20 Haziran 1389 Kosova Zaferi ve Sûltân Birinci Murad’ın ruhunun Yugoslavya’yı dağıtması
20 Haziran 1389 Kosova Zaferi ve Sûltân Birinci Murad’ın ruhunun Yugoslavya’yı dağıtması
HALİT KANAK
Kısa süre önce Beyşehir’i yutmaya çalışan Karamanoğulları, Sûltân Birinci Murad Hân’dan iyi bir tokat yemelerine rağmen husumetlerine devam etmekteydi. Karaman Bey’i aynı zamanda Sûltân Murad’ın dâmâdı Alaaddin Ali bizzat Bosna Kralı Ban Tvrtko ile (1. Tvrtko Kotromaniç) yazışıyor kayınbabasına karşı düşmanca ittifak yapmaya hazırlanıyordu.
Türk haber alma teşkilatından hâin ittifâkı öğrenen Sûltân Murat Hân bu durumu bir müddet gözlemledikten sonra 1388’de harekete geçti. Karamanoğlu Alaaddin Ali’nin mektuplaşarak işbirliği yaptığı Bosna Kralına bir ders vermek istiyordu. Şâhin Paşa’yı 20 bin kişilik bir kuvvetle Bosna üzerine gönderdi. Fakat düşman hazırlıklıydı ve pusuda bekliyordu.
Şahin Paşa Niş yakınlarındaki Topliça Nehri kıyısında bulunan Ploşnik’e gelince 30 bin kişilik, Prens Lazar Hrebeljanovic komutasında Bosna-Sırp ortak ordusunu karşısında buldu. Vuruşma çok şiddetli oldu. Şahin Paşa’nın kahramanlığı bozgunu önleyemedi. Çarpışmalar bittiğinde 20 bin kişilik Türk Ordusundan 15 bin askerimizin şehit düştüğü ya da yaralandığı görüldü.
Düşman bu zaferle büyük bir fırsat yakaladığını düşünerek, Osmanlı’ya son darbeyi vurmak istedi. Hedefinde Türkleri Rumeli’nden atmak vardı. Haçlı Seferlerinden birini daha başlattılar. Sûltân Murad Hân’da karşı atağa geçti. Ali Paşa’yı 30 bin askerle Bulgaristan üzerine gönderdi. Haçlı ordusuyla birleşmesine fırsat bırakmadan Bulgar ordusu imha edildi. Başkentleri Tırnova’ya girildi.
Diğer taraftan Türk Akıncıları Tesalya’yı aldı, Attika Yarımadası ve Atina Dükalığı ezilerek Mora’ya girildi. Kuzeye doğru Tuna Nehri’de bu arada atlanmış 1389 Mayıs sonuna kadar Eflak taraflarına akınlar sürmüştü.
Haçlı devletleri de, ellerini bir an önce çabuk tutmak istiyorlardı. Topladıkları dev orduyla Balkanlar’ın güneydoğusuna doğru yürümeye başladıklarında gazâ için can atan Sûltân Murad da harekete geçti. Tırnova’nın 135 km. güneydoğusundaki Yanbolu’da Ali Paşa’nın birlikleriyle buluşarak harekâta devam ettiler.
Tatarpazarı, Filibe ve Samakov’a ya uzanan üç önemli yol üzerinde bulunan denizden 640 m. yükseklikte, 20 km. uzunluğunda, Motivir Irmağı’nın kenarında etrafı ormanlık dağlarla çevrili ovanın ortasında, Lala Şahin Paşa tarafından fethedilen İhtiman’da konakladıklarında ise Sırp Kralı Lazar’ın elçileri gelerek, huzura çıkmak için izin istediler.
Sûltân Murad’ın izin vermesiyle elçiler huzura alındı. Türk Hâkânı’nın “Ne istiyorsunuz?” sorusuna cevâben; “Sizi savaşmaya dâvet ediyoruz ve savaş yeri seçmenizi istiyoruz” sözleri Sûltân Murad’ı celallendirdi. Önce, “Elçiye ölüm olsaydı şimdi sizi şuracıkta gebertirdim” diye azarladı. Sonra da “Siz kim oluyor da cihat için buralara gelen bizleri savaşa dâvet cüretini gösteriyorsunuz. Alın bunları karşımdan” diye gürledi. Ardından da yola koyuldu. Tatarpazarcığı yoluyla Sofya’ya geldi.
Bir taraftan da haçlı ordusunu takip ettiriyordu. Gelen istihbarat bilgileri ışığında güneybatıya doğru yol alınarak Köstendil’e gelindi. Akıncı Beylerinden Gâzi Evrenos ile Paşa Yiğit, kuvvetleriyle önden gidiyorlardı. Bir müddet sonra beklenen oldu ve Priştine’nin güneybatısındaki Kosova Sahrasında iki ordu 20 Haziran 1389 Pazar günü karşı karşıya geldi.
Yapılan harp divânından sonra savaş düzeni alındı. Merkezde Sûltân Murat’ın yanında kapıkulu askerleri ile Vezir-i Âzâm Çandarlı Ali Paşa yer almıştı. Sağ kanatta Şehzâde Yıldırım Bâyezid ile Kara Timurtaş Paşa’nın yönettiği Rumeli askerleri, bir miktar da Azaplar vardı.
