İslâm, insanlığın geleceğidir!
İslâm, insanlığın geleceğidir!
YAŞAR DEĞİRMENCİ
Son yaşadığımız olayları kendi değer ve ölçülerimizle değerlendirirken bizim entelektüelimiz/münevverimiz/aydınımız Yusuf Kaplan hocamızın bu hususlara temas eden yazılarından bazı kısımları sütunuma koyarak değerli okuyucularımın istifadesine sunuyorum.
Dünyanın hiçbir ülkesinde yakın tarih bizdeki kadar sosyal ve siyasî fay hattına, ayrışma ve hatta kavga alanına dönüşmüş değil. Dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir sorun yok.
Olması da mümkün değil. İnsanlık tarihinde insanlığın insanlığının koruyucusu ve kollayıcısı yalnızca Türkiye olmuştur. Nerede bir zulüm varsa, biz o zulmü yapan zalimin tepesine çökmüşüz. Balkanlardan Afrika’nın ve Asya’nın içlerine kadar tarihe biraz yakından bakın, göreceksiniz bunu.
Osmanlı sömürmek, sömürerek semirmek için, yok etmek için değil, hakikatin her yerde hâkim olması için mücahede ve mücadele etmişti. İnsanca bir dünya kurmaktı Osmanlı’nın derdi. Herkesin kendi olarak ve kendi kalarak yaşayabileceği, adaletin, hakkaniyetin ve merhametin hâkim olacağı yaşanabilir bir dünya kurmak. Bunu başardı Osmanlı üç kıtada aynı anda. Ve altı asır hükmettiği toprakları barışın, kardeşliğin, adaletin hâkim olduğu bir dünyaya dönüştürdü. Tarihte bunu başarabilmiş ikinci bir güç yok.
Osmanlı, emperyalistlerin dünya hâkimiyetlerinin önündeki en büyük takoz olarak görüldüğü için Osmanlı durduruldu, tarihten uzaklaştırıldı. Osmanlı durduruldu ama dışarıdan saldırı ile değil, Osmanlı’nın entelijansiyası içeriden zihnen ele geçirilerek Osmanlı durduruldu ve içeride ülkenin kendi kendini yok etmesinin yapı taşlarını döşeyecek şizofrenik bir yapı inşa edildi. Daha da tehlikelisi: İki Türkiye tasavvur edildi. Laik ve dindar. Bu iki Türkiye zamanla gerçeğe dönüştürüldü. Bu iki Türkiye üzerinden ülke içindeki sosyal-siyasî, ideolojik-kültürel kesimler arasındaki bağlar koparıldı, apayrı dünyalara fırlatıldı bu iki kesim ve sonunda birbirine düşman edilecek tohumlar ekildi. İşte yakın tarih bu yapay husûmetin icat edildiği alanlardan biri oldu.
İnsanı eksene alan, insanı aziz bilen ve aziz kılan bir idrakin, bir anlayışın, bir medeniyet mefkûresinin sahibi yalnızca biz olduk, bu toprakların çilekeş çocukları. İnsanı, diğer varlıklar arasındaki yerini ve rolünü hakkıyla idrak eden sadece Müslümanlar, münhasıran da bu toprakların hakikatli hakikat çocukları olarak biz olduk.
İnsanı korumak, insanın haysiyetini ve yaşama hakkını korumak bizim mümeyyiz vasfımız oldu. Bizi, diğer milletlerden ayıran en temel hasletimiz oldu bizim. Sadece insanı korumak değil. Varlığın kendi olarak var olma ve yaşama hakkını korumak, bizim medeniyetimizin bize yüklediği en temel yükümlülüktü. İnsana ve varlığa yapılan saldırıyı, biz, insanı ve varlığı yaratan Yaratıcı’ya yapılmış bir saldırı ve hadsizlik olarak gördük ve ona göre hareket ettik tarih boyunca. Varlığa, bütün mazlum toplumlara, tabiattaki korumasız mahlukâta yapılan bütün saldırılan, biz hakikate, hakikatin sahibi Hakk’a yapışmış bir saldırı olarak gördük. O yüzden hiçbir zaman zulme boyun eğmedik. Hiçbir zaman zalime ve zulmüne sessiz kalmadık. Hiçbir zaman hiçbir zalimin zulmüne ortak olmadık, boyun eğmedik. İnsanlığı; Müslümanlar kurdu, korudu, Avrupalılar yaktı, yıktı! Avrupa’ya apaydınlık bir dünya sunan, hakikat ışığının parlayan yıldızı Endülüs’ü Müslümanlar kurdu, Avrupalılar yıktı. Avrupalılar yakmaya, yıkmaya; Müslümanlar ise kurmaya, yaşatmaya, Avrupalıları yaşadıkları anlam krizinden ve manevî / felsefî çöküşten kurtarmaya devam ediyorlar…
O yüzden İslâm, insanlığın geleceğidir. İster savaşlar üzerinden olsun ister kültürel, siyasî ve ticarî ilişkiler üzerinden olsun, İslâm Avrupa’yı kuran, Avrupa ise İslâm’ı yıkan bir aktör olarak işlev gördü. İslâm-Avrupa ilişkilerinde İslâm var edici, kurucu bir rol oynarken; Avrupa yıkıcı, yok edici bir rol oynuyor. Bugüne kadar böyle oldu bu, bugünden sonra da böyle olacağı anlaşılıyor. Avrupalılar, İslâm düşmanlığını, İslâm’ı yok etmeyi amaç edinen Haçlı zihniyetini terk etmediler hiçbir zaman. O yüzden İslâm’ı Avrupa’dan uzaklaştırmaya, Avrupa’nın hayatından silmeye çalışıyorlar yüzyıllardır. Haçlı zihniyeti yok edilmediği sürece, Avrupa’nın İslâm düşmanlığı bitmeyecek ve Avrupa-İslâm ilişkileri hasmane bir görünüm almaya olmaya devam edecek.
Bir toplumun ruhuna anlamını ve değerini kazandıran özellikler, etnik, tarihî, mitolojik kaynaklarının ötesine taşan dînî kaynakları, bağlılıkları ve tecrübeleridir. Etnik, mitolojik, tarihî özellikler ayrıştırır; dînî nitelikler ayrışan parçaları toplar, toparlar ve nihayetinde bir toplumu hatta bir kıtayı, daha da ötesi, bütün bir dünyayı birleştirir.
Din, sanıldığının aksine parçalayıcı değil, birleştiricidir. Din olmasaydı, medeniyet olmazdı. Din olmasaydı, hayatın anlamı olmazdı, anlaşılamazdı. Din, bütün medeniyetlerin kaynağıdır. Dinsiz medeniyet olmaz, olmamıştır.
Batı uygarlığı, ilk ve son din-dışı (laik, profan) bir uygarlıktır ve insanlığı tam bir çıkmaz sokağın, ontolojik şiddetin ve cehennemin eşiğine getirip bırakmıştır.
Dinsiz medeniyet, araçların kullanımında ne kadar ileri mesafeler kat etmiş olursa olsun nihayetinde, kendisi dışındaki hiçbir medeniyete hayat hakkı tanımamış, ontolojik şiddet ve ürpertici bir vahşet üretmiştir. Bunun en son ve en korkunç iki örneği Gazze soykırımı ve Epstein dosyaları rezaletidir.