• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hasan Karakaya
Hasan Karakaya
TÜM YAZILARI

Cuma’dan Akit’e... 26 yıl sonra, şimdi de Akit TV yayında!

04 Mayıs 2015


Hasan Karakaya İletişim: [email protected]

Yıl 1988... Aylardan Ramazan... Bugün İcra Kurulu Başkanımız olan Mustafa Karahasanoğlu ağabey; çoğunluğu “başka gazetelerde” çalışan ya da “kendi işlerini kuran” ama yolları “Millî Gazete’den geçen” arkadaşları; kendi evinde “iftar yemeği”ne davet etmişti...

50-60 arkadaş katılmıştı...

Tabiî, yemek bahane idi.

Maksat, “istişare” etmek!..

Öyle ya;

“Başörtüsü yasak”lanmış, başörtülü öğrenciler, kar-kış, yağmur-çamur, güneş filan demeden Beyazıt’ta “oturma eylemi” yapıyor, “imza” topluyorlar, “başörtüsüne özgürlük” istiyorlardı...

Yemek ve namazdan sonra, Mustafa Karahasanoğlu ağabey açtı lâfı... “Ne yapabiliriz?” diye başladı söze;

“Bu kızlar için ne yapabiliriz?..

Bir platform oluşturup, onlara destek bildirileri mi yayınlayalım, aramızdan temsilciler seçip, bu kızlarla dayanışma eylemlerine mi katılalım?.. Yoksa, bir dergi mi çıkaralım?”

Herkes fikrini söyledi...

“İstişare”nin sonunda, “dergi” çıkarılması ve bu dergi ile destek olunması görüşü ağır bastı...

BİR CUMA GÜNÜ, CUMA DERGİSİ

Bu iftar yemeğinden sonra, “istişare”ler ve “görüşme”ler devam etti...

Evet, “dergi” çıkarılacaktı ama, nerede çıkarılacaktı?.. Ne “bina” vardı, ne bir salon!.. Ne de, o salonda bir masa!..

Görüşmeler de, Mustafa Karahasanoğlu ağabeyin Aksaray Küçük Langa Caddesi’nde bulunan “Nalbur dükkânı”nın “5-6 metrekarelik yazıhane”sinde yapılıyordu...

Yıl 1989...

Sonunda, “Bu Cuma günü yayın hayatına başlıyoruz” denildi!..

Derginin adı da, “Cuma” olacaktı...

Bu, “Türkiye’de bir ilk”ti!..

Çünkü dergiler, genellikle “Pazartesi” günleri çıkardı... “Cuma” ise, adı gibi “Cuma günü” çıkacaktı!..

Çıktı da...

Büyük teveccüh gördü...

Peki, ya dağıtım?..

“Abone”lere gönderilecek dergiler, “nalbur tezgâhı”nda paketleniyor, postalanmaya hazır hale getiriliyordu!..

Düşünebiliyor musunuz;

Bir yanda dergi paketleri,

Bir yanda çiviler veya alçı!..

Bir yanda pullar;

Bir yanda soba boruları, testere, çekiç veya benzeri malzemeler!..

Paketlenen dergiler kâh “postane”ye gönderiliyor, kâh “otobüs bagajları”na!..

Böyle böyle;

“Cuma’nın tirajı 90 binlere çıktı” ki, bu da “haftalık siyasî dergiler arasında rekor bir tiraj”dı!..

Cuma, “medya dünyası”nda da büyük ilgi gördü, derginin bazı “haber” ve “röportaj”ları, gazetelerin “manşet”lerinden verilmeye başlandı...

Artık, “nalbur dükkânı dar gelmeye” başlamıştı... Hiç olmazsa, bir “daire” kiralamalı ve çalışmalarımızı orada sürdürmeliydik.

Aynı cadde üzerinde, bir binanın “bodrum katı”nı kiraladık, bir de “masa” attık... Çocuklar gibi seviniyorduk... Öyle ya; hem bir “buluşma yer”imiz, hem de “çaylarımızı koyabileceğimiz bir masamız” olmuştu!..

Artık, daha rahattık!..

... VE 12 EYLÜL 1993

Arkadaşlarımız; bir yandan “abone” çalışmalarını sürdürüyor, bir yandan da “halkımızın nabzı”nı tutup, bizlere iletiyordu...

Yıl 1992 sonları, 1993 başlarına geldiğinde dediler ki; “Okurlarımız, Cuma formatında bir günlük gazete talep ediyor!”

Ne yapsak acaba?..

Hiç düşünmemiştik ki...

Hiç hazırlığımız yoktu ki...

Ama, talepler artınca; hemen küçük bir apartman binası satın aldık... O bina, hem Cuma’nın, hem de “yeni gazete”nin merkez binası olacaktı!..

