olmuştur..
Üzülmesin diye kendisine bile haber vermeden, ama asla, savcıya gittiğimde, mahkeme huzuruna çıktığımda, “Bu yazının eser sahibi şu kişidir” diyerek, bana verilecek cezadan kurtulmaya çalışmadan..
Bir mücadele içinde olduk..
Ama ne hikmetse, Karar tv’ye çıkıp, şu sözleri sarf ettiğinde, bir anlam verememiştim..
Hâlâ da veremiyorum:
“Dün hata ettiğimiz noktaları tespit ediyorum, kendimi sorguluyorum, fikirlerimin kölesi değilim efendisiyim. Yanlış olanları düzelttiğim, yanlış olduğuna inandığım an onu doğrudan her araçla ulaştırabileceğim herkese ulaştırıyorum. Bu benim tövbem, tövbe böyledir. En çok pişman olduğum şey bir dönemimi İslamcı olarak geçirmek. Bu 70-80-90’lı dönemler.”
Düşünebiliyor musunuz..
Kitaplar yazmışsınız..
Gazetelerde dergilerde sürekli köşe yazılarınız yayınlanıyor..
Pişmanlık diye belirtilen yılları kapsamasa da televizyon kurmuşsunuz, anlatıyorsunuz, anlatıyorsunuz....
Ve bugün geldiğiniz nokta, “En çok pişman olduğum şey bir dönemimi İslamcı olarak geçirmek. Bu 70-80-90’lı dönemler.”
Ve, o tarihlerde yayınlanan yazılarınızda, bir küçük harf hatası olduğunda, “Biz sabahlara kadar düşünerek o yazıyı kaleme alıyoruz. O hata nasıl yapılır” diye, sanki ayeti kerimenin yazılmasında bir hata yapılmışcasına azarlamalarınız aklıma geliyor..
Şimdi siz, hatalısını-hatasızını boşverin, sabahlara kadar düşünerek yazdığınız yazılardan, toptan pişman mısınız, yani..
Bunları da boşverelim..
Akit ile 1990’lı yıllarda, 2000’li yıllarda yazarı olan kişiyi mahkemelik yapan konuya gelelim..
Mustafa İslamoğlu, şimdilerde pişman olduğunu açıkladığı köşe yazılarından sonra, medyanın gelişimine paralel olarak, televizyon konuşmaları, sosyal medya için çekilmiş videolarla, bunlara altyapı oluşturan konferanslarla çalışmalarına devam ediyor..
Bir ay kadar önce verdiği konferansın sosyal medyadaki aktarımı, şimdi dava konusu oldu..
Mustafa bey, “Paleolitik dönem mağaralarını, animizm ve şamanizmin ruh telakkisi”ni konuştuğunu söylüyor.. “Kadim insan için Mağara ne anlama geliyor” başlığı ile sosyal medyada paylaşmış.
Bu konunun uzmanı olmadığını çok iyi biliyoruz, ama öyle ahkam kesiyor ki, size de aktarayım:
“Mağarada insanoğlu yaşamıyordu. Mağara kovuğunda yaşıyordu ama mağarada yaşamıyordu. Bu mağaraların çoğunda gaz var. Gaz. Halisinojen gazlar. Özellikle mesela Antalya’daki bir mağarada araştırma yaptılar. Araştırma yapanlar da kafayı bulmuşlar. Efendim gaz çıkarıyor. Mağara gaz çıkarıyor. Bu gaz da halüsinojen. Onun için oraya girince bir şekil oluyor, bir hoş oluyor. Yani geliyorlar efendim. Cinler geliyor, periler geliyor, şeytanlar geliyor, cennet geliyor, cehennem geliyor, iyiler geliyor, kötü ruhlar geliyor, iyi ruhlar geliyor. Her şey geliyor. O da gerçekten geldi zannediyor ve oraları öyle kodluyor. Kadim insan.”
Bu konuşmayı izleyen bir ateist, sosyal medyada şöyle küstah bir paylaşım (haşa) yapmış:
“Muhammed’in ilk vahyi nerede aldığını hatırladınız mı?”
İnternet sitemizde, Mustafa İslamoğlu’nun konuşması ve ateistin yorumu, bir kanaldan haber servisimize ulaştırıldığında, habercilik acelesi ile, başka sitelerdeki karışıklıktan da etkilenerek, sanki konuşma içinde, peygamberimiz de direkt varmış gibi haberleştiriliyor..
Mustafa İslamoğlu açıklama yapıp, “Bırakın peygamberlik asrını İslam ile en ufak bir ilgisi olmayan, ‘Paleolitik dönem mağaralarını, animizm ve şamanizmin ruh telakkisi”ni konuştuğum bir felsefi konuşmayı sanki Peygamberimizin vahiy alışıyla ilgili söylemişim gibi göstermeye çalışmışlar. Üstelik kestikleri videonun ‘kadim insan’ cümlesiyle bitmesine rağmen… Vah ki ne vah.” deyince, bu açıklamayı da yayınlıyoruz. Mustafa İslamoğlu’nun sözlerinin devamında peygamberimize atıf varmış gibi yapılan karışıklığı gideriyoruz..
