• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
  • VAV TV CANLI YAYIN
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI
27 Mart 2021

Yıldönümünde Uhud Muharebesi ve okçular tepesi (23 Mart 625)

O güne kadar kimsenin görmediği bir yabancı Kûbâ Mescidi kapısına kadar sokulmuş, her an dışarı çıkması beklenen Allah Resûlünü (sallallahu aleyhi vesellem) bekliyordu. 

Kâinatın Efendisi (s.a.v.) kapıdan gözükünce bir kaç adım atarak elinden hiç bırakmadığı ağzı mühürlü mektubu büyük bir edeple uzatarak, "Efendim amcanız Abbas bin Abdülmuttalib gönderdi" diyebildi. Peygamber Efendimiz mührü tanımıştı. "Bana Übeyy bin Kâ'b'ı çağırın" buyurdu.

Übeyy, Allah Resûlünün okuması için verdiği mektubu tane tane okudu. Mektup çok önemli bilgiler içeriyordu. Mektupta Hz. Abbas (r.a.), Kureyş'in Ebû Süfyan komutasında büyük bir orduyla Medine'ye doğru yola çıktığını kaç kişi olduklarını, kaç deve, kaç at, ne kadar zırhlı asker, hangi kabileler bulunduğunu bütün teferruatıyla anlatıyordu.

Bilindiği gibi Hz. Abbas (r.a.), Bedir'de esir düştükten sonra Müslüman olmuş ve Medine'de kalmak istemişti. Fakat Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) O'nu, olup bitenleri haber vermesi için Mekke'ye göndermiş ve Mekke'nin Fethine kadarda orada kalmışlardı.

Peygamber Efendimiz vakit kaybetmeden Sa'd bin Rebî'nin evine giderek bu durumu kendisiyle istişâre etti ve bu istişâre neticesinde hızlıca Medine'ye dönerek önce nöbetçi sayısını artırdı. Ardından savaş hazırlıklarını başlattı.

Diğer taraftan Kureyş'in üç gün kaldıkları Zülhuleyfe vadisinden hareket ederek, Urayz bölgesindeki ekili arazilere zarar verdikten sonra Ebvâ'ya geldikleri istihbaratı bu iş için gönderilen hem Enes ve Musa Kardeşler tarafından, hemde Hubbab bin Münzir tarafından Peygamber Efendimiz'e iletildi.

Efendimiz bu arada muharebe şekli üzerinde Ashabıyla istişâre ediyordu. Sorulan soru, "Şehirde kalarak müdafaa savaşımı yapalım, yoksa düşmanı açık alanda bekleyerek meydan savaşımı verelim" şeklindeydi.

Sahabe-i Kirâm Efendilerimiz arasında iki görüşüde benimseyenler vardı. Kalabalık düşman karşısında daha temkinli davranan Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Sâ'd bin Muâz gibi tecrübeli olan Eshâb'ın ileri gelenleri şehirde kalalım gerekirse sokak savaşı vererek düşmanı imha edelim derken, yaşları gereği Bedir'de bulunamamış, fakat Bedir'in ne kadar faziletli ve üstün olduğunu dinledikçe kalbi cihâd aşkıyla yanan daha genç sahabeler meydan savaşı verelim ısrarında idiler ve Hz. Hamza, Sa'd bin Ubâde, Nûman bin Melik gibi sahabeler ise Evs ve Hazrec Kabilelerinin pek çoğu gibi gençlerden yana duruyorlardı.

Hatta Hz. Haysemede, "kâfire kılıç vurmadıkça orucumu açmayacağım" diyen Hz. Hamza'yı desteklediğini söyledi. 

Hâlbuki bu istişâreden önce Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir rüyâ görmüş ve bunu Sahabe Efendilerimizle paylaşmıştı. 

Efendimiz; rüyâda gördükleri sığırın boğazlanmasını çok kimsenin öleceği, kılıcı Zülfikar'ı yere vurunca ağzında çentik açılmasını  yakın akrabalarından birisinin şehid olacağı ve kendisinin yaralanacağı, yine gördüğü koçun düşmana, üzerindeki zırhın Medine Kalesine, ellerini zırhının içine çekmesini ise Medine'nin müdâfaaya elverişli bir yer olduğu şeklinde tâbir etmişti.

Buna rağmen istişâreden, şehrin dışında meydan savaşı verelim diyenler fazla çıkmış, bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) vakti gelen Cuma namazını kıldırmış okuduğu hutbede "Sabır ve emre itaatin zaferi getireceği" konusunu buyurmuştu.