Sol kanatta Şehzâde Yakup İle Sarıca Paşa idâresindeki Anadolu askerleri yerlerini almışken sol kanatın arkasında yer alan oldukça iyi tahkim edilmiş meşelik ise ordu ağırlıklarını barındırıyordu. Sol cenahın ihtiyatında Hamidoğlu Mustafa Bey vardı. Sağ ve sol cenahın ardında çok iyi yetiştirilmiş bin’er kişilik okçular mevzilenmişti.
Haçlı ordusunda ise başkomutan sıfatıyla Sırp Hükümdârı Lazar merkezde bulunuyordu. Sağ cenahta dâmâdı Prens Brankoviç, sol cenahta Bosna Kralı Tvrtko bulunuyordu. Peşlerinde; Sırplar, Çekler, Macarlar, Arnavutlar, Moldovyalılar, Slovaklar, Hırvatlar, Karadağlılar, Bosnalılar, Slovenler, Ulahlar, Bulgarlar, Transilvanyalılar, Lehler ve daha pek çok milletten iyi yetişmiş savaşçılar bulunmaktaydı ve Haçlı Ordusu sayıca çok üstündü.
Kıyâmeti aratmayan savaş 8 saat sürdü. Bu süre içerisinde düşman ordusu, başkomutanları Lazar dâhil imha edildi. Kaçabilen küçük grupları yakalayarak imha etmek ise Şehzâde Yakup’a düşmüştü. Savaşın kahramanı, birkaç saat sonra Osmanlı tahtına geçeceğinden habersiz olan Şehzâde Yıldırım Bâyezid idi.
Zafer kesinleşince savaş meydanını dolaşan Sûltân Murad’ın yanına yaralı bir Sırp yaklaşarak, konuşmak istedi. Lazar’ın dâmâdı Miloş olduğu sonradan anlaşılan bu kişi gizlediği hançeri saniyeler içinde Türk Hâkânı’nın kalbine sapladı. Aynı hızla Türk askerleri tarafından parçalanan Miloş’un cesedi Sûltân Murad’ı geri getirmedi. Son nefesini vermeden önce Yıldırım Bâyezid’e biat talimatı verdi.
Bugüne kadar girdiği 37 savaşı da kazanan Sûltân Birinci Murad’ın iç organları şehit düştüğü muharebe meydanına gömüldü üzerine de güzel bir türbe yapıldı. (Bedeninin medfûn bulunduğu Bursa’da da ayrı bir türbesi vardır.) Mekânı cennet olsun inşaallah…
Ancak Sûltân Murad’ın cihangirliği şehâdetinden 6 asır sonra da devam etmiş, ruhu günümüzde bile kendisine düşmanlığı elden bırakmayan Sırpları kuşatarak onları darmadağan etmiştir.
Hatırlanacağı üzere, 1989 Haziran’ında Kosova Savaşının 600’üncü yılında Sûltân Murad Hüdâvendigâr’ın türbesinin yer aldığı Gâzimestan’da dönemin Sırp Cumhurbaşkanı Slobodan Miloseviç göreve gelir gelmez büyük bir miting düzenlemiş, 1389 ve 1989 tarihlerinin dev puntolarla asıldığı devâsa sahnede “Yoldaşlar” diye başladığı konuşmasını ecdâda karşı hoş olmayan kelimelerle güyâ süslemiş, meydanı dolduran yüz binlerce kişiye “Büyük Sırbistan” vâdetmişti.
Yetmemiş, Kosova’nın özerk statüsüne son vermiş, o da yetmemiş 1990’da askeri birlikleri Kosova’ya sevkederek Kosova hükûmetini feshetmişti.
Ancak, Sûltân Murad’ın ruhu buna müsâde etmemiş olacak ki; bu mitingden sonra işler tersine gitmiş, bırakın büyük Sırbistan kurmayı, koca Yugoslavya darmadağan olmuş, Sırp liderin yaptığı onca katliamlara rağmen elindeki Kosova ve Karadağ’ı da kaybetmiş, Miloseviç’te Bosna-Hersek, Hırvatistan ve Kosova’da yaptığı 66 ayrı katliamdan sorumlu olarak tutuklanmış, mahkemesi Lahey’de devam ederken kaldığı hücrede ölü bulunmuştu.
Şu anda görev yapan Milorad Dodik ile Aleksandar Vucic bu yaşananlardan ders almalıdır. Eğer bölge huzurunun istikrarlı bir şekilde devam etmesini istiyorlarsa sert söylemlerden kaçınmalı, tehdit dilini bırakmalı, saldırı ve katliam planlarını asla akıllarından geçirmemelidir.
Dünyayı yakmaya çalışan İsrail’in ateşine mühimmat satarak benzin taşıyanlar affedilemezler ve iflah olmazlar. Çünkü; duâsı kabûl olunan manâsındaki Hüdâvendigâr ismiyle anılan Sûltân Murad, şehit edildiği 1389’dan beri Balkanlar’da hem soydaşlarımızı, hem dindaşlarımızı, hem de din-milliyet farkı gözetmeksizin herkesi serhatimizde hâlâ canlı ve diri olarak beklemektedir…
“Gömelim gel seni târihe desem, sığmazsın…”