• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI

5 Temmuz 1413 Musa Çelebi’nin katli, fetret döneminin sona ermesi

05 Temmuz 2025
A


Halit Kanak İletişim:

5 Temmuz 1413 Musa Çelebi’nin katli, fetret döneminin sona ermesi 

HALİT KANAK

Güneş batarken, çevresini sarmış yetmiş bin Türkistan askerine karşı yanındaki üç bin kişiyle Çataltepe’de hâlâ vuruşuyordu. Üç saat süren amansız mücâdele Yıldırım Bâyezid Hân’ın atının tökezlemesiyle son buldu. Atıyla birlikte yere kapaklanan Yıldırım’ı Çağatay Hân’ı Sultân Mahmud bizzat esir aldı.

İslâm tarihinde, iki Müslüman ordu arasında yaşanmış en büyük meydan muharebesi olan Ankara Savaşı 28 Temmuz 1402 akşamında bittiğinde, Yıldırım Bâyezid Hânın da 13 yıl, bir ay, sekiz günlük saltanatı sona ermiş, 11 yıl, sürecek sürecek olan “Fetret Devri” başlamıştı.

Timur, sadece savaşı kazanmamış, Osmanlı Devleti’nin yeniden toparlanmasına fırsat vermemek için bölme planlarını da yapmayı ihmal etmemişti. Buna göre, Amasya’da Sancak Bey’i konumundaki Mehmed Çelebi ile Bursa’da İsa Çelebilerin hükümdarlıklarını derhal bir fermanla tasdik ve ilân etti.

Yetmedi Rumeli’nde bulunan Süleyman Çelebi’ye kendisine tâbi olması için haber gönderdi. Süleyman Çelebi’nin Kazasker Ramazan Bey’i bizzat göndererek bağlılığını bildirmesi üzerine de Süleyman Çelebi’ye çeşitli hediyelerle birlikte taç göndererek, Avrupa toprakları hükümdarlığını verdi.

Böylece Amasya tarafını Çelebi Mehmed’e, Bursa taraflarını İsa Çelebiy’e, Rumeli toprağını Süleyman Çelebi’ye taksim eden Timur bununla yetinmeyerek, Yıldırım’ın büyük çabalarla sağladığı Anadolu birliğini yeniden bozdu. 

Kendisine sığınan Beyleri, beyliklerin başlarına geçirmek sûretiyle; Aydın Oğulları, Saruhan Oğulları, Menteşe Oğulları, Candar Oğulları, Germiyan Oğulları Beylikleri ile Antalya’daki Teke Beyliğini yeniden dizayn ederek hayata geçirdi. 

Ayrıca, geldiği Kütahya’da Yıldırım’ın kız kardeşinin çocukları olan Karamanoğlu Mehmed ve Alaaddin Ali Bey’leri huzuruna çağırarak Karaman Beyliğini yeniden kendilerine verdiğini söyledi. Üstelik; Niğde’yi, Bolvadin’i, Sivrihisar’ı ve Beypazarı’nı yeniden tesis ettiği Karaman Beyliği sınırlarına dâhil etti.

O da yetmedi; kendinden sonra Osmanlı yeniden toparlanırsa endişesiyle Yıldırım’ın oğullarından Mustafa Çelebi’yi yanında Semerkand’a götürmeye karar verdi. Osmanlı Devleti ayağa kalkarsa, Mustafa Çelebi’nin yanına ordularını katarak tahta geçirecekti.

Timur; Ankara Savaşından 8 ay sonra 1403 yılının Mart ayında Anadolu’yu terk edip giderken geride, üzüntüsünden 43 yaşında vefât etmiş büyük cihângir Yıldırım Bâyezid’i ve Türkiye’yi fetret dönemine sokacak mirasçı şehzâdeler; Süleyman, Mustafa, İsa, Mehmed, Musa Çelebiler ile çocuk şehzâdeler Kasım ve Yusuf’u bırakmıştı. Ertuğrul Çelebi daha önce Kadı Burhaneddin’le yapılan Kırkdilim Savaşında hayatını kaybetmişti.

