Oğlum bak git
İnternette tıklanma rekoru kıran “oğlum bak git” videosunu hepiniz hatırlarsınız. İnsanın bazen sabrının zorlandığı, darlandığı, çaresizlik içinde kıvrandığı ruh halleri olabiliyor. Bazen resti çekip oğlum bak git diyesi geliyor insanın.
Ülke gündemini takipte bazen aynı ruh haline büründüğüm zamanlar olmuyor değil. Yaşadığımız şu anki süreçte insanın sinir katsayılarını arttıran, çaresizlik girdabında debelendiren gelişmelerle aynı rest insanın dudaklarından dökülüyor, oğlum bak git…
2015 seçimlerinin ayak sesleri duyulmaya başlayınca Ankara’da Yahudi oyunları vizyona çıktı, yargı cephesi de yine sahne almaya başladı.
İçine muhalefet ruhu kaçmış yaratıklar sandık dışı siyaset yöntem ve araçlarını yine sahneye koymaya başladılar.
Anayasa Mahkemesi “yeni ana muhalefet partisi” gibi, Haşim Kılıç da parti başkanı gibi tavır takınıp, siyaseti dizaynı ve iktidara karşı, “sandık dışı” yöntemlerle, darbe senaryoları yazar oldular.
AYM yine amacı aleni olan, siyasal sonuç almaya dönük zaman ayarlı “yargısal mühendislik” uygulamasıyla bir türbülansın içine sokulmaya çalışılıp, kurumsal kimliği çevrim dışı bırakılıyor.
Tam da seçim sath-ı mailine girilen süreçte yani artık yasal düzenleme yapılmasına imkân bulunmadığı bir zaman dilimine denk gelecek şekilde bu gündemler özellikle oluşturuluyor.
AYM’nin “yasa yapıcı” tek merci olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin iradesini tanımaz bir aktivizm içine gireceği, görevi anayasaya uygunluk denetimi yapmak olduğu halde Anayasa maddesi iptal etmeye yelteneceği gün gibi aşikâr.
Seçimle deviremedikleri, meşru zeminde mücadele edemedikleri Türkiye Cumhuriyeti hükümetini, içlerinde “kin kuleleri” besledikleri Tayyip Erdoğan’ı devirmek için şeytani olan her yolu deniyorlar.
Emekliliğin eşiğindeki AYM Başkanı Kılıç kuşandığı yetkilerle giderayak iktidarla hesaplaşmak için bütün yetkilerini seferber edip, öç almak için ellerini ovuşturuyor.
AK Parti’nin kaybetmesi umuduyla çıkılan yolda, 17 Aralık sonrası paralel yapının içine düştüğü hali bu sefer “destekçi aktörlerin” tecrübe edeceklerini söylemek için ise kâhin olmak gerekmiyor.
Dün siyaset mühendisliğine direnen, bugün siyaset mühendislikleri peşinde koşup, anayasal darbelerin mimarlığına soyunan Haşim Kılıç’a oğlum bak git demek gerekmiyor mu?
Seçim kanununda değişiklik yapmak, ancak meclisin yetki alanına giren bir konu iken, Anayasa Mahkemesi, yeniden anayasayı ayağının altına alarak bu değişikliği yapmayı düşünüyorsa bunu acınacak bir çaresizliğin ifadesi olarak görüp oğlum bak git demek gerekmiyor mu?
Bir “hamakat markası” olan Kemal Kılıçdaroğlu siyaset adamı olmaktan çok bir sokak adamı olduğu gerçeğini söylemleriyle yeniden tescilledi.
Kılıçdaroğlu, yeni yapılan Cumhurbaşkanlığı Sarayı üzerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret içeren “zihinsel engelli”, “akılsız” gibi ifadeler kullandı.
Girdiği her seçimde rey oranını artırarak iktidarını süsleyen, en sonunda da cumhurun reisi olan bir lider mi zihinsel engellidir, yoksa her defasında halktan yediği tokatla ne söylediğini bilmez hale gelen bu bunak mı?
Aylarca “hayır” kampanyası yapıp sonra Anayasa referandumunda oy kullanmayı başaramayan, İzmirlileri Haliç’te yüzdüren, çocukluğunda Lefter’in kaleciliğinden etkilenip Fenerbahçeli olan ma’tuh mu akılsızdır, yoksa ülkedeki her iki kişiden birinin reyini alan Erdoğan mı?
Kılıçdaroğlu memleketi Tunceli’de “Biz Sayın Başbakan gibi, söz verip sözünün arkasında duran bir insan değiliz” sözleriyle hakkı haykırırken aslında kimin engelli olduğunu da istemeden belli ediyor, dillendiriyordu.
Bütün bunlardan sonra beynindeki irini ağzına boşaltan usta hamakata oğlum bak git demek gerekmiyor mu?
TBMM bir zirzopun saçmalıklarıyla çalkalanıyor. CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu’ya çirkin ifadeler kullanarak zıvanadan çıkıp, seviyesini ortaya koymuş. Kuzu’ya “kafan çalışmıyor, beynin çalışmıyor, seni kim profesör yaptı” çıkışlarıyla kendi görüntüsünü aynada görmüşçesine beynindeki kusuntuyu boşaltmış Genç.
Mensubu olduğu çatıya yakışmayan bir ruh hali taşıyan, kırdığı kırkı geçen Genç’in karşısına geçip oğlum bak git demek gerekmiyor mu?
Edepsizliği yaşam tarzı haline getiren, utanmazlığıyla, hayâsızca sarf ettiği cümlelerle ününe ün katan, kendisinden yaşça çok küçük kızlarla girdiği ilişkilerle gündemi işgal eden Mehmet Ali Erbil kızının yarı çıplak fotoğrafını instagram hesabından takipçileriyle paylaşmış. Ahlaksızlığını ahmaklara yem olarak kullanan sanatçı müsveddesine takipçilerinin hakaretleri yağınca Mal-i kızının pazarlamasını ertelemiş.
Çocuğu yaşındaki kızlarla gününü gün eden bir “deyyus”a oğlum bak git demek gerekmiyor mu?
Beşiktaş’ın golcüsü Demba Ba çıktığı her maçta golünü atıp sevincini şükür secdesiyle süslüyor.
Seyircilerin “Demba Ba bizi camiye götür, ya Allah Bismillah Allah-u Ekber” tezahüratları arasında lisan-ı hal ile tebliğini yapan Demba Ba’nın secdesi ve tribünlerin küfürsüz tezahüratları bazı “çakallara” batmış. Attığı golden sonra köpekleşen ya da inancı gereği istavroz çıkaranlara hayranlıkla bakıp özgüler dizen medya tellalları Demba Ba’nın secdesini alaya alıp “kıbleyi öğrenmiş mi acaba” iğnelemesiyle dalga geçtiklerini sanıyorlar.
Müslüman bir gencin başarı sırrının inancından geldiğini bilmeyecek kadar cahil olan bu medya maymunlarına oğlum bak git demek gerekmiyor mu?


