• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI

Avrupa’da II. Dünya Savaşının bitmesi (9 Mayıs 1945) Türkiye’nin savaşta kayıpları

09 Mayıs 2026
A


Halit Kanak İletişim:

Avrupa’da II. Dünya Savaşının bitmesi (9 Mayıs 1945) Türkiye’nin savaşta kayıpları

HALİT KANAK 

Almanlar; Birinci Dünya Savaşında yapılan 440 maddelik Versay Anlaşması’nı içine sindirememiş, bu antlaşma ile kaybedilen toprakları sürekli gündeminde tutan Adolf Hitler’i iktidara taşımıştı. Hitler’in hedefinde Belçika, Polonya ve Çekoslovakya’ya bırakılan yerleri almak vardı. Önce; ilişki kurması dâhi yasak olan Avusturya’yı topraklarına kattı. Tepki gelmeyince Çekoslovakya’nın Südetler Bölgesini istemeye başladı.

Bunun üzerine İngiltere Başbakanı Neville Chamberlain devreye girdi. Hitler’e teklifi, “Başka bir talebin olmayacaksa istediğin Südetler Bölgesini sana verebiliriz” oldu. Hitler hemen kabul etti. 29 Eylül 1938’de Münih’te teyit anlaşmasını da İngiltere, Fransa ve İtalya Başbakanları huzurunda imzaladı.

Bu anlaşma ile sözde bölge huzura ermiştir. Ancak Hitler Südetler Bölgesine adımını atar atmaz bir çırpıda Çekoslovakya’yı yuttu ve kimseyi umursamadan Polonya’ya yürüdü. Bu işe çok bozulan İngiltere, Hitler’e ültimatom vererek Polonya’ya girmesi halinde Polonya’nın toprak bütünlüğünü koruyacağını açıkça söyledi.

Hitler; bu ültimatomla İngiltere ile savaşın kaçınılmazlığını gördü. Doğu cephesini sağlama alma adına derhal Dışışleri Bakanı Joachim von Ribbentrop’u Moskova’ya gönderdi. Sovyet Lideri Stalin, Alman Dışişleri Bakanını havaalanında bizzat karşıladı ve iki ülke 23 Ağustos 1939’da saldırmazlık paktını imzaladı. (İmzalanan bu anlaşmanın gizli maddelerinde toprak paylaşımı da vardı.)

Doğu cephesi garantiye alınınca Hitler 1 Eylül 1939 sabahı saat 04:40’ta Polonya’ya saldırdı. 1.150 uçak Wielun kenti’nin dörtte üçünü birkaç saat içerisinde yok etmişti. Alman savaş gemileri de Polonya’nın Gdansk şehrinin ortasından geçen Martwa Vista Nehri’nin denize döküldüğü yerde oluşan Westerplatte yarımadasındaki ikmal depolarını vurdu.



İki gün sonra İngiltere ve Fransa bir hışımla Almanya’ya savaş açsa da Polonya’yı kurtaramazlar. Polonya Hükümeti uçaklarının 98’ini de alarak Romanya’ya sığınırken, aynı gün Sovyetler’in Hitler’le yaptığı gizli toprak paylaşımı gereği Polonya’ya saldırdığı görülür. 

Bu paylaşımda Polonya’nın yarısı ile; Letonya, Estonya, Litvanya ve Finlandiya Sovyetlere bırakılmıştır. (Bu konu, 1946 yılında yapılan meşhûr Nürnberg Mahkemelerine taşınacak ve anlaşmaya imza koyan Alman Dışişleri Bakanı Ribbentrop takım elbisesi ile idam edilecektir..)

İşte bu anlaşmanın ortaya çıkmasından sonra doğuda tek başına kalan Türkiye, acele hem İngiltere, hem de Fransa İle 19 Ekim 1939 tarihinde “Üçlü İttifak Antlaşması” imzaladı. Anlaşmada Türk savaş pilotlarının İngiltere tarafından eğitilmesi de vardı.

