Lozan kimin tapusu, bugün neyin bedelini ödüyoruz?
Lozan kimin tapusu, bugün neyin bedelini ödüyoruz?
ERTUĞRUL AKAR
Bugün Suriye haritasına baktığınızda gördüğünüz şey bir devlet değil; parçalanmış bir coğrafya, paylaşılmış bir nüfuz alanı ve iradesi ipotek altına alınmış bir millettir. Bu tablonun köklerini yalnızca 2011 sonrası iç savaşa bağlamak tarih bilmezlik olur. Suriye’deki bugünkü kaosun ana rahmi, 1923 Lozan düzenidir. Evet, açık konuşmak gerekir: Lozan yalnızca Türkiye’nin sınırlarını çizmemiş, aynı zamanda Ortadoğu’nun istikrarsızlığını da mühürlemiştir.
Lozan Antlaşması’nın özellikle sınır hükümlerini düzenleyen maddeleri ve Türkiye’nin güney hattını netleştiren bölümleri, bölgenin doğal jeopolitiğini parçalayan bir cetvel operasyonudur. Antlaşmada Türkiye’nin Suriye ile sınırının belirlenmesi, o dönemin manda güçlerinin çıkarlarına göre şekillenmiş; tarihsel bağlar, ticaret yolları ve sosyolojik bütünlük göz ardı edilmiştir. Bu sadece bir sınır çizimi değil, bir etki alanı amputasyonudur.
Lozan’ın 3. Maddesi ile Türkiye’nin güney sınırlarının kabulü, Halep-Musul hattında tarihsel nüfuzun fiilen sona erdirilmesi anlamına gelmiştir. Bu madde teknik bir sınır düzenlemesi gibi görünse de gerçekte Anadolu’nun Ortadoğu ile damarını kesen bir hüküm olmuştur. Sınır güvenliği sağlanmıştır belki; fakat stratejik derinlik kaybedilmiştir. Bu kayıp, bugün Türkiye’nin güneyinde sürekli kriz üreten bir kuşak olarak geri dönmüştür.
Lozan’ın manda yönetimlerine fiilen zemin hazırlayan uluslararası kabulleri, Suriye’nin kendi kaderini tayin edebilecek bir siyasi yapı kurmasının önüne set çekmiştir. Fransa’nın Suriye üzerindeki manda hâkimiyeti, yerel siyasi kültürün gelişmesini değil, dış güce bağımlı bir devlet refleksi üretmiştir. Yani Suriye daha doğarken bağımsız bir karakter kazanamamış; başkalarının kaleminden yazılmış bir devlet kimliğiyle yola çıkmıştır.
Bugün Suriye’de merkezi otoritenin zayıf olması, etnik ve mezhepsel fay hatlarının sürekli kaşınması, yabancı askeri varlığın kalıcı hâle gelmesi tesadüf değildir. Lozan sonrası kurulan düzen, bölgeyi güçlü devletler yerine kırılgan yönetimler üretmeye mahkûm etmiştir. Çünkü masa başında çizilen sınırlar, sahada yaşayan halkların kimliğini değil, dönemin emperyal çıkarlarını esas almıştır.
Fırat’ın doğusundaki fiili yapılar, kuzeyde oluşan yarı özerk alanlar, Rusya-ABD rekabeti ve İran etkisi… Bunların hiçbiri boşlukta doğmamıştır. Lozan’ın sınır ve statü hükümleriyle oluşturulan kırılgan jeopolitik zemin, bugün Suriye’yi herkesin müdahale edebildiği ama kimsenin toparlayamadığı bir ülkeye dönüştürmüştür. Devlet var ama egemenlik yoktur; bayrak var ama otorite yoktur.
Lozan Türkiye açısından bir devletin uluslararası tescili olabilir; ancak bölgesel sonuçları itibarıyla özellikle Suriye cephesinde uzun vadeli bir istikrarsızlık zincirinin ilk halkasıdır. Güneyde kurulan bu kırılgan düzen, Türkiye’nin de güvenliğini sürekli tehdit eden bir jeopolitik bataklık üretmiştir. Yani mesele yalnızca Suriye’nin çöküşü değil, Lozan’da kurulan dengenin yüzyıl sonra bölgeyi taşıyamamasıdır.
Sonuç olarak Suriye’de bugün yaşanan tablo bir iç savaşın değil, yüzyıl önce atılmış imzalarıngecikmiş yankısıdır. Lozan maddeleri bir dönemi kapatmış olabilir; fakat Ortadoğu’da açtığı fay hattı hâlâ hareket halindedir. Tarih bazen anlaşmaları zafer diye yazar, fakat sahadaki sonuçları nesiller boyu süren kırılmalar üretir. Suriye meselesi işte bu kırılmanın yaşayan kanıtıdır.