Zerka’nın Gözleri
Çeşni-i Zerka-i Yemâme'yle mi bakmış bilmem
Nazar-ı şâhide ahsentü zehî dikkat-i tâm
Nedim
Derler ki bir vakitler Arabistan yarımadasındaki Yemâme memleketinde Zerka (gök gözlü) adında bir kadın yaşarmış. Bu kadın üç günlük mesafedeki ufacık bir hareketi yahut nesneyi görebilirmiş. Rivâyet o ki Yemen ordusu Zerka'nın kabilesi üzerine, Zerka'ya görünmemek için birer çalıyı siper ederek ilerlemiş. Zerka, kavmine "Ey kavmim ağaçlar geliyor!..." demişse de onlar buna gülüp alay etmişler. Ancak iki gün sonra koca bir ordu ile karşılaşınca onun sözlerine inanmışlarsa da iş işten geçmiş. Bunun üzerine Kavminin ilk yaptığı iş Zerka'nın gözlerini oymak olmuş.
Lokman Hekim'in kızının da çok uzağı görebildiğine ve Zerka'nın o olduğuna dair rivayetler olduğunu Hz. Musa da mucizevî bir görüş gücüne sahip olduğunu not olarak düşelim.
Bugün Filistinlilerin, İsrail askerini görmek için erketeye yatan çocuklara Zerka sıfatını vermeleri boşuna değildir.
“Görme, idrak etme, bir şeyin iç yüzüne vâkıf olma, sezgi” gibi anlamlara gelen basîret kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de genel olarak “görme” anlamı yanında özellikle “hakikati keşfetme, doğru yolu tanıma, gerçeği yanlıştan ayırma yeteneği” manalarında kullanılmış ve bu bakımdan manevî körlük veya dalaletin zıddı olarak gösterilmiştir (bk. En‘âm /50, 104; Hûd/ 24; İsrâ/ 72; Neml/ 81. ayetler).
Aslında basiret, ilâhî sıfatlardan biri olan basarın kullardaki tecellisidir. Bu tecelliden nasibi olmayanların gözlerinde perde vardır (Bakara/7) ve bu sebeple gerçekleri göremezler (Yâsîn /9). İnsanların gerçekleri görmelerine ışık tuttuğu için Kur’an ayetlerine de besâir (basîretler) denilmiştir (bk. A‘râf /203; Kasas /43).
Kur’an küfür, nifak, hırs, kin gibi olumsuz inanç ve duygular yüzünden kalp gözü körleşmiş ve basireti bağlanmış kimseler hakkında “körler” (Bakara /18), “kalpleri olup da bununla idrak edemeyenler” (bk. A‘râf /179), “bakar körler” (bk. A‘râf /197) gibi tabirler kullanır, inananları basiretli, inkârcıları kör sayar.
Bütün şark hatta çoğu kez batı klasiklerinde, her hazineyi bekleyen bir yılan tasviri vardır. Kişi yılanı öldürmedikçe hazineye ulaşamaz. İnsanda da bir hazine vardır ki o basirettir. Müslümanın hazineye ulaşması için mitolojik hikâye anlatılarında geçtiği gibi nefsini öldürmesi istenmez. Ancak Rabbi (terbiye edicisi) nin kudretiyle vahye uyunca nefsini terbiye edebileceğini Kur’andan ve Peygamber Aleyhissalatu vesselamın sünneti seniyyesinden öğreniyoruz. Böylelikle terbiye olunan insan, içindeki hazineye ulaşır. İnsan-ı Kamilden anlaşılan budur.
Onun içindir ki bu kimseler Kur’an’da kendilerinden ülü’l-ebsâr (Haşr /2), ülü’l-elbâb ( Zümer /9), ülü’n-nühâ (Tâhâ /54) diye söz edilir. İnsan enesini (ego) terbiye ettiğinde günümüzde uzak görüşlülük denilen basireti açılır. Ramazan iklimi en uygun zamandır.
