Modern tılsım, tükenirken tükenmek (1)
Modern tılsım, tükenirken tükenmek (1)
YAŞAR DEĞİRMENCİ
Satın al, kullan ve terk et! Modernizm çöp ve çöplükten ibaret!
Tüketim kültürünün hâkim olduğu dönemdeyiz. İhtiyaçlarımızın karşılanmasında neye ihtiyacımız olduğunu biz belirlemiyoruz. Reklamlar, çevre, özenti, vs. Bunları düşünürken yazımın başlığına koyduğum: Satın al, kullan ve terk et! Modernizm çöp ve çöplükten ibaret!
Cümleleri yazarken Celalettin Vatandaş hocamızın, “Modern Tılsım, Tükenirken Tükenmek” kitabının ilhamıyla yazdıklarımı, aldığım notları sizlerle paylaşmak istiyorum.
Arzuların insanların içlerinden gelmesi, artık ender bir hadise hâlini aldı. İstekler artık dışarıdan uyarılıyor, dışarıdan besleniyor. Zengin birisi bile, reklamcıların önüne sürdükleri bir yığın şeyi görünce kendisini fakir hissediyor. Mevcut ekonomik sistemimiz maksimum üretim ve maksimum tüketime dayalıdır. Geçmişimizin/mâzimizin ekonomi anlayışı maksimum tasarrufa yönelikti. Dedelerimiz ve ninelerimiz güçlerinin yetmediği bir şeyi satın almayı bir ayıp, bir kusur sayarlardı. Ama günümüzde bunu yapmak bir meziyet oldu. Yapay (lüks) ihtiyaçları olmayan, kredi kartı ile alışveriş yapmayan, sadece gerçek ihtiyaçlarına göre harcamada bulunan bir kişi; tuhaf bir tip olarak görülmeye, nitelenmeye başlandı. Sınırsız tüketim; kendisini bu yeni duruma, değişime ve dönüşüme dönüştüren insan artık tüketimin malzemesi hâline getirilmiş, aldıklarını da “kullan at!” ilkesiyle (!) tükettirilmiştir. İnsan da hep “kullanan atan, hep tüketen ve kapitalizmin tüketicisi” olmuştur. İnsanı insan yapan ahlak ve fıtratının dışına çekilmiş hep istekleri için yaşayan “köleleştirilmiş bir varlığa dönüştürülmüştür. Yeni bir insan tipi üretilmiştir. Artık modern insanın cenneti, her şeyin bulunduğu, kredi kartlarını kullanabileceği ve hatta sadece her istediğini değil, komşusundan biraz daha fazlasını alabileceği bir yer olarak gördürülmüştür. Bu, toplumsal sendromun bir parçasıdır. Artık insanın kendisine verdiği değer, sahip olduğu şeylerle doğru orantılıdır; en büyük olmak istiyorsa en fazlasına sahip olması gerekmektedir.
Artık insanlık var olduğunu anlamak ve bu anlam üzerinden zihniyetini, hayat tarzını, varlık-evren-tanrı-insan ilişkilerini anlamak, anlamlandırmak ve biçimlendirmek için, sözlü olarak pek ifade edilmese bile anlayış ve uygulamada tüketmeyi ilkeleştirmiş bulunuyor.
