• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI

16 Eylül 1961 Fatin Rüştü Zorlu’nun şehâdeti ve K.K.T.C.

16 Eylül 2023
A


Halit Kanak İletişim:

Yassıada’da kurulan tiyatro başarılı bir şekilde sona ermiş, bütün memleketin diken üstünde beklediği kararlar 15 Eylül 1961 tarihinde açıklanmıştı. Buna göre; tutuklu 15 kişi hakkında idam, 31 kişi içinde ömür boyu hapis cezası öngörülmüştü. Çıkan kararlar sadece, iktidara bir adım daha yaklaştıklarına inandıkları elit kesimi memnun etmişti. Bütün memleket gergin bir bekleyiş içerisindeydi.

Mahkeme heyeti ise başsavcı Egesel başta olmak üzere infazların bir an önce uygulanması için acele ediyordu. Bunun için; idam cezasına çarptırılan 15 kişiden Adnan Menderes hariç 14’ü ile müebbet hapis cezası alan 31 kişi elleri arkadan kelepçeli bir şekilde mahkemelerin yapıldığı Yassı Ada’dan alınarak, aynı gün akşam saatlerine doğru idam cezalarının gerçekleştirileceği İmralı Adası’na nakledildiler. 

Müebbet hapis cezası alanlar da infazlara bizzat şahit tutularak psikolojik çöküntü yaşasınlar isteniyordu. Darbeyi yapan subayların oluşturduğu Milli Birlik Komitesi aynı gün önlerine gelen kararları görüşmüş, kendilerinin atadığı özel yetkili Yassıada mahkeme heyetinin vermiş olduğu kararları yeni kararlarla değiştirmişti. Güyâ 15 idam cezasını çok bularak 3’ü hariç diğer cezaları müebbet hapis cezasına çevirdiler. 

Bir mahkeme heyeti gibi aldıkları yeni kararları Yassıada komutanı Tarık Güryay ile başsavcı Egesel’e bildirdiler. Sıra kararların uygulanmasına gelmişti. Kararlar uygulanmadan önce ada komutanı Tarık Güryay çoğu bakanlardan oluşan mahkûm hücrelerini tek tek gezerek yeni kararları duyurmuş, idam edilecek 14 kişiden 12’sinin cezaları müebbete çevrilmiş olduğundan hücrelerinde bile ellerini arkadan bağlayan kelepçelerini çözdürmüştü. 

Hücrelerine uğranılmayan sadece Fatin Rüştü Zorlu ile Hasan Polatkan’dı. Bu durum onlar için alınan idam kararının infaz edileceği anlamına geliyordu. Adnan Menderes ise henüz İmralı’ya getirilmemişti. 16 Eylül 1961 tarihinde saatler 03.00’ü gösterdiğinde önce Hasan Polatkan idam sehpasına alındı ve infaz edildi.

Sıra Fatin Rüştü Zorlu’ya gelmişti. Hücresinin kapısı açıldığında elleri arkadan kelepçeli olduğu halde ayak ayak üstüne oturur halde gelenleri karşıladı. Soğukkanlı olduğu her halinden belliydi. Beyaz gömleği üzerine giydirilirken çözülen elleri yeniden bağlanmak istendiğinde, ellerinin önden bağlanmasını rica etti. Başsavcı bunun kânûnen imkansız olduğunu söyledi. 

Son kez annesine mektup yazmak istediğini söyleyince kâğıt kalem getirildi. Savcı’nın “Ne yazacaksan söyle yazsınlar, sen imzalarsın” sözüne “Kendim yazarım” diyerek cevap verdi. “Çözün” komutu üzerine elleri çözüldü. Ardından, “Biraz acele olsun” diye tembih geldi. Ailesi için kaleme aldığı mektup, “Anneciğim, Emelciğim, Sevinciğim ve Ağabeyciğim” diye başlayarak şöyle devam etti.

“Şimdi Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna çıkıyorum. Benim için üzülmeyin. Sizlerin de sakin ve huzur içerisinde yaşamanız beni dâima müsterih edecektir. Bir ve beraber olun. Allah’ın takdiratı böyle imiş. Hizmet ettim ve şerefimi dâima muhafaza ettim.

Anne, siz sevdiklerimi muhafaza edin ve Allah’ın inâyetiyle onların huzurunu temin edin. Hepinizi Allah’a emânet eder, tekrar üzülmemenizi ve hayatta berdevam olarak beni huzur içerisinde bırakmanızı rica ederim.

Allah memleketi korusun.

Fatin Rüştü Zorlu.”

Mektup bitince tekrar elleri arkadan bağlandı. Başta ada komutanı olduğu halde infaz ekibiyle hazırlanan darağacının yanına gidildi. Burada getirilen hoca tarafından telkinde bulunuldu. Hocanın telaffuzda zorlandığı duâları aslına uygun olarak düzeltti. Sonra sehpaya çıkmak için harekete geçti. Ne sehpaya çıkarken, ne de sehpa üzerindeki sandalyeye çıkarken yardım istedi. Yanına yaklaşan kiralık celladın ilmiği boynuna geçirirken ellerinin titrediğini görünce, “Oğlum niye titriyorsun ilmik senin boynuna değil benim boynuma geçiyor” diye teskin etti.

