Terör yaşanan bir haftanın ardından
Terörün yoğun konuşulduğu ve de maalesef yaşandığı bir hafta geçirdik. MHP lideri Devlet Bahçeli gayet iyi niyetle bir çağrıda bulunarak gerekirse Öcalan’ın mecliste PKK’ya sil79ah bırakma çağrısında bulunmasına razı olabileceğini, örgüt silah bırakırsa Öcalan’a affın bile konuşulabileceğini söyledi. Daha önce de yazmıştım; milliyetçilikten doğan ve beslenen bir örgütün bu taraftaki muhatabı da milliyetçi bir parti olmalıdır. Çiviyi ancak çivi söküyor. Başka görüşlere mensup partiler çözüm için hamle yapınca niyetleri ne olursa olsun ihanetle suçlanıyorlar.
Milliyetçi kimliğine rağmen MHP de ihanetle suçlanıyor ama iyi incelenirse suçlayanların terör olsa da olmasa da ırkçı takılan gruplar, popülist ırkçılar ve muhalefet ederek siyasi kazanım bekleyen gruplar olduğu görülebilir (İyi niyetli olanları ayrı tutuyorum). Oysaki MHP’nin ve dahi Cumhur İttifakının amacı ihanet olamaz. Bu ittifak ki terörü yurtiçinde nerdeyse bitirme noktasına getirdi. TUSAŞ saldırısı bile bu gerçeği değiştiremez.
“Terör yurtiçinde bitmişken yeni bir çözüme ne gerek var?” diye soranlar var. Öncelikle bu soruyla hükümetin başarısını istemeden de olsa kabul ederek kendileriyle çelişmiş oluyorlar. Diğer yandan böyle başarılı bir hükümet/ittifak PKK’yı içeride felç hale getirdiğine göre PKK’ya can suyu olmayacağı da bilinmelidir. Zaten meselenin içerideki terör olmayıp sınırın dışındaki tehditler olduğu vurgulanıp duruyor.
Ayrıca ihtimaldir ki Ak Parti ve MHP yeni bir çözüm süreci başlatmadan terör örgütüne son bir kez sözlü olarak teslim olma çağrısında da bulunuyor olabilir. Şahsen PKK’nın silah bırakmasını beklemiyorum. Çünkü hâlâ hülyalarda geziyorlar. Türkiye ve İran olmasa da Suriye’de devlet kuracaklarını zannediyorlar. Bilmiyorlar ki ABD bugün var, yarın yok. Hem ayrıca ABD’nin olması da bir şey değiştirmiyor. Afrin, Tel Abyad vs. ABD varken alınmamış mıydı? Şayet devlet YPG’nin kontrolündeki bölgelerde İsrail etkisi hissederse İsrail daha yerleşmeden bir süpürme harekâtı yapacaktır. YPG bunu düşünemediyse şimdi düşünsün. Hem kontrol ettiği alanlar dağlık değil. Bir ayda el değiştirir. Dolayısıyla Bahçeli’nin çağrısı çatışma öncesi “Teslim ol” çağrısı olarak da okunabilir.
Öte yandan geçen haftanın terör bağlamındaki en önemli gelişmesi Fetullah Gülen’in ölümü oldu. Bu aynı zamanda kurduğu şer hareketin de sonu demek. FETÖ zamana yayılacak bir şekilde yok olup gidecektir. Ama geriye dinden soğuttuğu bir nesil kalacak. Özellikle Z kuşağı FETÖ’nün kurbanı oldu. Belki de bu yüzdendir ki Allah, mezarı başında tekbirler okunması yerine İncil’den İngilizce pasajlar okuttu. İnsan nasıl yaşarsa öyle ölür ya. Nasıl öldüyse de öyle yaşamış demektir. Böylelikle Gülen’in defni vesilesiyle itikadı da belli olmuş oldu.
Son olarak TUSAŞ saldırısında PKK taşeron olarak kullanılmış olsa da arkasında başka güçlerin olduğuna inanmamız için çok sebep var. Saldırı çok önceden tasarlandığına ve de Cumhurbaşkanı Erdoğan BRICS toplantısındayken yapıldığına göre kimin talimat verdiği az çok anlaşılabilir. Ancak önceden planlanmış olsa bile Bahçeli’nin çağrısından hemen sonra olması hem Erdoğan’a hem de Bahçeli’ye verilmiş bir mesaj olarak görülebilir. Nedir o mesaj; Kuzey sınırlarınızdan (Rusya’ya doğru) ve güney sınırlarınızdan (Irak ve Suriye’deki PKK bölgelerine doğru) dışarıya çıkmayın. Belli ki dış güçler kuzeye gidişin güneyden kaynaklandığını bir türlü göremediler. Göremedikleri için de Türkiye’yi PKK ile tokatlamaya çalışıyorlar.
Sonuç olarak bağımsızlık yolu birilerinin döşediği PKK ve FETÖ gibi taşlarla dolu. Geçen hafta o taşlardan biri temelli ortadan kalktı. Diğeri ise direniyor. O da kenara itilecek ama bakalım nasıl ve ne zaman.