İyilik âbidesi Mihrimah Sûltân, imrenilecek bir hayat (vefâtı 25 Ocak 1578)
İyilik âbidesi Mihrimah Sûltân, imrenilecek bir hayat (vefâtı 25 Ocak 1578)
Halit Kanak
Kânûni Sûltân Süleyman, Mohaç Ovasının kapısı Belgrad’ı 29 Ağustos 1521’de fethetmiş İstanbul’a dönüş yolunda Niş’te mola verdiğinde 2 yaşındaki oğlu Şehzâde Murad’ın vefât haberi gelmişti. İstanbul’a döndükten kısa bir müddet sonrada 9 yaşındaki Veliaht Şehzâde Mahmud vefât etti. 7 yaşındaki Şehzâde Mustafa Veliaht oldu. Ancak Kânûni her iki Şehzâdesinin vefâtına da çok üzülmüştü.
Halbuki sefere çıkmadan önce Hürrem Sûltân’dan doğan şehzâdesi Mehmed için çok sevinmişti.
Üç-beş ay geçmişti ki 21 Mart 1522’de Hürrem Sûltân’dan bir kızı oldu. Adını güneş ve ay mânâsına gelen Mihr-i Mâh koydular. Kânûni Mihrimah ile azda olsa teselli bulmuştu.
Mihrimah iki yaşını iki ay geçmişti ki kardeşi Selim (II. Selim) 28 Mayıs 1524’te dünyaya geldi. Hem de babası Kânûni’nin kız kardeşi olan halası Hatice Sûltân’ın İbrahim Paşa ile evlendiği düğünün 6’ıncı gününde. (Düğün 15 gün-15 gece sürmüştü.)
Kânûni ile aynı yaştaki İbrahim Paşa Kânûni’nin eniştesi olmuştu. 1539’a gelindiğinde ise bu kez de Anadolu Beylerbeyliğinden gelen Rüstem Paşa, çok özel bir eğitimden geçirilen Mihrimah Sûltân’la evlenerek Kânûniye dâmât oldu. 1541’de ikinci vezirliğe, 28 Kasım 1544’te Sadrâzâmlığa yükseldi. En uzun görev yapan Sadrâzâmlardan biridir. 10 Temmuz 1561’de öldüğünde karısı Mihrimah Sûltân’a akıllara durgunluk verecek bir servet bıraktı. (Bu servetin içerisinde Kaptan-ı Deryâ’lık yapan kardeşi Sinan Paşa’dan oğulları da öldüğü için Rüstem Paşa’ya kalan 3 milyon altın da vardır.)
Zâten 1558’de ölen annesi Hürrem’den kalan büyük bir serveti vardı. Ayrıca 1562’de İran’da dört oğlu ile idâm edilen kardeşi Şehzâde Bâyezid’den de yüklüce bir servet kalmıştı.(Şehzâde Bâyezıd’ın en küçük oğlu ise Amasya’da boğduruldu.)
Mihrimah Sûltân, babası Kânûni Macaristan Zigetvar Kalesi önünde 1566’da vefât ettikten 23 gün sonra kardeşi II. Selim tahta oturmak için İstanbul’a gelerek Sarayburnun’dan karaya çıktığında kulakları sağır edercesine patlayan top sesleri arasında Topkapı Sarayında yeni padişahı o karşıladı.
Büyük bir servete sahip olan Mihrimah Sûltân, II. Selim’in tahta çıkışında âcil dağıtması gereken cülûs için olan elli bin altını hazineyi açtırmasına gerek bırakmadan da kendisi verdi.
Babası Kanûnî Sûltân Süleyman’ın vefâtından sonra kardeşi II. Selim ve yeğeni III. Murad’ın saltanat yıllarında sarayın ve haremin en nüfuzlu kadınları arasında yer aldı. Eski Saray’da yaşayan ve kendisine yüksek dereceden maaş bağlanan Mihrimah Sûltân, son derece dindar bir hayat yaşamış, hayırseverliği ile de ön plana çıkmıştı. “Halka hizmet Hakk’a hizmettir!” düsturuyla birçok hayırlı işin içinde yer aldı.
Yetimleri evlendirdiği gibi, gelin olacak binlerce kızın çeyizlerini hiçbir eksik bırakmadan yapmayı âdet hâline getirmiş, bu hasletiyle düğün yapacak ailelerin ilk müracaat ettiği kişi olmuştu. Mihrimah Sûltân, aynı zamanda bütün fakirlerin ve ihtiyaç sahiplerinin ilk sığınak yeriydi de.
Edirnekapı’daki yaptırdığı Mihrimah Sûltân Camii ve müştemilâtına su temin etmek için Mihrimah suyu tesisini yaptırmıştır. Birçok hayrat yaptıran Mihrimah Sûltân aynı zamanda Mekke’de Ayn-i Zübeyde diye anılan suyollarını tamir ettirdiği ve yeni suyolları açtırdığı, bu iş için beş yüz bin altın harcadığı bilinmektedir.