Basiretin beş duyudan biri olan görmenin ötesinde ruhî bir meleke olduğunu Resulü Zişan’ın hadislerinden öğreniyoruz. Hz. Peygamber, “Ruh bedenden ayrıldığında görme gücü de (basar) onunla birlikte gider” buyurmuştur (Müslim, “Cenâʾiz”, 7, 9).
Hz. Peygamber’in, gözleri uyusa da kalbinin uyanık olduğunu belirten hadislerinden de (bk. Buhârî, “Menâḳıb”, 24) basîretin ruhî bir meleke olduğu inanç ve amel dünyası gelişmiş insanlarda bu melekenin güçlü bir şekilde tezahür ettiği anlaşılıyor. Feraset, kavramı basiretin daha da derinleşmesi demektir. “Müminin ferasetinden sakının!. Çünkü o Allah’ın nuruyla bakar.” (Tirmizi, Tefsiru’l-Kur’an, 16, Suyûtî, el-Câmiu’s- Sağir, 1, 24) Hadisi görünenin ardındakini görmeyi de işaret eder.
Klasik edebiyatımız nesirden çok nazım alanında gelişmiş bir edebiyat olunca konular şiirle tasvir edilir. Edebi dünyamızda basiretli, kimse cisim ve can (felsefi dille süje- obje/Özne Nesne) ile irfan makamındakidir. Nev’îzâde Atâyî, Sohbetü’l-Ebkârında der ki;
Cism ü cân oldı tılısm-ı 'irfân
Tâ ki hıfz ola esrâr-ı nihân
Şeyh Gâlib Divanında,
Âdemiz âlemde âdemde tılısm-ı hayretiz
Kufl-ı endîşeyle feth olmaz der-i gencînemiz
derken insanın âlemde aslı “yok” olan bir hazine olup ondaki hayret tılsımının düşünce kilidiyle açılmayacağını dolayısı ile basiretin açılmayacağını anlatır.
Yine Şeyh Galib, “Hüsn-ü Aşk” mesnevisinde önemli bir yer tutan Aşk’ın cadı ile mücadelesinde cadıyı sembolik olarak nefis yerinde görür. Şeyh Galibe göre Cadı, kişinin içsel yolculuğunda maddi istek ve arzuların kaynağı olarak görülen nefistir.
Ona göre Aşk, nefsinin arzuları ile savaşıp Hüsn’ü hatırlamasıyla cadının yaptığı büyü bozulur.
Mü’min kişinin basiretinin açılması bir kilidin açılmasına bağlıdır. Bu kilidin “Bismillahirrahmanirrahim” ismi azamı ile başladığını Lami Çelebi’nin, “Ferhad ile Şirin” adlı mesnevisinde Kur’an falına Bismillah deyip başlamayı anlatırken görüyoruz.
Açan bu kur‘a ile fâl-i Kur‘ân
Tolar cân u dili enfâl-i ‘irfân
Budur miftâhı her genc ü tılısmuŋ
Fütûhı bî-nihâyetdür bu ismüŋ
Modern dünyada basiretten Zerka’nın gözlerini oyan kavmi gibi korkulur. Zira basiret, yalın hakikati söyler, kıvırmaz. O nedenle bugün çoğunluk, koyunlarının arasına dalan kurdu gören basiretsiz çoban gibi gözlerini yumuyor ve “bu gördüğüm inşallah bir rüyadır” yalanıyla kendini aldatıyor. Cahil basiretsizdir ve şairler kadar cesurdur. Basiretli kimse esen yel göre pozisyon almaz. Yağmurun yağdığı yere tarlasını taşıma ihtiyacı aklına gelmez. Görmediğinden değil edebinden susar. Zira o, yılanı görüp terbiye edendir.
Nihai kelam, ALLAH basiretimizi açsın. Feraset versin. Amin.
Buldu Zerka-i Yemâme şöhret
Var idi bâsırasında hiddet
Sünbülzâdc Vehbî