Bu arada Söğüt’ten sonra 1326’dan 1402’ye kadar 76 yıl Osmanlı Türk’üne başkentlik yapan Bursa’yı Ankara Savaşı günlerinde Veliaht sıfatıyla Süleyman Çelebi Edirne’ye taşımıştı. 

O çok acıklı muharebenin yapıldığı gün ikindiye doğru maiyetinin tavsiyesi üzerine muharebe meydanından hızla ayrılarak Bursa’nın yolunu tutmuştu. Burada kardeşleri Kasım ve Fatma Sûltân’ı yanına alarak Gemlik’ten Rumeli’ye geçerek Edirne’ye yerleşti.

Edirne İstanbul’un fethine kadar başkent olmuştu. Zâten Edirne’nin ilk fethedildiği 1362 yılı Osmanlı Devleti’nin İmparatorluk derecesine yükseldiği tarih olarak kabul edilmiş ve Osmanlı Hükümdarları bâzen Edirne’de, bâzen Bursa’da oturmayı tercih etmişlerdi. Bundan dolayı Edirne’nin başkent olması yadırganmadı. 

Bu arada Mehmed Çelebi hüküm sürdüğü Amasya’dan haber göndererek, Edirne’deki Ağabeyine tâbi olduğunu resmen bildirmişti. Akabinde Bursa’da oturan İsa Çelebi de Ağabeyi Süleyman Çelebi’yi hükümdar olarak tanıdığını duyurdu. Musa Çelebi’nin zâten herhangi bir toprağı yoktu.

Süleyman Çelebi işe Bizans’la sulh yapmakla başladı. Ve Rumeli’nde dedesi Sûltân 1. Murad Hân ile babası Yıldırım Bâyezid Hân’ın fethettiği Teselya’nın bir kısmı ile Selânik, Halkidikya Yarımadası ve Gebze’ye kadar olan Marmara sahilleri gibi toprakları Doğu Roma İmparatorluğuna terketti. Ayrıca kardeşleri Şehzâde Kâsım İle kızkardeşi Fatma Sûltân’ı İstanbul’a İmparatorun Sarayına iyi niyet gösterisi olarak gönderdi.(Bir müddet sonra Fatma Sûltân Ağabeyinin yanına Edirne’ye dönecek, Şehzâde Kâsım ise fetret dönemi bittikten 4 yıl sonra 25 yaşında iken 1417’de İstanbul’da ölecek ve Prodromus Manastırı’na gömülecektir.) 

Süleyman Çelebi bununla da kalmadı. Venedik ve Ceneviz devletleriyle de anlaşma yoluna gitti. Ne de olsa toparlanma sürecine ihtiyaç vardı. Bunun için de İmparatorun kardeşi Despot Theodoros’un kızıyla evlendi. Hatta bu sulh dönemi devam ederken Mora, Attika, Sırbistan ve Eflâk bir süreliğine müstakil kaldılar.

İsa Çelebi ise, babasının cenazesini Bursa’ya getiren ana-baba bir kardeşi Musa Çelebi’yi Bursa’dan kovduktan sonra Bizans’ın soylu ailelerinden İoannes Tunteres’in kızı İle evlenmişti. Musa Çelebi, Bursa’dan çıkarılınca önce dayısı olan Germiyanoğlu Yakup Bey’in yanına Kütahya’ya gitti, ardından da halasının çocukları Karamanoğulları’nın yanına gidip yardım istediyse de Ağabeyi İsa Çelebi’yi Bursa’dan çıkaracak kuvveti her iki yerden de toplayamadı. 

Mehmed Çelebi bu arada Amasya ve Sivas bölgesine hâkim olmanın mücâdelesini veriyordu. Kubatoğulları’nı ve Kadı Burhanettin’in dâmâdı Mezid Bey’i yenince bu kez de Bursa’ya İsa Çelebi’nin üzerine yürüdü. Hedefinde Anadolu’nun tamamına hâkim olmak, ardından becerebilirse taht şehri Edirne’ye gidip oturmak vardı.

Ulubat meydan savaşını kolay kazanarak Bursa ve Karası’yı (Balıkesir’i) eline geçirdi. Kaçan İsa Çelebi Edirne’ye sığındı. Ardından Ağabeyi Süleyman Çelebi’den aldığı kuvvetlerle Anadolu’ya geçti. Beypazarı’na geldi burası Karamanoğlu toprağı idi. Burada kendisini topraklarına sokmak istemeyen Karamanoğulları ile savaştı ancak netice alamadı.