Ama, sanki durup dururken, Mustafa İslamoğlu’na bir haksız isnat yapılmış.
Sanki Mustafa İslamoğlu hiç kusursuz bir anlatım yapmış da, kasten kendisinin sözleri başka paylaşımlarla karıştırılmış gibi, bir tazminat davası, bir tane daha..
Konuyu bir açıdan değerlendiriyoruz.
Sonra bir başka açıdan bir daha değerlendiriyoruz.
Mustafa İslamoğlu ile, “mağarada gaz” olayını, yanyana bir türlü getiremiyoruz.
“Mustafa İslamoğlu ve mağarada gaz”, ne alaka?
Ne anlatmak istedi.
Ne mesaj vermek istedi..
Mağarada ruh telakkisi ile, ne denilmek istendi..
“Birisi benim yorumlarıma peygamberleri de karıştırsın. Birileri haber yapsın. Sonra başkaları da oralardan alıntı yapsın. Ben de gündem olayım” diye düşünülmedi ise..
"Düşünüldü" demiyorum.
Ama samimi olarak soruyorum, "böyle düşünülmedi ise, ne yapılmak istenildi", açık açık anlatılması gerekmez mi?
Nedir arkadaş, benim telaffuz etmekte bile zorlandığım “Paleolitik dönem’ ile kasdettiğiniz?
Hayatını İslam’a adadığını, ahirete hazırlık için dünyadaki ömrünü az kusur ile tamamlamaya çalışan bir insana, “Paleolitik dönem” ne katkı sunabilir ki?
Sakın, Yaşar Nuri Öztürk’ün, İlahiyat Fakültesi’ndeki öğrencilerinin eleştirilerine cevap veremediği noktalarda, “Sen ne diyorsun be. Biz bu konuları yedi dilde yazılmış eserlerden takip ediyoruz” kibrine düşmeyin..
“Paleolitik dönemi bilmeyen hukukçu-yazar, bize akıl veriyor” demeye kalkmayın..Yaşar Nuri Öztürk’ün hayat kronolojisi, verdiği o cevaptaki kibrin, kendisini nerelere götürdüğünü ispatlamaktadır..
“Mağara” diyorsunuz. “Gaz” diyorsunuz. “Halüsinasyon” diyorsunuz. “Gelirler”, diyorsunuz. “Cennet-cehennem” diyorsunuz..
Sonra, “Ben peygamberlerin mağaradaki inzivaya çekilmelerini kasdetmedim. İnzivada bunların olabilirliğini ima etmedim” diyorsunuz.
Peki, kabul ettim..
Deniz Göktaş isimli komedyenlik iddiasındaki kişi, “Bir kere çok iddialı bir çıkış 600’lü yıllarda bu son kitap demek, daha yeni yeni kitaplar çıkıyor zaten ya, ben 1200 yılında bir tane daha çıkar diye düşünürdüm, yazar içinde çok zor, aklına yeni bir fikir gelse son kitap dedik ya domuz da yemeyiversinler” diyerek, Kur’an-ı Kerim’in insan sözü olduğu imasında bulunarak, kendince espiri yaptığının haftasında.. .
Sosyal medyanızda şu içerikli konuşmayı niye koydunuz:
“Tebessüm sadakadır diye bir hadis söylenir fakat bu sadakayı ne veren vardır ne alan. Aksine sanki ‘asık surat sadakadır’ demiş gibi surat asmayı marifet bilen bir topluma dönüşmüşüz. Çünkü özünde bu mesele bizim kendimizden şüphemizle alakalıdır. Kişiliğimizin gelişmemişliğiyle alakalıdır ve şark toplumları olarak ergenlikten çıkamamamızla alakalıdır. Tam bir ergen fotoğrafı veriyoruz. O yüzden mizah bizde gelişmiyor. Mesela karikatüre dayanamayan yöneticiler şark dünyasından çıkar. Batıda ise yönetici kendi taklidini seyreder ve alkışlar. Bu bir olgunluk alametidir. Ama bizde o da gelişmemiştir maalesef. Onun için Arap şiirinde hicviye vardır, methiye vardır, mersiye vardır ama mizah yoktur”
Anlatımıkesmeden, uzun uzun verdim. Ki, “çarpıtmışsınız” denilmesin..
Soruyorum, mizah adı altında, Kur’an’a küstahca saldırılmasını nasıl onaylayabilirsiniz?
Bu da, Deniz Göktaş ile ilgili değil mi yoksa..
Peki o zaman hocam, kusura bakmayın.
Binlerce özür.