Uzatmayalım;

Takvimler 12 Eylül 1993’ü gösterdiğinde, gazetemiz okurlarıyla buluşmuştu!..

Adı da, “Beklenen Vakit”ti...

İlk manşeti de şuydu:

“İmam Hatipliler üvey evlat mı?”

Bir yandan “başörtüsü yasağı”, bir yandan da “İmam Hatiplerin kökünü kazımak” için getirilmek istenen “katsayı” aleyhinde, kısacası; “nüfusunun yüzde 99’u Müslüman” olan milletimize reva görülen, “baskı, dayatma, yıldırma ve yasadışı zorbalıklar” aleyhinde yayınlar yapmaya başladık...

Yayın prensibimiz şuydu:

“Müslümana karşı müşfik,

Kâfire karşı şedit olacağız!”

Yayın hayatına atıldığımız 12 Eylül 1993 günü, sizlere söz vermiştik;

“Halkın gören gözü,

İşiten kulağı,

Haykıran sesi olacağız.”

Bu “prensip” ve “söz”ümüzün hep arkasında olduk... Asla “diklenmedik” ama hep “dik” durduk!..

“Kıblemiz Kâbe” idi...

Asla “Seyyar Kıbleli”lerden olmadık...

“Güçlü”nün yanında değil, “haklı”nın yanında olduk... Kimsenin önünde eğilmedik, daima “omurgalı” olduk!..

NE BADİRELER ATLATTIK!

Bu dik duruşumuz;

Elbette “birileri”nin canını fena halde sıktı... Öyle ya, hem “makam konforları”, hem de “kafa konforları” bozulmaya, geceleri “kâbus” görmeye başlamışlardı!..

Ama, “onlara verdiğimiz rahatsızlık”tan dolayı özür dilemedik, tam aksine “yasadışı zorbalık”larını, “çifte standart”larını, “ikiyüzlülük”lerini, “yüzsüzlük”lerini yüzlerine vurmaya devam ettik!..

“Bunlar da nereden çıktı?” diyorlardı, “Kim var bunların arkasında?”

Arkamızda;

“Hak” vardı, “halk” vardı!..

“Bağımsız”dık,

“Bağlantısız”dık,

“Güdümsüz”dük!..

“Ezberleri bozmaya” başlayınca, “hedef tahtası”na oturtulduk... “Sağanak halinde dâvâ yağdırmaya” ve bizi bu şekilde “susturmaya” çalıştılar!..

Baktılar ki, susmuyoruz;

“Yasadışı yollar”a başvurmaya başladılar!.. “Elektriklerimizi kesmeyi, çocuklarımızı kaçırmayı, binamıza sabotaj düzenlemeyi” plânladılar!..

O günler, “28 Şubat günleri”ydi!..

Karanlık günler!..

“Kebapçı”ların ve hatta “kokoreççiler”in bile “kara liste”ye alındığı, “Yeşil Sermaye’den” dedikleri işadamlarının gece yarılarında yataklarından kaldırılıp, gözaltına alındığı, “başörtümüzle okumak istiyoruz” diyen “minnacık İHL öğrencilerinin, incecik bileklerine kelepçeler takılıp, yerlerde tekmelendiği” günlerdi!..

Bizim de, merkez binamızı “kaleşnikof”la taradılar!.. “Terör örgütünün üssü”nü basar gibi; “2 panzer, keskin nişancılar ve 400 polis”le bastılar!..

“Bomba”lar attılar!..

“İki Hasan Vak’ası”nda olduğu gibi, “gözaltı”na alıp, günlerce sorguladılar!..

O da yetmedi; “Akit’i susturabilmek için, Yunanistan’dan kanun ithal etmeyi” bile düşündüler!..

Sırf, “Batılı yaşam tarzına ve İsrail’e aykırı yayınlar yapıyor” diyerek, Almanya’da yasakladılar!..

Yine yetmeyince;

“Dünya tarihine geçen bir ilk”e imza atıp, “312 general” eliyle, “tazminat linci”ne tabi tuttular ki, istedikleri miktar, bugünkü parayla bile “1 trilyon 500 milyar lira”yı buluyordu!..

Yine susmadık!..

İndirdik kepenkleri, kapattık gazeteyi!..

Ama, hemen ertesi günü; “yeni şirket, yeni bina, yeni gazete” ile devam ettik yolumuza!..

Beklenen Vakit’tik,

Akit olduk!..

Anadolu’da Vakit’tik,

Yeni Akit olduk!..

Eğilmedik, bükülmedik!..

Allah’a hamdolsun ki; “Yeni Türkiye”de, “Yeni Akit”le, “yeni binamız”da devam ediyoruz yolculuğumuza...

ONLAR GİTTİ, BİZ BURADAYIZ!

