Gerçek bir insan olabilmek için
Gerçek bir insan olabilmek için
ALİ SANDIKÇIOĞLU
Yarattığı mahlukatlar içerisinde en şereflisi ise ayeti kerimelerde beyan edildiği gibi insandır. Rabbimiz: “Biz insanı en güzel surette yarattık.” (Tin Suresi) buyuruyor. Yani en güzel duygularla, ilahi ahlak ile ahlaklanacak güzellikte, hayat şartlarına katlanabilecek, dünyadaki sorumluluğunu üstlenebilecek mükemmeliyette imkan ve kabiliyetlerle, akıl düşünce, anlayış, söz söyleme, kabiliyetleriyle diğer yaratıklardan seçilmiş en güzel şekilde mahluktur insan. İnsan yaradılış gayesine uygun olarak dünya hayatında hareket ederse mahlukatın en hayırlısı ve gerçek manada insan olur. Şayet yaradılış gayesine uymaz, şeytani ve nefsani istekleri peşinden koşarsa o zaman da o şerefini kaybeder bu defa Mevlamızın şu ayeti kerimesinin muhatabı olarak mahlukatın en alçağı olur: “Andolsun biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Bunların kalpleri vardır ama onlarla kavrayamazlar; gözleri vardır ama onlarla göremezler; kulakları vardır ama onlarla işitemezler; Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller bunlardır.” (A’raf Suresi 179). Şayet yer yüzündeki insanlar yaratılmış gayelerine uygun olarak yaşamış olsalardı dünyanın her yerinde barış, huzur ve kardeşlik olurdu. Haksız yere bunca kan akmaz, zalimler zulüm yapamazlardı. “İnsanın insan olma mertebesine yükselebilmesi ve bu hazzı duyabilmesinin ilk ve en mühim merhalesinin “Allah inancı” ve “Allah korkusu” olduğu muhakkaktır. Bütün peygamberlerin önce Allah’ın birliği, tapılacak ve teslim olunacak yegane ilahın o olduğu hususunda yaptıkları tebliğler hatırlanacak olursa, “Allah inancının” önemi daha iyi anlaşılır. Böyle bir yükselişe mazhar olmak, Allah’ın takdirine ve insanın kendi gayretine kalmış bir husustur. İbrahim Peygamber, Allah’ın inayeti ve kendi aklı ile O’nun varlığını idrak etmiş ve şöyle demişti: “Doğrusu, ben yüzümü gökleri ve yeri yaratana, doğruya yönelerek çevirdim; ben puta tapanlardan değilim.” (Enam Suresi 79). Sözü uzatmadan demek gerekirse “gerçek insan” Allah’ını bilen, ondan korkan ve ona teslim kimsedir. Böyle bir insanın, Allah’ı inkar edenlerle biyolojik sistemdeki yerinden başka hiçbir ortak özelliği yoktur. Hz. Âdem’den (AS) beri dünyamıza milyarlarca insan, binlerce kabile ve millet gelmiştir. Bunlardan bir kısmı ilim ve irfan sahibi olmuş, çoğunluğu ise cehaletin karanlıklarında kaybolmuştur. Çalışıp gayret ederek bilgi ve hikmeti elde eden insan, yeni medeniyetler kurmuştur. Bunu gerçekleştirirken gönlünü ve idrâkini ihmal etmemiştir. Çünkü insanın iç dünyasını besleyen ve ilimden daha özel bir anlam içeren mârifet, düşünüp tefekkür etmek, bir şeyi olduğu gibi, eşyayı hakikati üzere idrak etmektir (Kitaburrifatt s. 249). Bu bakımdan insanın kendi hakikatini bilip idrak etmesi, Allah’ın melekûtunu ve güzel muamelesini bilmesi olan irfan ve marifetullah sahibi olmak, tarih boyunca insan için önemli bir gaye olmuştur (Ragıp Elisfehani 561). İnsanın kendini bilmesinden daha güzel bir erdem olmadığı bilincinde olan Mevlâna, dış görünüşe göre hüküm veren filozofların insanı küçük âlem ve hakîm-i ilahi şeklinde isimlendirdiğini, sûfîlerin ise insanı büyük âlem olarak gördüklerini belirtir. Bu bakımdan onun görünüşünden çok iç yüzüne bakmanın gerekliliğini vurgular: Ey insan, sen görünüşte maddî varlığınla “küçük bir âlem”sin. Fakat manen, gerçek varlığınla, “büyük bir âlem”sin. Görünüşte bir ağacın dalı, meyvenin aslı, temelidir. Çünkü yemiş dalda bulunur. Fakat hakikatte, o dal, o meyve için var olmuştur. Meyve elde etmeye bir meyli ve ümidi olmasaydı, bahçıvan hiç ağaç diker miydi?
Öyle ise görünüşte meyve, ağaçtan meydana geliyor da, hakikatte o ağaç, meyve çekirdeğinden doğmuştur (MEVLANA Mesnevi IV 521). “İyiliğe iyilik her kişinin, kötülüğe iyilik er kişinin, iyiliğe kötülük ise şer kişinin işidir” diyor Şeyh Edebali. “İyilik, insanlık sanatıdır” demiş bir düşünür. Ne kadar iyi icra edebiliyoruz bu sanatı? “Şu dünyada insanın en önemli meselesi nedir?” sorusuna belki birbirinden farklı yüzlerce cevap verilebilir. Ancak, asıl cevabı “gerçek insan olabilmek” şeklinde ifade edebiliriz. Bu cevabın asıl kaynağı elbette İlahî vahiydir. Gerçek insan olmanın en kesin ve açık yollarını ancak Kur’an’da bulabiliriz.
Bir şeyi tahrip etmek, yıkmak çok kolay; yapmak ise çok zordur. Bu zorluğu göze alabilmek, iyi insan olabilmek gerçekten yürek ister.” (Sevim Asımgil). “Mümin her ne surette olursa olsun , kendi iradesini tamamen başkasına teslim etmez. Cüz’i iradesini külli irade ile ihata edildiğini idrak eden; fakat bu cüz’i iradeyi bile küçümsemez. Allah’ın verdiği iradeyi kendisi gibi “kul” olan birine teslim ederek mutluluk yolu arayanlara ve toplumdan kopartılarak meselelerden kaçanlara ibret ve ihtiyatla bakar.” (Milli Eğitim ve Kültür Temmuz 1982 S. 14-15). İyi bir insan olabilmek için öncelikle insanın kendine faydalı olması lazım. Bu da Cenab-ı Hakk’ın bütün emirlerine uyup, yasaklarından kaçmakla mümkün olur. “Allah’a bağlanan ona samimiyetle inanan ve teslim olan insan, inanmayan insandan farklı olarak, bu dünyada ne yapacağının bilir. Kararlı, dengeli, sebatlı mutlu ve en kötü durumlarda gelecekten umutludur.” İnsanın yaradılış gayesine uygun olarak gerçek insan olabilmesi için yani insanın insan mertebesine yükselebilmesi için Allah inancı ve Allah korkusu olması ile mümkündür. Kendine , anasına, babasına , çoluk çocuğuna, millet ve memleketine, bütün yaratılanlara faydalı olamayan, hatta zararlar veren bir insan hiçbir surette gerçek ve iyi daha doğrusu istenilen bir insan olamaz. Rabbim hepimize yaradılış gayemize tam uyarak gerçek manada insan olabilmeyi nasıp eylesin. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.