Bu hayrından dolayı üç hayırlı kadının yollarının Mekke’de su’da birleştiği söylenir. İlki İbrâhim Aleyhisselâmın hanımı Hazreti Hâcer validemizdir. Dört bin yıl önce zemzem’le Kâbe’de buluşur. İkincisi, Harun Reşid’in eşi Zübeyde Hatundur. Arafat’a yüz bin altın harcayarak 40 km. boyunca kendi adıyla anılan suyolları döşetir. Üçüncüsü ise Kanuni Sûltân Süleyman ve Hürrem Sûltân’ın kızları Mihrimah Sûltân’dır. Zübeyde Hanım’ın yaptırdığı suyollarına asırlar sonra yeni kemerler yaptırarak yeni suyolları kurar, kuyular açtırır.
Arafat’ta hacılar ve onları taşıyan hayvanlar su içsin, ihtiyaçlarını gidersinler diye Arafat’a su ile yeniden hayat getirir. (Bir kısmı hâlen ayakta olan Müzdelife-Arafat arasında tepelerin kenarından kıvrıla kıvrıla giden taş duvar üzerinde açık su kanalı gibi yapılan suyollarını biz de görmüştük.) Yukarıda belirttiğimiz gibi bu iş için bir servet harcar.
Bu konu şöyle gündeme gelir. “Ayn-ı Zübeyde” suyolu sel ve kum fırtınaları sebebiyle kullanılamaz hale gelmiştir. Dönemin Mekke şerifi, İstanbul’a gönderdiği bir raporla eskiden kalma kullanılamayacak durumdaki suyollarının tamir edilmesini, böylece dünyanın dört bir tarafından Hac için gelen müslümanların Arafat’ta su ihtiyaçlarının daha rahat bir şekilde karşılanacağını beyan eder.
Bunun üzerine Kanûnî, onarım harcamalarının tesbiti için bir heyet görevlendirir. Heyet çalışmalarını tamamlar. Suyollarının tamir ve bir kısmının yeniden inşaası için 30 bin altına ihtiyaç olduğu belirtilir.
Mihrimah Sûltân, hem Peygamber Efendimiz’in şefaatlerine nâil olmak hem de devlet bütçesine yük getirmemek adına bu işi üstlenir ve inşaat maliyetinden çok fazlasına tekabül eden 50 bin altını bu işle görevlendirilen Mısır eski defterdarı İbrahim Bey’e iletir. İbrahim Bey fazla gecikmez Kânûni’nin emriyle Arafat’ta şantiyeyi kurar.
Çalışmalar 1563’te önceleri 400 kadar mühendis, usta ve amele ile başlar. Kânûni’nin 1566’da vefât etmesinden sonrada devam eder. Ancak proje genişledikçe çalışan sayısı da artar ve gün gelir çalışanların sayısı bini aşar. 1573’e kadar aralıksız 10 yıl devam eder. 1573 yılında açılışı yapılır.
Bu arada yapılan işin muhteviyatı genişledikçe maliyetler de artmış tam 500 bin altını bulmuştur. Çünkü; su yolu adamakıllı elden geçirilmiş, sonra Arafat’a kadar Taif’le Arafat arasından getirilen suyun toplama merkezleri genişletilmiş ve Arafat’tan devamla, kayalık tepeler delinerek suyun Mekke şehir merkezine her bir mahalleye ulaştırılması sağlanmıştır.
Mihrimah Sûltân’ın yaptırdığı o kanallar ve çeşmeler asırlar boyu hizmet vermiş ve yakın zamana kadar milyonlarca insanın ihtiyaçlarını gidermede kullanılmıştı. Su kanalları yenilendikten 55 sene sonra Arafat’a gelen suyun miktarı o yılın Ağustos Ayı’nda azalınca, tarihçi İbrahim Peçevî’ye göre bir Kurban Bayramı Arefe’sine denk gelen 10 Ağustos 1628 yılında bir kırba suyun bir altınla satıldığı görülmüştü. (O yıllar Arafat’ta şimdiki gibi ağaçlar yoktu ve her taraf çoraktı.)
Üsküdar’a da kendi adıyla anılan camisi dışında geniş Osmanlı Coğrafyasında yüzlerce eser yaptıran Mihrimah Sûltân ecelin kendisini yakaladığı 56 yaşına basmıştır. Hem dindar, hem de mütevâzi bir hayat yaşarken 25 Ocak 1578’de vefât ettiğinde Kardeşi II. Selim’in oğlu yâni Mihrimah Sûltân’ın yeğeni III. Murad Hân tahtta oturan kişiydi. Dönemin en büyük şâiri Bâki Mihrimah Sûltân için Sûltân III. Murad’ın halası olması sebebiyle, “Mersîye-i Berây-i Vefât-ı Hazreti Hala Sûltân” adlı büyük bir manzûme yazmıştır.
Bu manzûmenin birinci bendi’nin 8’inci beyti şöyledir:
“Mihr-ü Mâh-i felek-i baht-u sa’âdet Sûltân
Şem-i eyvân-ı serâ perde-i ısmet Sûltân..”
Şans ve mutluluk göklerinin güneşi ve ayı, Sûltân/ İffet perdesinin verandasının mumu, Sûltân..
Mâkâmı Âli olsun..