İslam Dünyası Neden Dağıldı, Nasıl Ayağa Kalkar?
İslam Dünyası Neden Dağıldı, Nasıl Ayağa Kalkar?
HÜSEYİN DEMİR
Son yarım asırdır İslam coğrafyası ağır imtihanlardan geçiyor. İşgaller, iç savaşlar, darbeler, ekonomik kuşatmalar, vekâlet savaşları… Irak’tan Suriye’ye, Libya’dan Yemen’e kadar geniş bir hat üzerinde istikrarsızlık kronikleşti. Gazze’de yaşanan insanlık dramı ise vicdanların turnusol kâğıdı oldu.
Bu tabloyu sadece “güç mücadelesi” diye okumak eksik kalır. Ortada açık bir gerçek var: İhanet ve çözülme.
Fakat ihanet yalnızca dışarıdan gelmez; zafiyet içeriden başlar.
Dağılışın Sebebi: Zemin Kaybı
İslam dünyası neden dağıldı?
Birincisi; ortak şuur zayıfladı. Mezhep, meşrep ve milliyet farklılıkları; zenginlik olmaktan çıkıp ayrışma aracına dönüştü. Oysa tarih boyunca bizi ayakta tutan, farklılıklar içinde kurulan birlikti.
İkincisi; ekonomik bağımlılık arttı. Ham madde ihraç edip teknoloji ithal eden bir yapı, siyasi baskıya açık hale gelir. Üretim zayıfladıkça karar alma gücü de zayıflar.
Üçüncüsü; ahlâkî çözülme. Liyakat yerine yakınlık, istişare yerine kutuplaşma, adalet yerine menfaat öne çıktığında toplumun direnci kırılır. İbn Haldun’un asırlar önce işaret ettiği gibi, dayanışma ruhu çökerse devletin omurgası da çatlar.
Dış güçler elbette vardır ve olacaktır. Fakat asıl mesele, onların hamlesine açık kapı bırakmamaktır.
Türkiye’nin Sorumluluğu
Türkiye, tarihî mirası ve jeopolitik konumuyla bu coğrafyada özel bir yere sahiptir. Son yıllarda savunma sanayiinden diplomasiye kadar birçok alanda önemli adımlar atılmıştır. Bu çabaların artarak devam etmesi, yalnız Türkiye için değil bölge için de hayati önemdedir.
Temennimiz; ülkemizin yönetim kadrolarının sağlık ve afiyet içinde, daha büyük hizmetlere imza atmasıdır. Çünkü güçlü ve istikrarlı bir Türkiye, mazlum coğrafyalar için umut demektir.
Ancak bu güç; sadece askerî ya da diplomatik başarıyla değil, ekonomik sağlamlık ve toplumsal birlikle kalıcı olur. Enflasyonla mücadele, üretim ekonomisinin tahkimi, gençlere istihdam ve nitelikli eğitim imkânı sağlanması; stratejik önceliklerdir.
Ayağa Kalkışın Yolu
İslam dünyası nasıl ayağa kalkar?
1. Zihnî bağımsızlık:
Eğitim sistemleri, ezberden üretime geçmeli. Bilimle ahlâk birlikte yürümeli.
2. Ekonomik iş birliği:
İslam ülkeleri arasında ticaret, yatırım ve teknoloji paylaşımı artırılmalı. Enerji ve gıda güvenliği ortak projelerle sağlanmalı.
3. Adalet ve liyakat:
Toplumun devlete güveni güçlenmeden hiçbir kalkınma sürdürülebilir olmaz.
4. Manevî diriliş:
İslam; slogan değil, hayat nizamıdır. Ahlâkı merkeze almayan hiçbir siyasi ve ekonomik model uzun ömürlü değildir.
Tarih bize şunu gösterir: Selahaddin Eyyubi Kudüs’ü birlik ruhuyla aldı. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u ilim ve stratejiyle fethetti. Güç, önce zihinde ve ahlâkta inşa edildi.
Sonuç
İhanet vardır; ama teslimiyet kader değildir.
Baskı vardır; ama diriliş imkânsız değildir.
İslam dünyası dağıldı çünkü ortak aklı ve üretim gücünü kaybetti. Ayağa kalkması ise mümkündür; yeter ki birlik iradesi, adalet anlayışı ve üretim seferberliği yeniden tesis edilsin.
Güçlü bir Türkiye, bilinçli bir İslam dünyası ve ahlâk merkezli bir siyaset… İşte huzurun yolu budur.
Gerisi; niyet, gayret ve sabırdır.
Selam ve dua ile.