Sonra cellada fırsat vermeden sandalyeyi tekmeledi. Boşlukta sallanması gerekirken boyunun uzun olması nedeniyle ayakları sehpanın üzerine değmişti. Herkes şaşkınlık içerisindeyken hemen cellada “Masayı çek masayı çek” diye arkadan telaşlı bir sesle emir geldi. Ve cellad gereğini yaptı, hızla masayı çekti. Boşlukta sallanan Zorlu, hayat emaresi kesilene kadar ipte asılı bırakıldı. Sonra aldığı işaret üzerine cesede yaklaşan doktor yaptığı kontrol sonrası tamam manasına başını sallayınca ipten alınarak taş zemin üzerine yatırıldı. Bir hayat daha bu dünyadan ayrılmıştı…

FATİN RÜŞTÜ ZORLU 

20 Nisan 1910 yılında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nin yanında bulunan Zorlu Konağı’nda dünyaya gelen Fatin Rüştü Zorlu'nun doğduğu ev çok odalı ve Harbiye Nazırlığı’nın hemen yanı başında, o dönemin önde gelen devlet erkânının yaşadığı bir çevrede bulunuyordu. 

Zorlu, Sûltân II. Abdülhamid’in en önde gelen yaverlerinden daha sonra paşa olarak görev yapan Akabe’yi Abdülhamid Hân’ın emriyle İngilizlere kaptırmayan İbrahim Rüştü Paşa'nın oğludur. Rüştü Paşa, 1906 yılında meydana gelen Akabe krizinde Osmanlı Devleti adına önemli bir rol üstlenmiş ve "Akabe Kahramanı" olarak tarihe geçmişti. 

Fatin Rüştü, baba tarafından Artvin'in Yusufeli ilçesine bağlı Esenkaya (Zor) köyündendir. Bu nedenle 1934 yılında Soyadı Kanunu çıkınca, ailesi Zor köyüne istinaden "Zorlu" soyadını almıştır. Anne Hatice Güzide hanım tarafından ise Kafkasyalıdır. 

Zorlu, Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra sırasıyla Paris Siyasi İlimler Mektebi ve Cenevre Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1932’de Siyaset Dairesi ikinci şûbesinde aday meslek memuru olarak göreve başladı. 1935’de siyaset dairesi genel müdürlüğünde, 1936’da hukuk müşavirliğinde görev aldı ve Montrö Boğazlar anlaşmasına katıldı Türkiye’yi başarıyla temsil etti. 1937 yılında ticaret ve iktisat dairesinde, 1938’de siyaset dairesinde şûbe şefi oldu. Aynı sene Bern Büyükelçiliği’ne Başkâtip olarak atandı. 1939’da Paris Büyükelçiliğinde Başkâtip, 1941’de Siyaset Planlama Dairesinde Müdür, 1942’de ikinci dünya savaşında Alman tehlikesine karşı Moskova’dan Kuybişef’e taşınan Büyükelçiliğimizde Başkatip (bizzat taşınma işine nezâret etmiştir), aynı yerde Ortaelçilik Müsteşarı, 1943’de Beyrut’ta Başkonsolos, 1946’da Ticaret ve İktisat Dairesinde Genel Müdür, 1951’de Devlet Bakanlığında Milletlerarası İktisadi İşbirliği Teşkilatında Genel Sekreter, 1952’de Kuzey Atlantik Paktı Paris Türkiye Daimi Temsilciliğinde Büyükelçi Daimi Temsilci olarak görev yaptı. 

13 Mayıs 1954 tarihinde Demokrat Parti’den Çanakkale Milletvekili seçildi. Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. 25 Kasım 1957 - 27 Mayıs 1960 tarihleri arasında dışişleri bakanı olarak üstün hizmetlere imza attı. Bunların en önemlisi 1974'te Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekâtı’nın hukûki dayanağını oluşturmuş olmasıydı…

ZORLU’NUN KIBRIS ZAFERİ

Ankara'dan yola çıkan yataklı tren Haydarpaşa Garı’na girdiğinde, hareketlenen protokol görevlileri yanında meraklı bir gazeteci topluluğu ile foto muhabirleri de vardı. Beklenen 1949 yılının Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak'tı. Sadak, Hasan Saka’nın Başbakan olmasıyla 10 Eylül 1947’de dışişleri bakanı olmuştu. Necmettin Sadak’ı basının merkezi İstanbul'da karşılamaya gelen gazeteciler ordusunun merakı Kıbrıs'a yoğunlaşmıştı.

Çünkü Kıbrıs'ın yönetimini isteyen Rumlar sık sık gösteri düzenliyor, İngiltere üzerinde baskı oluşturmaya çalışıyorlardı. İşte bu yüzden trenden inen Dışişleri Bakanının etrafı bir anda gazeteciler tarafından sarıldı. 