Bu kez de döndü Bursa’ya yürüdü. Fakat Mehmed Çelebi’ye yenilince Kastamonu’da İsfendiyar Bey’e sığındı. Sonra ikisi bir olup Mehmed Çelebi’ye ait Ankara üzerine yürüdülerse de Gerede meydan muharebesinde yenildiler. Ancak yenilgiye doymayan İsa Çelebi Kastamonu’ndan gelerek bir kez daha Bursa’yı almayı denedi, yine yenildi ve bu sefer de Aydınoğlu Cüneyt Bey’e sığındı.

Burada da boş durmadı. İllâ Osmanlı Tahtına oturmak istiyordu. Bunun için Aydın, Menteşe ve Saruhan Beyliklerini etrafında toplayarak harekete geçti. Umduğunu yine bulamadı. Babası gibi Anadolu’da birliği sağlamayı kafasına koyan Mehmed Çelebi tarafından yeniden dağıtıldılar. Üstelik Aydınoğlu, Mehmed Çelebi’ye tâbiyetini bildirdi. Tâbi olmayan Saruhanoğlu ise Manisa’ya gelen Çelebi Mehmed tarafından ortadan kaldırıldı. Birlik yavaş yavaş sağlanmaya başlamıştı. 

İsa Celebi hâlâ taht peşindeydi. Son kez sığındığı Karamanoğullarından aldığı yeni kuvvetlerle hücuma geçtiyse de Eskişehir’de öldürüldü. Bursa’ya babasının yanına gömüldü. Bunun üzerine Germiyanoğulları da Çelebi Mehmed’e bağlılığını bildirdi. 

İsa Çelebi’nin ortadan kaldırıldığını gören Süleyman Çelebi yanında Çandarlızâde Ali Paşa olduğu halde büyük bir orduyla Edirne’den gelip önce Bursa’ya, ardından Ankara’ya girdi. Çelebi Mehmed Amasya’ya çekildi. Bir taraftan da Musa Çelebi’ye haber göndererek bir anlaşma yaptı. Buna göre Çelebi Mehmed’in desteği ile Musa Çelebi Edirne’ye yürüyecek, başarılı olursa Edirne tahtında Çelebi Mehmed’e bağlı olarak hüküm sürecekti. 

Musa Çelebi harekete geçerek Karadeniz’den Romanya’ya çıkarma yaptığında, arkasında Çelebi Mehmed’in dışında İsfendiyar Bey ile Eflak Prensi Mirçe’nin de desteği vardı. Fazla vakit kaybetmedi. Tuna’yı güneye doğru atlayarak Süleyman Çelebi’nin topraklarına girdi. Çelebi Mehmed de bu fırsattan yararlanarak Bursa’yı geri aldı.

Rumeli’de iki kardeşin ilk vuruşması Edirne yakınlarında oldu, Musa Çelebi yenilerek geri çekildi. Ancak meşhûr Akıncı Beyi Mihaloğlu Mehmed Bey Musa Çelebi’nin yanında yer alınca Sofya’daki ikinci vuruşmanın gâlibi Musa Çelebi oldu. Buna rağmen Musa Çelebi’yi dikkate almayan Süleyman Çelebi, Musa Çelebi’nin Edirne yakınlarına geldiğini haber veren Evrenos Bey’le alay etmiş, Yeniçeri Ağası Hasan Ağa’nın sakalını tıraş ettirmişti. 

Musa Çelebi 17 Şubat 1411’de âni baskınla Edirne’ye girince şehirden kaçan 34 yaşındaki Süleyman Çelebi’yi İstanbul yolunda köylüler öldürdü. Musa Çelebi, ağabeyinin katillerini hânedana karşı işlenmiş suç sayarak, diri diri yaktırdı. Böylece saltanatı 8 sene, 6 ay, 20 gün süren Süleyman Çelebi’nin cenâzesi Bursa’ya götürülerek dedesi Sûltân 1. Murad Hân’ın türbesine defnedildi. 