İkindi namazını da kıldırdıktan sonra, yanlarında Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer oldukları halde Hâne-i Saadetlerine çekildiler ve onların yardımıyla zırhını giyinmeye başladılar.

Bu arada; dışarıda bekleyen sahabeler, acaba Kâinatın Efendisini meydan savaşı noktasında çokmu zorladık diye pişmanlıklarını dile getirmeye başlamışlardı ki, Allah Resûlü (s.a.v.) üzerlerinde zırhı, bellerinde geniş meşin kemeri, sırtlarında kalkanı ve ellerinde kılıcı Zülfikar olduğu halde kapıdan gözüktüler.

Usseyid bin Hudayr, "Ey Allah'ın Resûlü sizin istemediğiniz bir şeyi yapmak bizim ne haddimize, şerefli tercihiniz ne ise biz ona uyarız" şeklindeki pişmanlık sözlerine Kâinatın Efendisi şöyle buyurdu. "Bir Peygamber zırhını kuşandıktan sonra savaşmadan onu çıkarmaz." 

Ve Muhacirlerin Sancağını Hz. Ali'ye, Evs Kabilesinin Sancağını Sa'd bin Ubeyde'ye, Hazrec Kabilesinin Sancağını Hubbab bin Münzir'e vererek sancak taksimi yaptı yola koyuldu. Hedefinde Uhud Dağı vardı.

Geride yaşlı, çocuk ve kadınlar ve yerine Vekil olarak bıraktığı Abdullah bin Ümmü Maktûm kalmıştı. 

Nescin denilen bölgeye gelmişlerdi ki, Allah Resûlü orduyu teftiş ettiler.

Burada çocuk yaşını aşmak üzere olanlardan Zeyd bin Sabit, Abdullah bin Ömer, Es'ad bin Zübeyir, Ebû Said'i Hudrî, Berâ bin Âzib, Üsâme bin Zeyd, Avâne bin Evs'i "Şehirde kalan kadınları, yaşlıları koruma vazifesini size veriyorum" diyerek gönüllerini almış ve Medine'ye göndermişti.

Ancak Râfi bin Mâlik, Hz. Zübeyr'in "çok güzel ok atar" referansıyla orduda kalmış, Semüre bin Cündeb'de "her zaman güreşte Râfi'yi yeniyorum" diye kendisine fırsat verilmesini istemişti. 

Bu isteği yerine getirildi. Peygamber Efendimiz büyük insanlara gösterdiği önemi bu çocuklarada göstererek onları güreştirmiş ve böylelikle gâlip gelen Semüre'de orduda kalmayı başarmıştı.

İslâm Ordusu yoluna devam etti. Akşam namazını Şeyheyn'de kıldılar ve burada gecelediler. Muhammed bin Mesleme aldığı emir gereği oluşturduğu 50 kişilik muhafız bölüğüyle nöbet tutuyordu. Bu arada Müslümanların Şeyheyn'de gecelediğini duyan müşrikler Ebû Cehil'in oğlu İkrime komutasında bir birliği baskın için gönderdilersede konaklanan yerin engebeli oluşu ve muhafız bölüğünden dolayı saldıramadan geri çekildiler.

İslâm Ordusu, sabah namazında Uhud'a gelmişlerdiki beklenmeyen bir şey oldu. Abdullah bin Übey, Medine'de kalarak şehir savaşı verilmediğini bahane ederek 300 arkadaşını alarak kimseyi dinlemeden Medine'ye döndü.

Böylece 1000 kişilik ordu700 kişiye düştü, ama münâfıklardan arınmış oldu. Bir müddet sonrada Peygamber Efendimiz (s.a.v.) orduyu savaş düzenine soktu.

Sırtlarını, "Biz Uhud'u severiz, Uhud bizi" diye buyurduğu Uhud Dağına verdiler. Safın bir ucu Uhud'da diğer ucuda hemen yakında bulunan Ayneyn Tepesine dayanmıştı. Bu tepeye özel seçtiği 50 kadar okçuyu yerleştirerek başlarına da Abdullah bin Cübeyr'i geçirdiler ve talimatlarını verdiler. 

- "Şu vadiden düşman atlıları arkamızdan dolaşarak bizi kuşatabilirler. Sakın onlara geçit vermeyin. Yensek de, yenilsek de kuşların bizi lime lime etiğini görseniz bile ben size haber göndermedikçe yerlerinizi terketmeyiniz."

