Kılıçdaroğlu’nun özür beyanı
Kılıçdaroğlu’nun özür beyanı
MEHMET KOÇAK
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu dinlerken doğrusu şaşırdım.
Çünkü, 15 Temmuz FETÖ darbe girişimini uzun süre “kontrollü darbe” olarak nitelendiren Kılıçdaroğlu’nun bugün gelinen noktada, CHP içerisinde FETÖ bağlantılı olduğu ileri sürülen kişi ve yapıların varlığını geç fark ettiklerini ifade ederek partililerden özür diliyor.
Yıllar sonra da olsa Kılıçdaroğlu da anlamış oldu ki, FETÖ varmış ve 15 Temmuz ‘kontrollü darbe’ değil, bir ihanetmiş.
Ayrıca, ağır darbeler alan FETÖ’nün bitmediği, yönlendirebildiği gizli piyonları ve yeterli maddi imkanlara hâlâ sahip olduğu CHP’li siyasiler tarafından da anlaşılmış oldu.
Demek ki, siyasette liderlik sadece olaylara tepki vermek değil, aynı zamanda gelişmeleri doğru analiz ederek, zamanında ve isabetli kararlar alabilmektir.
Kılıçdaroğlu’nun ise strateji belirleme kabiliyetinden yoksun, siyasi öngörü kapasitesi bakımından ise ne derece yetersiz olduğu görülmektedir.
Destekçileri özür beyanını bir özeleştiri ve samimiyet göstergesi olarak değerlendirseler de yaşananların siyasi bir öngörüsüzlük olduğu açıktır.
Sonuç olarak, siyasette özür dilemek ve hataları kabul etmek önemli ve erdemli bir itiraftır.
Ancak, devletin bekası söz konusu olduğunda, siyasi aktörlerden olayları yıllar sonra değil, zamanında ve doğru şekilde değerlendirmesi bir anlam ifade eder.
*
Erdoğan’dan da özür dilemeli…
15 Temmuz ve sonrasında yaşananlar Türkiye’nin yakın siyasi tarihinin en önemli kırılma noktalarından biridir. Bu döneme ilişkin yapılan değerlendirmeler ve özeleştiriler, toplumsal hafıza ve siyasi sorumluluk açısından önem taşımaya devam etmektedir.
Bu nedenle, Kılıçdaroğlu bugün yanlışını itiraf ederek sadece CHP’lilerden dilemesi yeterli değildir. Eğer vaatlerinde samimi ise 15 Temmuz 2016 gecesinde canı pahasına darbe girişimine karşı çıkarak demokratik düzeni savunan Türk milletinden, ayrıca o dönemde ağır eleştirilerle hedef aldığı Başkan Sayın R. Tayyip Erdoğan’dan da özür dilemelidir.
Yine, geçmişte tarafsızlığı ve meşruiyetini eleştirip suçladığı yargı mensuplarının CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verilen yargı kararıyla yeniden CHP genel başkanlık makamına dönme şansını elde eden Kılıçdaroğlu, suçlayıp karaladığı o yargı mensuplarından da özür dilemeli.
Bu aynı zamanda siyasi ahlakın ve yanlışlardan arınmanın ayrıca bir gereğidir.
Diğer bir gerçek ise şudur:
Eğer, Kılıçdaroğlu 15 Temmuz akşamı MHP lideri Sayın Bahçeli gibi milli bir refleksle FETÖ ihanetine karşı açık ve net bir tavır alabilmiş olsaydı en yakınları tarafından arkasından hançerlenmez, yol arkadaşları tarafından ‘Hain Kemal’ ilan edilmezdi.
Başkan Sayın Erdoğan ve MHP lideri Sayın Bahçeli tarafından defalarca uyarıldığı halde, FETÖ ihanetine karşı tavır almayan Kılıçdaroğlu, şimdi ajan, rüşvetçi ve dış mihrakların işbirlikçisi olarak suçladığı o kişiler kadar kendisi de suçludur.
Zira, FETÖ ajanlarına, dış güçlerin işbirlikçileri ile rüşvet çetelerine CHP’nin kapılarını aralayan o olmuştu. Kendisini kaset kumpasıyla genel başkanlığa taşıyan o gücün emriyle mi yaptı bilmem; ancak onları en yetkili mevkilere ulaştıran yolları açan da kendisi olmuştu.
Ne demişler:
“Tencere dibin kara seninki benden kara”…