Dile kolay:

12 Eylül 1993’te yayın hayatına başlayıp, Mayıs 2015’e geldiğimiz bugüne kadar, aradan “22 yıl” geçmiş...

22 koca yıl!..

Bu süreçte, “darbeci”ler gitti, “general”lerden tutuklananlar oldu, bizim için “komşu kapısı” haline gelen “mahkeme”lerin “hakim”lerinden “tutuklanan”lar oldu!..

Evet, onlar gitti,

Biz yine buradayız!..

Sadece bizim değil, milletin ensesinde boza pişirdiler, üzerinden “silindir gibi” geçtiler, dindar insanları ezdiler!..

Ama, ne oldu?..

“... Kervan yürüdü!”

Kolay olmadı elbet...

Çok “badire”ler atlattık... “Baskı”lara, “baskın”lara, “dayatma”lara, “zorba-lık”lara maruz kaldık ama sabrettik!..

Eğilmeden, bükülmeden sabrettik!..

Hiçbir kişiyi, hiçbir ülkeyi “otorite” kabul etmedik!.. “Güçlü”lerin önünde elpençe divan durup; “emrinizdeyiz” demedik!.. “Başörtüsü”“İslâm’ın bir emri” olarak kabul ettik, onun mücadelesini verdik ve asla “füruattandır” demedik...

Evet, “halkın seçtiği iktidarları” eleştirdik ama hiçbirine “çekin, gidin” demedik!..

Hıristiyan ve Musevilere “hoşgörü” gösterip, Müslümanlara “hoş-körü” olanlardan olmadık!..

Bunun da, “bedel”lerini ödedik elbette... “Zulüm”lere maruz kaldık!..

Yine de boyun eğmedik...

Hep sabrettik...

Sonunda “mükâfat”ını gördük!..

Bugün “katsayı zulmü” kalktıysa!.. Dün “İmam Hatip okullarına ve İlâhiyat Fakültelerine bile giremeyen başörtülüler”, bugün özgürce okuyabiliyor, “devlet daireleri”nde çalışabiliyor ve artık “Meclis Genel Kurulu’na bile başörtülü olarak katılabiliyorlar” ise, işte bu, “sabrın zaferi”dir ve bu zaferde “Cuma’nın, Vakit’in ve Akit’in büyük rolü” vardır!..

Ama, hâlâ diyoruz ki;

“Bugünlerin kıymetini bilin!.. Asla rehavete kapılmayın ki, kazandığınız hakları kaybetmeyin!.. Aksi halde, bugünleri çok ararsınız!”

AKİT TV YAYINDA

Bütün bunları niye yazdık?..

Bizim “özgürlük” yolculuğumuz, bundan “26 yıl önce”, yani 1988 yılında; “bir iftar sonrası, istişare” ile başladı...

Bu yolculuk, 1989 yılında, Cuma dergisi ile ete-kemiğe büründü...

Cuma’dan 4 yıl sonra;

Yani 12 Eylül 1993’te de, “Beklenen Vakit” ile, yani “günlük gazete” ile devam etti yolculuğumuz...

Aradan 22 yıl geçti...

Yine “okurlarımızın ısrarı” ile, “Akit formatında bir televizyon” kurmaya karar verdik.

Hazırlıklarımız uzun süredir devam ediyordu...

Sonunda, “29 Nisan günü saat 16.00’da “test yayınları”na başladık.

Artık, Akit’in de bir televizyonu var: Adı, Akit TV...

Tıpkı Cuma gibi, tıpkı Vakit ve Akit gibi, “Akit TV” de inşallah “Hakk’ın emrinde, halkın hizmetinde” olacak... Akit TV’nin; “Milletimize, memleketimize, İslâm Âlemi’ne ve insanlığa hayırlı olmasını” diliyor, bu yeni yolculuğumuzda, “dualarınızı ve desteklerinizi” istirham ediyoruz...

Bu vesileyle, “Akit TV’nin frekansları”nı da vermek istiyoruz:

Uydu: Türksat 4A

Frekans: 11.916 MHz

Symbol: 30.000

Pol: Dikey (V)

Cenab-ı Allah’tan diliyoruz ki;

Bu yeni yolculuğumuzda da yüzümüzü ak etsin, “İslâm’a ve insanlığa hizmet”ten geri komasın!..

Şu anda, “uydu”dan “test yayınları”nı sürdüren Akit TV, Allah nasip ederse, önümüzdeki bir-iki gün içinde, “internetten de canlı yayın”larına başlayacak...

Dualarınızı ve desteklerinizi esirgemeyin!..

Çünkü Akit TV’nin “güçlü” olması demek, sizin sesinizin de “güçlü” çıkması demek olacaktır.

Selâm ve saygılarımızla...

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23