Sonra döndüler, Sancak-ı Şerifi Mus'ab bin Umeyr'e verdiler. Zübeyr bin Avvam'ı zırhlı 100 kişilik kuvvetin başına, Hz. Hamza'yı da diğer kuvvetlerin başına geçirdiler.

Sayıca Müslümanlardan 4 kattan fazla olan müşrikler (3.000 kişi) sağ kanatta Hâlid bin Velid, sol kanatta İkrime, merkezde Ebû Süfyân olduğu halde savaş düzeni almışlardı. 

Kâinatın Efendisi bir müddet düşman saflarını süzdükten sonra "Hücum" emrini verdiler. Yayından fırlamış ok gibi saldıran İslâm askerleri kısa sürede üstünlüğü ele geçirdiler.

Durumu düzeltmek isteyen müşrikler er isterim diye birilerini sahaya sürdülersede hepsi anında öldürüldü. Kim meydan okumaya kalksa başı gövdesinden ayrılıyordu. Hatta iki elinde iki kılıçla döne döne dövüşen Hz. Hamza, Ebû Süfyan'ın karısı Hind tarafından özel yetiştirilen Vahşi tarafından şehid edilmesine rağmen müşrikler baskıya daha fazla dayanamayıp arkalarında 30 ölü bırakarak kaçmaya başladılar. Pek çok yaralı müşrik de saf dışı kalmıştı.

Meydan bir anda boşalmış, mücâhidler müşriklerden kalma çadırlarda ganimet toplamaya başlamışlardı. Çok geçmeden Ayneyn tepesindeki okçularda buyağmaya katılınca, bu durum Hâlid bin Velid'in gözünden kaçmadı. Komutasındaki süvarilerle harekete geçti ve tepeyi terketmeyen Abdullah bin Cübeyr ve 8 kişiyi şehid ederek, ganimet peşinde koşanlara arkadan saldırdı.

Kaçmakta olan müşriklerde dönünce Müslümanlar iki kuvvet arasında kaldılar. Fakat müşrikler kesin zafer elde etmek içinPeygamber Efendimiz'i hedef seçmişlerdi.

Her defâsında püskürtüldüler ancak İbn-i Kamiyye adlı müşrik bir fırsatını bulup şiddetle kılıç darbesiyle Efendimiz'in miğferini parçaladı. Miğferin uçları mübârek yüzlerine battı, şiddetle gelen bir taş ise Efendimiz'in sağ alt çenelerinin ön kesici dişini şehid etti.Hemen Uhud'a çekildiler. Diğer mücâhidlerde dağın üst taraflarına çıktılar.

İbn-i Kamiyye'nin Peygamberimizi öldürdüğünü iddia etmesiyle Ebû Süfyan Uhud'un altına gelerek bir kaç kez seslenerek Hz. Ömer'le konuşmasında Efendimiz'in hayatta olduğunu öğrenmiş ve seneye geçmişte olduğu gibi yine Bedir'de çarpışalım teklifi bizzat Efendimiz tarafından kabûl edilmişti.

70 şehide (6 muhacir, 64 ensâr) ve onlarca yaralıya rağmen Peygamber Efendimiz yine Kureyş müşriklerini takibe başladı. Bu Kureyş'te büyük moral bozukluğuna sebep oldu. Her an baskına uğrama korkusuyla arkalarına baka baka umduklarını bulamadan Mekke'ye döndüler.

Okçular tepesinde yaşanılan hayatın her safhasında olmuştur. Orayı terketmeyenler her dâim kazanmıştır.

Günümüzün okçu tepeleri El - Bâb'tır, Cerablus'tur, Afrin'dir. Libya'dır, Kıbrıs'tır, Kudüs'tür, Urumçi'dir, Kerkük'tür.

Okçu tepeleri; Orhun Abidelerinden Adriyatik'e, Kazan'dan Yemen'e ulaşır. Ve biz bu tepeleri çelik irâdemizle kıyâmete kadar bırakmayacağız inşaallah..

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Mutmaine

NE işimiz var SURİYEDE diyenlerde...bugünün geri dönen 3 yüzü !
  • Yanıtla

Şaban Erbaş. Çırpı Menteşe Muğla

Selam Halit Hocam Allah razı ola. Maşallah güzel bi sonuçla bağlamışsınız.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23