Fakat savaşın uzaması, Almanların 10 Haziran 1941’de Paris’e girerek Fransa’yı saf dışı bırakması üzerine Türkiye bu kez de 18 Haziran 1941’de Almanya ile “Türk-Alman Saldırmazlık Paktı” imzaladı. Hitler işine gelen bu anlaşmayla müttefiklerin Türkiye üzerinden saldırısını önlemiş olacağından Sovyetler’i kolayca işgâl edebilecektir. 


Gerçekten de Almanya, anlaşmadan 4 gün sonra; dünyada anarşi çıkararak küresel YAHUDİ zihniyetine hizmet için kurulan Sovyet komünist rejimini yıkmak amacıyla 22 Haziran 1941’de yıldırım savaşıyla Barbarossa Harekâtı’nı başlattı. 

Almanların Sovyet Rusya’yı Baltık’tan-Kiev’e geniş bir cepheden işgâle başlaması üzerine Erdek’te subay olan Alpaslan Türkeş, Nasyonal Sosyalist Hitler’i hiç sevmese de, Komünist Rusya’nın kızıl pençesi altında esir Türklerin kurtarılmasını çok istediğinden, bütün subaylara bir ziyâfet vererek; Sovyet Rusya’nın çökeceğini, esaret altındaki bütün Türklerin kurtulacağını, Turan’ın kurulacağını, böylece Kızılelma’ya ulaşacaklarını dile getiren bir konuşma yapmıştır…

Rusya içlerinde hızla ilerleyen Almanya Ukrayna üzerinden Kırım ve Kafkasya’ya ulaşmış, hatta Doğu Cephesi’ni gezdirmek için Türkiye’den kıdemli bir asker isteyince, Hükümet Gazze doğumlu Orgeneral Hüseyin Hüsnü Emir Erkilet Paşa’yı göndermiştir. 

Paşa, 4 Ekim 1941'de Almanya'nın gönderdiği junker tipi uçağı ile Yeşilköy’den havalanır. 22 gün sürecek gezi Bulgaristan ile başlar. Romanya’dan sonra Odessa’ya (Hoca Paşa) geçilir. Burada Hitler’in Karargâhında bizzat Hitler tarafından 28 Ekim 1941 tarihinde saat 15.00’te harita başında uzunca bir brifing verilir. 


Fakat; ne Türkiye’nin Almanya ile 1941 Haziran’ında yaptığı anlaşma, ne de ekim ayında Hitler’in bir Türk Generaline verdiği brifing, ABD’nin hoşuna gitmez. Türkiye’ye yaptığı yardımı keser. Ancak İngiltere, Rusya’ya yardıma gitmek için Türkiye yolunu kullanacağını, Türkiye’nin gücendirilmemesi gerektiğini söyleyince 30 Kasım 1941’den itibaren yardımlara yeniden devam edilir. 

Yardımlar devam ederken bu kez de İngiltere Başbakanı Churchill, 30 Ocak 1943’te bizzat Adana’ya gelir, İnönü ile görüşür ancak umduğunu bulamaz. 


Churchill bir kez de Almanların 8 Kasım 1942’de Stalingrad kuşatmasından püskürtülmesini fırsat bilerek 11 Aralık 1943’te ABD Başkanı Roosevelt ile Tahran dönüşü Kahire’ye uğrayarak İsmet İnönü ile bir görüşme daha yapar ancak netice değişmeyince Amerika Türkiye’ye yaptığı yardımı 1 Nisan 1944 tarihinde bir kez daha keser. 

Bunun üzerine Türkiye bozulan İlişkileri yoluna koymak için bâzı adımlar atmaya karar verir. Attığı en önemli adım ise 2 Ağustos 1944’te Almanya ile diplomatik ilişkileri kesmesi olur.