Beklenen cevabın sorusu şuydu; "Sayın Bakanım, Kıbrıs'ı Yunanlılar istiyor. Türkiye'nin de Kıbrıs üzerinde hakları vardır. Bu hususta ne düşünüyorsunuz?" El cevap, "Türkiye'nin Kıbrıs diye bir meselesi yoktur. Bu mesele tamamıyla İngiltere'ye aittir." 

Bunu duyan gazeteciler; “Fakat Sayın Bakanım soydaşlarımızın durumu ne olacak, onlar için bir şey yapmayacak mıyız?” diye sordularsa da, Sayın Bakan hiçbir şey duymamış gibi arabasına yöneldi, sonra da maiyetiyle birlikte çekip gitti. Şaşkınlık içerisinde kalan gazeteciler ise sessizce dağıldılar.

14 Mayıs 1950 genel seçimleri arefesinde yaşanan bu durum, millî refleks taşıyanlar arasında henüz yapılacak çok işlerin olduğu kanaatini de pekiştirmiş oldu. Genel seçimler sonunda tek başına iktidara gelen Demokrat Parti hükümetleri bu konuyu ele aldılar. Yapılan çalışmalar, ancak 1957 genel seçimlerinden sonra kurulan hükümette dışişleri bakanı olarak görev alan Fatin Rüştü Zorlu’nun cesaretle gece gündüz demeden gösterdiği gayretle neticelendirildi. 

Zorlu’nun bizzat yürüttüğü başarılı müzakerelerin ardından nihayet 1959'un 11 Şubat'ında Zürih'te, 19 Şubat'ında Londra'da garantörlük imza altına alındı. Türkiye artık Kıbrıs Türklerine garantör olmuştu. Yetmedi, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası Türkiye, İngiltere ve Yunanistan tarafından imza altına alındı. Kıbrıs'ta yaşayan Türk ve Rum temsilcileri de anlaşmalara imza koydular.

Bu anlaşmalarla yeniden şekillenen Kıbrıs'ta, Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı ve üç bakanla yönetimde söz sahibi olan Türkler rahat bir nefes aldılar.

Ancak anlaşmaların yürürlüğe girebilmesi için her ülke millet meclisinde bu kararları onaylanması esnasında konu TBMM’nin gündemine gelince maalesef mecliste ana muhalefeti temsil eden İsmet İnönü’nün Cumhuriyet Halk Partisi bu garantörlük anlaşmasına ret oyu verdi.

Ret oyu verenlerden birisi de  27 Ekim 1957'de CHP Ankara Milletvekili olarak TBMM'ye giren ve aynı zamanda 12 Ocak 1959'da İsmet İnönü'nün listesinden CHP Parti Meclisi'ne seçilen Bülent Ecevit’ti. Ancak anlaşma buna rağmen onaylanarak meclisten geçmişti.

Bu anlaşma sonrası Fatin Rüştü Zorlu’yu Kıbrıs’ı sattı diye suçlayan Bülent Ecevit, 15 yıl sonra Zorlu’nun alın teriyle ülkemize kazandırdığı (Bugün ki KKTC ‘yi ona borçluyuz) bu garantörlük anlaşmasının hukûki yapısına sığınarak yaptığı harekâtla  “Kıbrıs Fâtihi Karaoğlan” pâyesini alırken, suçladığı Fatin Rüştü Zorlu ise Kıbrıs Barış Harekâtından 13 yıl evvel idam sehpasında canını vererek bedel ödemiştir. Ruhu şâd, mekânı cennet olsun…

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Sadig Garayev

Allah rahmet eylesin Mekanı cennet olsun inşallah Fatih Rüştü Zorlu'ya Rabbimiz den rahmet diliyoruz

idam

16eylül2023cumartesi17.35te cnn türkte canlı yayında milliyet gazetesi umumi genel yayın yöneticisi özay şendir bilmediğinden yanlış malumat verdi.yanlışların en tehlikelisi mevhibe inönünün isteği üzerine inönünün gürsele idamların iptal edilmesi için müracaat ettiği ama geç kaldığıydı*gürsel ölüm döşeğinden ailesine mektup yazdı.ailesi menderes düşmanı olduğu için mektubu sakladı2012-2015tarihleri arasında1tarihte yanlışlıkla mektup ifşa oldu.erzurumlu dadaş gürsel mealen şunları yazıyor:şehitlerin aziz ruhları önünde saygıyla eğiliyorum.hiç1suçları yoktu.biz kesinlikle idam düşünmüyorduk.inönü gerek adam(chpli milletvekili olabilir)göndererek gerekse pusula yollayarak devamlı bizi sıkıştırıyor bütün dp milletvekillerinin idamını istiyordu*darbenin başında fiilen inönü olsaydı köprülüzade mehmet fuat hariç her kesi idam edecekti*benzer1yanlışı eski erkân-ı harbiye-i umûmiye reisi(genelkurmay başkanı)başbuğda yapmıştı
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23