Alman aşırı sağının engellenemeyen yükselişi
Alman aşırı sağının engellenemeyen yükselişi
MEHMET KOÇAK
Ukrayna krizi, Ortadoğu bağlamında Gazze faciası ve İran savaşı, Almanya ve Avrupa’daki ırkçı yükselişi gibi diğer bazı olayları gölgede bıraktı.
Almanya’da açıklanan son anketler, Almanya siyasetinin merkezinde ciddi bir kırılmaya işaret ediyor. Aşırı sağı temsil eden Almanya İçin Alternatif Partisi’nin AfD oylarını rekor düzeye taşıması, gerçekten düşündürücü olduğu kadar endişe vericidir.
23 Şubat 2025’te yapılan erken federal Almanya seçimlerde CDU/CSU yüzde 28,5 oyla birinci parti olmuş, SPD ise yüzde 16,4 ile tarihinin en ağır yenilgilerinden birini yaşamıştı. AfD ise yüzde 20,8’e ulaşarak Almanya siyasetinde ikinci büyük güç haline gelmişti.
Son INSA anketine göre AfD desteği yüzde 28’e çıkarak rekor kırarken, Başbakan Friedrich Merz’in CDU/CSU’su yüzde 24’te kalmıştır. SPD yüzde 14, Yeşiller yüzde 12, Sol Parti ise yüzde 11 seviyesindedir.
Bu tablo, Almanya’da artık iki partili klasik iktidar denkleminin zayıfladığını; üçlü, hatta çok parçalı koalisyon döneminin kalıcı hale gelebileceğini göstermektedir. Ancak asıl tehlike, koalisyon aritmetiğinden çok daha derindedir: Merkez siyasetin topluma güven verememesi, aşırı sağın önünü açmaktadır.
Bugün Almanya’da sorun sadece AfD’nin yükselişi değildir. Asıl mesele, merkez partilerin bu yükselişi durduracak toplumsal ikna gücünü kaybetmesidir. Eğer CDU/CSU ve SPD başta olmak üzere geleneksel partiler halkın ekonomik ve sosyal kaygılarına gerçekçi çözümler üretemezse, aşırı sağ sadece sandıkta değil, Almanya’nın siyasi geleceğinde de daha belirleyici bir aktör haline gelecektir.
Ayrıca; AfD’nin yükselişi, yalnızca göçmen karşıtlığıyla açıklanamaz. Ekonomik daralma, hayat pahalılığı, enerji krizi, güvenlik kaygıları ve mevcut hükümete duyulan memnuniyetsizlik, Alman seçmeninin bir bölümünü radikal söylemlere yöneltmektedir. Bu durum, Almanya’da siyasal merkezin çözüm üretme kapasitesinin sorgulandığını göstermektedir.
Ancak bu endişeli durum sadece Almanya için değil, Avrupa Birliği’nin geleceği açısından da alarm verici bir gelişmedir.
*
Alman Aşırı Sağının Yükselişi: Avrupa İçin Yeni Bir Dönemin Eşiği mi?
Aşırı sağın yükselişi yalnızca Almanya ile sınırlı değildir. Fransa’dan Hollanda’ya, İtalya’dan Avusturya’ya kadar Avrupa’nın birçok ülkesinde benzer bir eğilim dikkat çekmektedir.
Anket sonuçlarının önümüzdeki genel seçimlere benzer şekilde yansıması halinde, aşırı sağın artık geçici bir dalga değil, Almanya ve Avrupa siyasetinin geleceğinde belirleyici bir aktör olabileceğini göstermektedir.
Böyle bir durum yalnızca siyasi dengeleri değiştirmekle kalmayacak; ülkelerin genelinde radikal dönüşümlerin de önünü açacaktır.
Bu ihtimal, başta aşırı sağa karşı konumlanan Alman ve Avrupa siyasetini, özellikle Almanya ile diğer Avrupa ülkelerinde yaşayan, çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu ‘Müslüman toplulukları’ ciddi biçimde tedirgin etmektedir.
Zira mesele yalnızca bir parti yükselişi değil; aynı zamanda toplumsal iklimin yön değiştirmesidir.
Bu yükselişin arkasındaki temel neden ise oldukça nettir: Almanya’da ve genel olarak Avrupa’da ana akım siyaseti temsil eden partiler, toplumun beklentilerine cevap vermekte giderek yetersiz kalmasıdır.
Kısacası; ekonomik belirsizlikler, göç politikaları, güvenlik kaygıları ve sosyal refahın gerilemesi gibi başlıklarda etkili olduğu gibi aşırı sağın güç kazanmasına zemin hazırlamaktadır.
Bu yükseliş, Avrupa’nın demokrasi, insan hakları ve çok kültürlülük gibi temel değerleri açısından da kritik bir sınav niteliği taşımaktadır.
Gelinen noktada asıl mesele, Avrupa’nın bu dalgayı nasıl yöneteceği ve kendi değerleri ile güvenlik kaygıları arasında nasıl bir denge kuracağıdır. Aksi halde, aşırı sağın yükselişi sadece bugünün değil, Avrupa’nın geleceğini de yönlendiren unsurlarından biri olacaktır.
Zaman içinde her soru cevabını mutlaka bulacaktır.
Bekleyelim görelim….