Musa Çelebi Edirne’de tahta oturunca Çelebi Mehmed’le yaptığı anlaşmayı unuttu ve Anadolu’yu da ele geçirmenin planlarını yapmaya başladı. Ama önce Süleyman Çelebi’nin Bizans’a verdiği toprakları bir bir geri alacak ve babası Yıldırım’ın yarım bıraktığı Bizans’ı fethedecekti. Bizans kuşatmasına başladığında Bizans İmparatoru, Süleyman Çelebi’nin oğlu Şehzâde Orhan’ı önemli bir kuvvetle Selânik taraflarına gönderdi. 

Musa Çelebi beklenildiği gibi kuşatmayı kaldırdı. Gitti Selânik yakınlarında yeğeni Orhan’ı bozguna uğrattı. Sonra da şiddetini artırdığı Bizans kuşatmasına devam etti. Bizans İmparatoru bu kez de Çelebi Mehmed’le anlaşmak için İstanbul’a dâvet etti. İstanbul’da yapılan anlaşma gereği Çelebi Mehmed kuşatmadaki kardeşine karşı saldırıya geçti. 

Çatalca İnceğiz’de yapılan savaşı kaybeden Çelebi Mehmed kendisini İstanbul’a zor attı üstelik yaralıydı. Mehmed Çelebi’ye ümidini bağlayarak kuşatmanın kaldırılacağına inanan Bizans geceli gündüzlü 3 gündür şenlik yapıyordu. Ancak Musa Çelebi’ye yenilerek, Istanbul’a gelmesi ümitleri suya düşürmüştü.

Fakat, Mehmed Çelebi’nin kardeşi ile mücadeleden vazgeçmemesi ve Rumeli’nde bazı beylerin Mehmed Çelebi’ye taraftar olduklarının anlaşılması üzerine telâşa düsen Musa Çelebi, muhasarayı kaldırdı. Aslında iç çatışması devam eden bir Türkiye’nin Bizans’ı düşürmesi elbette düşünülemezdi.

Kısa bir süre içerisinde kendisini toparlayan Çelebi Mehmed 1412’de Rumeli’ye geçtiğinde onu bir kez daha mağlubiyet bekliyordu. Tekrar Anadolu’ya çekildi. Ancak bu işin bitmesi gerekiyordu. Son kez devletin geleceği için çift başlı idâreye son verilmesi gerektiğinin bilinciyle yanında Evrenosoğlu Mehmed Bey, Mihaloğlu Yahşi Bey gibi çok güçlü Akıncı Kumandanları olduğu halde Rumeli’ye geçti. Dulkadiroğlu da önemli sayıda askerle bu orduya katılmıştı. Musa Çelebi’nin gönderdiği Kara Halil Bey’i Kırkkilise’nin (Kırklareli) güneydoğusunda Vize önlerinde kolayca dağıttı.

Bu kardeş kavgasında taraf olmayan Edirne halkı Mehmed Çelebi’ye heyet göndererek; Yıldırım Bâyezid’in çocuklarının hepsini sevdiklerini, kendi aralarında anlaşana kadar da Edirne’de misafir edemeyeceklerini nâzikçe bildirdiler. Çelebi Mehmed şehre girmedi. Kardeşiyle bir an önce karşılaşıp konuyu halletmek istiyordu. Edirne’yi geçti, hünkâr yolunu takip ederek Filibe yakınlarına geldiklerinde iki taraf birbirine çok yaklaşmışlardı. 

Ancak Çelebi Mehmed ayak divânında yapılan istişâre neticesinde yardımcı kuvvetler gelmeden savaşa girmenin doğru olmayacağını söyledi. Öyle de oldu. Çelebi Mehmed meydan savaşı vermedi. İkinci kez karşılaşılan yer Çamurlu-Derbent bölgesi oldu.