Yetmez; ABD’nin Ankara Büyükelçisi Steinhardt’ın 28 Aralık 1944 tarihinde Dışişleri Bakanı Hasan Saka ile yaptığı görüşmede, müttefiklerin Türkiye’nin Japonya’yla olan siyasi ve iktisadi ilişkilerini kesmesini istediklerini söylemesi üzerine de 6 Ocak 1945 tarihinde Japonya ile de diplomatik ilişkilerini keser.

Bu adımlar müttefikler nezdinde olumlu karşılansa da yine de Sovyetler Birliği bunları yeterli bulmaz. Bizzat Stalin Türkiye’nin doğrudan Almanya’ya savaş açmasını ısrarla ister. Bu isteğini ortaya koyarken tehdit etmeyi de ihmal etmez.

Zâten Türkiye’ye gözdağı vermek için 9 Eylül 1944’te yanıbaşımızdaki Bulgaristan’ı işgâl etmiş, yetmemiş orada bir de komünist rejim kurmuştur. O da yetmemiş, Bulgaristan’a giren Sovyet Ordusunun başındaki Fyodor Tolbuhin adlı general Stalin’i arayarak, “Türkiye’nin egemenliğindeki Gürcü topraklarını kurtarmak”tan bahsetmiştir. 

Bunlardan başka en önemli tehdit, 4-11 Şubat 1945’te Rusya, ABD ve İngiltere arasında yapılan Yalta liderler zirvesinde gelir. Zirvede 1 Mart 1945 tarihinde San Francisko’da Birleşmiş Milletler’in kurulma kararı alınır. Birleşmiş Milletler’e kurucu üye olmanın ilk şartı ise 1 Mart 1945 tarihinden önce Almanya ve Japonya’ya savaş açmaktır. Bunu yapmayan ülke kaderiyle baş başa bırakılacaktır. Üstelik Sovyetlerin Boğazlarda üs istemesi endişeleri artırmıştır. 


Hükümet diken üstündedir. Sabahlara dek süren toplantılarda Birleşmiş Milletler’e kurucu üye olma konusu Türkiye’yi savaşa girmeye mecbur bırakır. Savaş ilânı, 23 Şubat 1945 tarihinde sürenin dolmasına 6 gün kala özel oturumla toplanan TBMM’de Başbakan Şükrü Saraçoğlu'nun verdiği önerge sonucu yapılan oylamada oybirliğiyle kabul edilir. Karar derhal Resmî Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girer. Türkiye, Almanya ve Japonya’ya savaş ilân etmiştir.

Ancak Türkiye askeri çatışmalara girmemiş, müttefiklere malzeme tedariki ile sınırlı kalarak Japonya ve Almanya’ya siyâsi-ekonomik ambargo uygulamıştır. Başta Almanya’ya yapılan krom ihracatının durdurulması gelir. Krom’un kesilmesi Almanya’yı zora sokar.

Bu tarihten sonra ise kesilen yardımlar yeniden başlar. Üstelik savaş sonrası 12 Temmuz 1947 tarihinde Marshall yardımı adıyla ABD İle 1948-1951 yılları arasında yürürlüğe girecek kapsamlı bir yardım antlaşması daha imzalanır. 

(Birilerinin dediği gibi Menderes geldi Amerika yardımları başladı, Marshall yardımı Menderes ürünüdür sözleri gerçeği yansıtmamaktadır.)

2 ay, 15 gün sonra ise Sovyet Rusya 9 Mayıs 1945’te Berlin’e girer. Bu Almanya’nın kayıtsız şartsız yenilgiyi kabûl etmesiyle sonuçlanır. Avrupa’da savaş bitmiştir. (Japonya 6-9 Ağustos’ta yediği iki atom bombasından sonra teslim olacaktır.)


60 milyondan fazla insan kaybı yaşanmıştır. Bu insanlık dışı birşeydir. Bizim de kayıplarımız vardır. Savaşı'ın başladığı 1 Eylül 1939'dan bitişine kadar Türk ordusuna bağlı birlikler teyakkuzda kalmıştır. Bu da bâzı kayıpları beraberinde getirir. Milli Savunma Bakanı Hulûsi Köymen’in 1951’de yaptığı açıklamaya göre, 6 yıla yakın süren savaşta Türk ordusu günde ortalama 13 asker, toplamda 22.663 asker kaybetmiştir. 

