Bir doktorla bir ilahiyatçının mübahasesi
Bir doktorla bir ilahiyatçının mübahasesi
İDRİS GÜNAYDIN
Dr. Bey kendisi ile zaman zaman görüştüğümüz, işimiz düşen biri. İnsani davranışları gayet insancıl, anlayışlı, kolaylaştırıcı. Uzun zaman görüşmesek de birbirimizi özlüyoruz doğrusu. Lakin bir yanı var; Kemalist refleksleri ağır, manevi yönü galiba biraz zayıf…
Kendisini takdir ettiğimden olsa gerek; biraz teolojik konulara girsem diyordum. Bu niteliği ancak imanla taçlanıır.
Nihayet, epey zamandır görüşememişlikten sonra bir vesile ile biraraya geldik. Başka konularda biraz konuştuk. Ben ona bir durumdan, o da bana bir durumdan konuştu. Lafın bir yerinde “Her şey Allah’ın elinde. O biliyor her şeyi» dedim. “O tayin etmiyor mu başımıza gelecek olanları?” diye sordu. Ben ise bir tarafından bu konulara girse diyordum. Sıradaki hastayı aldı. Onunla ilgilendi.
Dedim: “Bu konuları konuşmayı merak ediyor musun?”
“Sakıncası yoksa konuşabiliriz” dedi.
Önce şunu söyleyeyim: Allah olacakları belirlemiyor, biliyor. Belirlerse beni hasta, seni sağlıklı, beni işçi, seni doktor v.s…kendi belirler. O kulları arasında ayırım yapmaz. Herkese fırsat eşitliği sunar ve sonuç nasıl gelişirse orada son yazıyı kendi yazar.
Doktor, ölüm raporunu verince Dr.’u suçluyor muyuz?
Kaşını kaldırdı.
“Doktor Bey! Dedim. Sen insan anatomisini benden çok daha iyi bilirsin. Bunu sana anlatamam. Sen bilgi sahibisin ben hal sahibiyim. Hastayım, birçok çeşit hastalığım var. Sen benim hissettiklerimi bilemezsin. Ben de senin bildiklerini.
İçinde yaşadığımız evreni biraz anlatayım sana: Bu evren de bir zamanlar yoktu, sonradan var oldu.
Mesela falan köyün muhtarı şu tarihte var oldu. Duvardaki elektrik düğmesini göstererek, şu düğme belli bir tarihte var oldu. Bu şehrin valisi belli tarihte geldi. Şu caminin imamı şu tarihte geldi.
Sana branşınla ilgil bir örnek vereyim. Ben şeker hastasıyım. İnsülin kullanıyorum. Şeker ayak altlarımda bazı hassas bölgelerin hassasiyetini aldı. Yine basıyorum yere ama o bölge duyarlı değil; beyne sinyal gönderemiyor. Beyin de ayaklara komut veremiyor, düz yolda bile dengemi kaybettiğim oluyor.
Anlaşılıyor ki evren bir düalizm (ikilik) ile çalışıyor. Hayat böyle. Kul var ise Allah da var. Ne Allah boşuna var, ne kul boşuna yaratıldı.
Sen şimdi kul olarak var olduğuna göre seni yaratan nerede?
Farklı bir yere bakalım şimdi de: İyi bir doktorsan hastaların sağlıklıdır, imam iyi ise kaliteli cemaati vardır. Çoban iyi ise koyunları besilidir. Duvardaki düğmenin çalıştırdığı aparatlar çok önemli ise kabloları güçlüdür, müdür iyi ise öğrencileri kalitelidir… Bu hep böyledir. Kul iyi ise Allah’a daha çok bağlıdır.
Görülüyor ki imam cemaatsiz olmaz, muhtar halksız olmaz, vali idare edeceği kitle olmadan olmaz, düğme ışık olmadan olmaz. Işık olmazsa boş boşuna yaratılmıştır. Dışarıda bir pano, içinde düğme var. Onun çalıştıracağı aparatlar olmadan o düğme bir şey değildir.
Kul da öldükten sonra yaratana ha inan, ha inanma…
Biraz önceki örneğe dönersek; ayak hassasiyetini kaybedince beyinden komut alamıyor. Kul da hassasiyetini kaybedince Allah’tan komut alamıyor. Sendelemek ondandır.
Aradan uzun zaman geçti. Bir arkadaşın annesinin cenazesi vesilesi ile, aynı gün Cuma idi; devamlı Cuma kıldığım camiye değil de başka bir camiye gittim.
Camiden çıkınca doktoru karşımda buldum. Bana gülerek elini uzattı. “Camiye girdiğini gördüm, arkada idim. Seni gördüm de kalabalıkta kaçırmamak için dışarıda bekledim.” dedi. Ben de hal dertten sonra vedalaşacakken “Aynen doğru, Kul iyi ise Allah’a daha yakındır, irtibat kabloları sağlamdır”.
Bana dualar etti, ayrıldık.
Rabbime şükrettim. Bazen söz tesirli oluyor ama sizin söylediğinizin hünerinden çok dinleyecek insanın tavrı önemli vesselam.