Sofya’nın güneydoğusunda bulunan Samakov yakınlarındaki Çamurlu-Derbent muharebesini Çelebi Mehmet kazandığında takvimler 5 Temmuz 1413 tarihini gösteriyordu. Ağabeyine bu meydan muharebesinde yenilen ve 2 sene, 4 ay, 16 gündür saltanat süren Musa Çelebi kaçmaya çalışırken yakalanarak aynı gün yay kirişiyle boğuldu. 25 yaşlarında idi. Bursa’ya getirilerek babası Yıldırım Bâyezid’in yanına defnedildi. Meydan Çelebi Mehmed’e kalmıştı. Böylece fetret dönemi bitti.

Devletin bekâsı için kardeş katlini eleştirenler, fetret döneminde karşımıza çıktığı gibi devletin çok büyük bedeller ödemesinin önüne geçilen bu uygulamayı bir kez daha gözden geçirmesi gerekir. Sûltân Mehmed Türkiye’nin birliğini korumak için korkunç denecek bir enerjiyle çalışmaya başladı. Daha iki sene geçmeden Evrenosoğlu İshak Bey Sava Nehrini geçerek Hırvatistan’a girdi. Doboj Meydan muharebesinde Bosna’yı Macaristan’a katmak isteyen Almanya İmparatoru ile Macaristan Kralı Sigismund’u büyük bir bozguna uğrattı. Bu zafer neticesinde Bosnasarayı Sancak Merkezi yapıldı. 

Bizim de bu hafta içerisinde ziyaret etme imkânı bulduğumuz Saraybosna’da çok çalışkan Büyükelçilik görevlilerimiz Sayın Buğra Doğan, Mehmet Korkmaz, Ahmet Kaya Bey’lerle bölgeyi konuştuk, yine görüşme imkânı bulduğumuz ve her dâim sahada varlıklarını sürdüren Birleşmiş Milletler’e bağlı Bosna Hersek’teki Avrupa Birliği Barış Gücü Misyonu’nunda görev yapan askerlerimizin oldukça güven verdiğini gördük. Burada “Türkiye, Türkiye’den büyüktür” sözünün bir kez daha karşımıza çıktığına şahit olduk.

İçimizde ise, gözbebeğimiz Türkiye’mizi yeniden fetret dönemine sokmaya çalışan oldukça gayretli grupların varlığı Milletimizi tedirgin etmektedir. Ama başaramayacaklar. Kendilerini yırtarcasına milleti sokağa çekmeye çalışan bu güruh, ülkemizi Avrupa’ya şikayet etmekten ve onlardan yardım-medet istemekten çekinmiyorlar. 

Yüce Milletimizin; devleti teslim edeceği kadroları önce belediyelerde görmek gibi bir ferâseti iyi ki var. Böylece iktidara gelmek isteyenleri bir nevî teste tâbi tutarlar. Bu testi geçemeyenlere devlet teslim etmezler. 30 yıl önce Sayın Recep Tayyip Erdoğan’da bu teste tâbi tutuldu. Önüne konan çöp dağlarını çok kısa sürede nasıl bertaraf edildiğini, çeşmelerden akıtılan içme suyuyla su tankerleri dönemine son verildiğini bu millet gördü. 

Ülkem insanı Türkiye’de gerçek belediyeciliğe o dönem şahit olmuştu. Sonra devlet güvenle kendisine teslim edildi. Bu milletin aziz evlatları başarıyla devlet nasıl yönetiliri hem gönül gözüyle, hem  de baş gözüyle gördü, tasdik etti. Şimdi aynı teste tâbi tutulanlar ise henüz belediyecilik sınavını veremediler. Bu ülke insanını çöp yığınlarıyla, yolsuzlukla, beceriksizlikle vs. tanıştırdılar. Üç tane belediye otobüsünü işletemeyenler, ferâset sahibi insanımız tarafından, haklı olarak, “üç keçiyi güdemediler” şeklinde yorumlanarak, kendilerine devleti teslim etmediler. Bu ülkenin ferâset sahibi insanının gönlünde “Fetret dönemleri” çoktaan bitti…

Mevlâm neylerse güzel eyler…

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Okur

Öldür, öldurebildigin kadar bütün kardeşleri.... Osmanlı... Temelden çürük bir kanunnameye dayanılıra akıbet sürekli kardeş kavgaları, pisi pisine ölenler de Müslüman evlatları.

Nuh

Geçmisten ders almayanlar aynı akibete giderler, olayı günümüze örnekleyelim.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23