• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ayhan Demir
Ayhan Demir
TÜM YAZILARI

Türk’ün ‘atanmış müftü’ imtihanı

24 Haziran 2026
A


Ayhan Demir İletişim: [email protected]

Türk’ün ‘atanmış müftü’ imtihanı

AYHAN DEMİR

Batı Trakya Türk Azınlığının tüm hakları, İstanbul Antlaşması, Atina Antlaşması, Sevr Anlaşması (Yunan Sevr’i) ve Lozan Antlaşması ile güvence altına alınmıştır. Avrupa Birliği ile İnsan Hakları Sözleşmesi hükümleri de bunlara eklenebilir.

Yunanistan, en azından kâğıt üzerinde, taraf olduğu uluslararası anlaşma ve sözleşmelerde yer alan her türlü hak ve özgürlüğü sağlamayı vaat ediyor. Fakat söz konusu Batı Trakya Türk Azınlığının sosyal, kültürel ve politik hakları olunca, Atina yönetimi, tüm hak ve özgürlük vaatlerini rafa kaldırıyor.

Tüm dünyaya, her daim, ‘demokrasinin beşiği’ olduğunu söyleyen Atina yönetimi, Batı Trakya Türk Azınlığı tarafından seçilmiş olan müftülere karşı kendi atadığı müftüleri dayatarak, dini hayata yönelik baskı uyguluyor. Bir yanda, hukuki ve yargısal yetkilerini kullanamayan; yalnızca dini lider olarak görev yapabilen, cemaat tarafından seçilmiş müftüler var. Diğer tarafta ise devlet memuru statüsünde olan Atina yönetimi tarafından atanmış müftüler.

1913 tarihli Atina Anlaşması ve 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması ile Batı Trakya Türkleri, din alanında özerk kılındı. Bu doğrultuda, Yunan iç hukukunda yasa da çıkarıldı. 1985 yılına kadar müftüler, Batı Trakya Türk Azınlık cemaati tarafından belirleniyordu. Bu hak, fiilen ortadan kaldırıldı. Fakat Lozan’da müftülerin seçimi hakkında bir hüküm bulunmadığını söylemek; hukuk devleti temelinde, “herkes için eşitlik” ilkesiyle bağdaşmıyor. Yunan makamlarının, müftülük meselesindeki tutum ve açıklamaları uluslararası hukuku hiçe saymaktadır. 


Atina yönetiminin Dimetoka, Gümülcine ve İskeçe’de Batı Trakya Türk Azınlığı tarafından seçilmiş olan müftülere karşı atanmış müftü dayatması, anlaşmalar ile garanti altına alınan dini hakların ve dolayısıyla insan haklarının ihlalidir. Bunun en sıcak örneği, İskeçe kentinde, Yunan devleti tarafından atanan müftülerin Çınar Camii›ne girişini engelledikleri gerekçesiyle yargılanan dört Batı Trakya Türküne17’şer ay hapis cezası verilmesiyle yaşandı. 


Bu mahkemede yargılanan ve cezalandırılan her ne kadar dört kişi gibi görünse de aslında tüm Batı Trakya Türk Azınlığıdır. Her ne kadar mahkeme cezaları ertelemiş ve para cezasına çevrilmesine hükmetmişse de bu verilen karar, tüm Batı Trakya Türk Azınlığına karşı bir gözdağıdır. Ancak Batı Trakya Türkleri, mahkemenin yargılama aşamasında ve karar açıklandıktan sonra sergiledikleri birlik ve beraberlik ve sağduyulu davranışları ile Atina yönetimine gereken cevabı vermiştir. 

Mahkeme sürecinde ve karar açıklandıktan sonra yaşananlar şu gerçeği dosta düşmana bir kez daha hatırlattı: Yunan makamlarının verdiği veya vereceği hiçbir ceza, Batı Trakya Türk Azınlığına geri adım attıramayacaktır. Atina yönetiminin baskı politikaları, hakikatin üstünü örtmeye yetmez. Batı Trakya Türk Azınlığı, dün olduğu gibi bugün ve yarın da var olmaya devam edecektir inşallah.


Hukuk devleti olduğunu iddia eden ve hukukun önünde eşitlik ve dini özgürlükleri herkes için güvence altına aldığını iddia eden Yunanistan’a hatırlatmak isteriz: Yunan anayasasında hâkim din Ortodoks Hristiyanlık olmasına rağmen, kilisenin din adamları, devlet tarafından belirlenmiyor. Aynı şekilde diğer dinlere mensup olanlar da özerktir, özerk olmalıdır. Ne var ki Yunan devleti, yalnızca Trakya Türk Azınlığına müftü atama yoluna gidiyor. 

Son çıkan yasa ile müftülükler kamu dairesi ve atanmış müftüler ise kamu genel müdürü seviyesinde memurlar olarak tanımlandı. Böylelikle Atina yönetimi, 1990 yılından beri, göstermelik bir seçim adı altında, fiilen müftü ataması yapıyor. Batı Trakya Türklerinin dini özerkliğini engelliyor, ihlal ediyor.


Müftülük makamı, Batı Trakya Türk Azınlığının kimlik ve birliğinin kilit taşıdır. Bu makama yönelik her türlü müdahale, Türk Azınlığın iradesine ve toplumsal huzura zarar vermektedir. 

Ankara, Atina yönetiminin hak ettiğini değil, kendisine yakışanı yapıyor. Bu yaklaşım, elbette, sabrımızın sınırsız olduğu anlamına gelmiyor. Bizi (Türkiye’yi), daha fazla kendi (Yunanistan’ın) seviyelerine inmeye zorlamasalar, çok iyi olur. Yunanistan kendine gelip, Türkiye’nin seviyesine çıkmalıdır. Demem o ki, Batı Trakya Türk Azınlığının kimliğini reddetmekten vazgeçip, inançlarını özgürce yaşamalarına müsaade etmeliler. Aklıselimin gereği budur.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23