İnsan, elbette ki tüketen bir varlıktır; bu hep böyleydi. Zira fizyolojik açıdan var olabilmesi, hayatta kalabilmesi, fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamasına bağlıdır. Mevcudiyet/var olmak ihtiyaçlar oluşturuyor ve her ihtiyaç tüketmeyi gerektiriyor; yemek, içmek, giyinmek, barınmak gibi. İnsanlığın ihtiyaç listesi hiçbir zaman sabit olmadı. Hem içinde bulunulan zamanın ve toplumun tüm insanları hem de tarih boyunca var olmuş tüm insanlar için aynı ve tek bir ihtiyaç listesi hiçbir zaman olmadı. Çünkü her kültürde ve zamanda bireylerin tüketim ihtiyaçları bir başkasının ihtiyaç hissettikleriyle aynı olmayabildi. Kişinin yaşadığı coğrafya veya iklim, mensubu olduğu kültür, ihtiyaçlar listesini hep değiştirdi. Üstelik kişinin yaşı, cinsiyeti, sosyoekonomik statüsü tüketim davranışlarını ve ihtiyaç algısını etkileyebiliyor. Tüm bunlara rağmen ve bunların üzerinde insanlık için ortak olan şey “var olmak için tüketmek” ilkesiydi, “tüketmek için var olmak” hiçbir zaman genel bir ilke hâline gelmedi. Bu sebepledir ki, istisna da olsa bazıları tarafından “tüketmek” var olmanın bir gereği olmaktan çıkarılıp varlığın ilkesi hâline dönüştürülürse, bu bir “sapma” olarak görüldü ve değerlendirildi. İnsanlar için “ihtiyaç” ve “tüketmek”, öncelikle hayatta kalmakla veya hayatı kolaylaştırıcı şeyleri elde etmekle ilgiliydi. Bireysel farklılıklardan kaynaklanan değişmelere rağmen ihtiyaçların toplumlarca kabul bulmuş genel de olsa bir listesi ve sınırı vardı. “İhtiyaç” faktörü hemen her zaman nesnel bir temele dayandığı için, karşılanması durumunda biter. Bireysel faktörlerin etkisiyle tamamen bitmese bile büyük oranda biter, bitmeyenler ise eleştiri konusu olurdu. Genel kabul görmüş israf, savurganlık, tasarruf, tutumlu olmak gibi ölçü ve değerlendirmeler ise tüketimin normal ve normal olmayan sınırını belirlemede referans olup, olması ve olmaması gerekenleri belirlerdi.
Modern toplum hâline getirilince, modernizm de gâye, “araçlar amaç” olunca “ihtiyaçlar” yapay bir şekilde tüketicinin/bireyin dışında oluşturulmaya başlandı. “İhtiyaçlar” hem yapay hem de sınırsız hâle getirildi. Her yeni günde ilave olanlarla birlikte sonsuz denebilecek bir ihtiyaç listesi oluşturuldu. Fakat bu da bir yerde bitmedi; liste artan bir hızla uzamaya devam etti ve ediyor. Bugünün listesi dünün listesinden çok uzun olduğu gibi, yarının listesinin bugünkünden de uzun olacağı kesin görünüyor. Bunu yapan ve yaygınlaştıran ise hümanist, rasyonalist, seküler, liberal, hazcı, bireyci, materyalist, kapitalist modern zihniyetin bizzat kendisi. Her şeyi ticari bir nesneye dönüştürme kabiliyetine sahip kapitalist sistem sürecin yürütülmesi görevini üstlenmiş durumda. Her türlü dinî ve ahlaki ilkeden bağımsız, dolayısıyla kontrolsüz ve sınırsız bir kâr güdüsü ile hareket eden kapitalist zihniyet ve bu zihniyetin bir şekilde inşa ettiği sistem; varlığını sürdürebilmek ve daha da güçlü olabilmek için mevcut ihtiyaçları sürekli kamçılamasına ilaveten, her gün yeni ihtiyaçlar oluşturuyor. Çünkü varlığı ve gücün ahlakının yerleştirilmesi; sonu gelmez sürecin her gün yenilenen pazarında insanlığın her açıdan müşteri olmasına ve müşteri kalmasına bağlı. Ekonominin temeli de Siyonizm ve Kapitalizmin kurduğu sistem bunu sağlamakta. Hiç zorlanmadı ve zorlanmıyor. İnsanları etkileme ve yönlendirme açısından hayli etkileyici yol ve yöntemler buluyor. Yenilerini bulmayla da hep meşgul. Dini/ilahi sınırları olmadığı için kendini hiçbir şeyle sınırlamaması kendisine büyük imkânlar sunuyor. Sadece kâr elde etme isteğinden kaynaklanıyor. Bu sayede farklı alternatifler deneyerek süreci her zaman kontrolünde tutuyor. (Devam edeceğim İnşallah…)