Aliya İzzetbegoviç’e rahmet olsun
İnsanlık tarihine adını altın harflerle yazdıran ve dünyadaki “insan mayalı” liderlerle halkların takdir ettiği; ülkesi adına, milleti adına bağımsızlık ve İstiklal mücadelesi veren Aliya İzzetbegoviç’e rahmet olsun.
Hayatını, insanın doğuştan gelen ve hakkı olan “İnsanca yaşama hürriyetinin” inşasına harcayan Merhum Aliya İzzetbegoviç, 20 yıl önce 19 Ekim 2003 yılında dünya liderlerinin de katılımıyla yağmurlu bir günde büyük bir kalabalığın şahitliğinde Rahmet-i Rahman’a uğurlanmıştı.
Bosna-Hersek’in ve milletinin bağımsızlığına hibe ettiği ömrünü, Hakk ve hakikate teslimiyeti uğruna yolundan şaşmadan-dönmeden-yılmadan-vazgeçmeden ve daha da önemlisi, taviz vermeden yürümüş ve inandığı değerleri bütün bir insanlığa karşı her mekânda haykırmış öncü ve önder bir liderdi.
Batı’yı ve Doğu’yu çok iyi tahlil eden nadir devlet adamlarındandı. Batılıları da Doğuluları da çok iyi tanıyan Aliya’nın gerçekleştirmek istediği en büyük arzusu; milletinin ve ülkesinin bağımsızlığı yanında, insanların inançlarını özgürce yaşamasıydı.
Bu hususa dair 1969 yılında yazdığı ve ilk baskısını 1970 yılında, o günkü Yugoslavya’nın ağır şartlarında bastırdığı “İslam Deklarasyonu” kitabı vardır.
Öyle bir deklarasyon ki, sanki bugünleri görmüş ve hatta yine sanki bugünler için yazılmış gibidir.
İslam âleminin Batılılarca sahnelenen “böl-yönet” oyununun, yıllardır oynandığını ve böyle giderse daha da oynanacağını o yıl söylemiş.
•
Örneğin Bilge Lider o senelerde şu soruyu sormuş:
“Aynı daire etrafında dönüp duran Müslüman halkların döngüyü kırmalarını ve dışa bağımlılıktan, geri kalmışlıktan ve yoksulluktan kurtulmalarını istiyor muyuz?”
Kanaatime göre bu soruya cevap veren tek ülke son 20 yılda biz olduk. Aliya’nın, hastanedeki son günlerinde ülkesini ve halkını emanet ettiği Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın millet-devlet kucaklaşmasını sağlamasıyla, sorunun cevabı verilmeye devam edilmektedir.
Türkiye 100 yıllık tarihinde ilk defa bağımsızlık ve İstiklal konusunda nihayet; cesur, kararlı, azimli ve aidiyet yüklü karakterinin gereğini yerine getirmektedir.
Aliya’nın ikinci sorusu şu:
“Müslüman âleminin yeniden emin adımlarla itibar ve aydınlanma yolunda boy göstermelerini ve kendi kaderlerinin efendileri olmalarını arzu ediyor muyuz?”
Bu soruya da yine bizden başka cevap verecek bir İslam ülkesi yok. Pek çok İslam memleket halkı bizim gibi düşünürken, işbaşındaki kadrolar, Batı’nın mıknatısından kurtulamadıkları veya kurtulmak istemedikleri için ülkelerini de halklarını perişan etmekteler.
İşte İsrail’in soykırım ve katliamları ortada! Kaç Müslüman lider, bütün bir Haçlının ittifakı karşısında İslam ülkeleriyle ittifak edebiliyor?
Dert yeğin olunca laf da çok oluyor. Geçelim.
•
Ezcümle Aliya’dan:
“Dünya üzerindeki her kuvvet, sağlam ahlak ile başlar. Her mağlubiyet, ahlaki çöküşle başlar. Her ne yapılmak isteniyorsa, bu önce insanların ruhlarında gerçekleştirilmelidir”.
Yarına deklarasyondan pasajlar.