Bu kayıpların en acıklısı Akdeniz’de yaşanır. Anlaşma gereği İngiltere’de pilot eğitimi alacak 18 hava harp okulu öğrencisi ile bir hava subayı, refakatçi bir İngiliz subayı ve 150 denizcimizi taşıyan (68 er, 63 astsubay, 19 subay) Refah Vapuru ile 23 Haziran 1941 günü Mersin Limanından ayrılır. Henüz beşinci saatte denizaltıdan atılan bir torpido ile Refah Vapuru denize gömülür 169 kişi şehit olur.

İkinci grup pilot adayları güvenli olduğu için Afrika ve Atlas Okyanusu üzerinden 1942 Mayıs’ında Londra’ya ulaşır. Sonradan Hava Kuvvetleri komutanı olacak Emin Alpkaya bu grubun içerisindedir. Grupta biri daha vardır. Bu; Hava Harp Okulunu derece ile bitiren Enver Paşa’nın oğlu Ali Enver’dir.

TBMM’nin 5 Temmuz 1939 yılında yapılan oturumunda çıkartılan çok özel bir kanunla Osmanlı Hânedan üyesi annesi Naciye Sûltânla Türkiye’ye gelen Ali Enver, babası Enver Paşa'nın vasiyetine uyarak amcası Nuri Paşa'nın teşvikiyle Hava Harp Okuluna girmiş ve başarıyla mezun olduktan sonra da kurs için İngiltere'ye gönderilmişti. (Daha sonra Enver Paşa’nın oğlu olduğu gerekçesiyle kurmay yapılmayınca askerlikten ayrılacaktır.)

O sıra Londra’da büyükelçi olan Rauf Orbay, bir görüşme esnasında İngiltere Başbakanı Churchill'e Enver Paşa'nın oğlunun Londra'da olduğundan bahseder. Churchill heyecanlanır, Ali Enver'i ilk fırsatta makamında misafir eder. Genç havacı Ali Enver'e bir ara, "Biliyor musun Ali, baban benim siyasi hayatımı uzun yıllar geriye attı. Baban Enver Paşa yüzünden ancak 25 yıl sonra Başbakan olabildim" der.


Churchill'in bahsettiği konu, her ânı kahramanlıklarla dolu olan ÇANAKKALE ZAFERİ ve onun Kahraman Komutanı Başkumandan ENVER PAŞA'dır. Çünkü Çanakkale hezimetinin faturası İngiltere Bahriye Nâzırı olarak Çanakkale savaşlarını yöneten Churchill'e kesilmiş ve görevinden istifa ettirilmek zorunda bırakılmıştı..

İşte o dönem, İngiltere’ye giden pilotlarımızdan eğitim esnasında uçakları düşmek sûretiyle şehit olan 14 pilotumuz vardır. Bu şehitlerimiz Brookwood mezarlığına defnedilmişlerdir. Son Osmanlı Halifesi Abdülmecid Efendi’nin eşi Atiye Mehiste Hanım ile kızı Dürrüşehvar Sûltân’ın da kabirleri bu mezarlıktadır.

İki bin dönüme kurulu Avrupa’nın en büyük mezarlığının, bir ara bizi Kıbrıs’ta misafir eden ve tanışmaktan son derece memnun olduğum Kıbrıslı işadamı ve Kıbrıs’lı Mücâhit Ramadan Güney tarafından 1985’te satın alınmasıyla şehit pilotlarımızın bulunduğu kısım Türk Hava Şehitliğine dönüştürülmüştür. Rabbim dünya savaşlarından insanlığı ve ülkemizi korusun, bütün şehitlerimizin makamlarını âli eylesin..

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23