--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Şehit Said Halim Paşa için...

Ayhan Demir
Ayhan Demir
3

 

İslâmcı fikir ve devlet adamlarımızdan Said Halim Paşa’nın hayatıyla ilgili uzun uzadıya ansiklopedik bilgiler verecek değilim. Ancak bazı hususları mutlaka dile getirmeliyim.

Her şeyden önce: Said Halim Paşa, İslam ümmetinin en büyük fikir adamlarından birisidir. En büyük vasfı, “düşünen kafa” olmasıdır.

Tahsil için Avrupa’ya gidip, ülkesine döndükten sonra, dine ve dindarlara mesafeli durmayan nadir şahsiyetlerdendir. Haziran 1913 ile Şubat 1917 yılları arasında sadrazamlık yapmış, Edirne’nin geri alınmasında kararlı bir tutum sergilemiştir. 

Yurt dışına gitmesi tavsiye edilmiş, fakat o bunu reddetmiştir. Hatta kendisini ‘muhakeme’ etmeleri için bir komisyon kurulması önerisinde bulunmuştur. 

İngilizlerin İstanbul’u işgali ile birlikte tutuklanır. Önce Mondros’a, sonra da Malta’ya götürülür. Mayıs 1919’da başlayan esaret, Nisan 1921’de sona erer. 

Said Halim Paşa, İstanbul’a dönmek ister. Gayesi, Anadolu’ya geçip Millî Mücadele’ye katılmaktır.  Fakat kendisine müsaade edilmez. Roma’ya yerleşmek zorunda kalır. 6 Aralık’ta, bu şehirde, şehit edildiğinde, elli yedi yaşındaydı. 

Bir Ermeni komitacı tarafından gerçekleştirilen bu suikastta, birçok tarihçiye göre, İngilizlerin parmağı vardır. Bu düşüncenin arkasında, İngilizlerin ve yandaşlarının, Said Halim Paşa’yı, İttihatçılarla birlikte İslamcı aydınları ve din adamlarını etrafına toplayabileceği endişesiyle, kendileri için büyük bir tehlike olarak görmüş olmaları düşüncesi yer almaktadır.

Said Halim Paşa’yı Enver, Cemal ve Talat üçlüsünden ayıran en önemli özellik, onun bir münevver oluşudur. Eserler vermesidir. Kendisinin sekiz kitabı bulunmaktadır: Meşrutiyet, Taklitçiliğimiz, Fikir Buhranımız, Cemiyet Buhranımız, Taassup, İslam Dünyası Neden Geri Kaldı?, İslamlaşmak ve İslam Devletinin Siyasi Yapısı. 

Onun kaleme aldığı eserler, hâlâ güncelliğini ve kıymetini koruyan, başvuru kaynaklarıdır. Daha o yıllarda, günümüzde yaşanan birçok sorunun, sıkıntının haberini vermiş, ikazlarda bulunmuştur.

Tüm eserlerine, burada, yer verme imkânımız yok. Fakat Buhranlarımız isimli eserini biraz aralayalım. 1918 karanlığında kaleme aldığı bazı cümleleri yazımıza taşıyalım.

Buradan başlayalım: “Batı milletleri, cehennemî harp âlet ve cihazlarıyla, kendilerine karşı durmaktan âciz kalan İslâm memleketlerini istilâ ettiler. Bununla beraber, insaf ve uzak görüşlülükten iyice mahrum olduklarını ispat eden bu istilâcılar, Müslümanlara reva gördükleri zulüm ve gaddarca muamelelerle, günün birinde meydana çıkacak olan tepkiyi de çabuklaştırmaktan geri kalmıyorlardı. Bu tepki elbette vuku bulacaktır.” (İz Yayıncılık, Sayfa 165)

İstilâcılar ifadesinin yanına işbirlikçileri ekleyelim. Üstüne bir asır daha koyalım. Bu haliyle, İslâm topraklarında kurulan ve yıkıcı sonuçlara sebep olan, bazı örgütler gözümüzün önüne geliyor.

Devam edelim. 

Said Halim Paşa, yankısı ve kesinliği hâlâ devam eden, önemli uyarılarda bulunuyor: “Her millet, ancak kendi millî esasları sayesinde mutluluğa ulaşır. Kendi düstur ve ananelerini bir yana atarak, komşularının esaslarını ve ananelerini kabul etmek hiç birinin hayalinden geçmez.” (Sayfa 166)

Aydınlar için söyledikleri, maalesef, bugün de geçerliliğini koruyor: “Görülüyor ki, İslâm âleminin her tarafında halk ile aydın tabaka arasında doldurulması imkânsız büyük bir uçurum vardır. Halktan beklediği takdir ve itaati göremeyen aydın tabaka, vatandaşlarına karşı, onları hor gören bir çehre takınarak, kendini teselliye çalışmaktadır. En acil ihtiyaç, halk ile aydın tabaka arasında bulunması zaruri olan ‘gâye birliği’nin kurulmasıdır.” (Sayfa 168-169)

Bizi kurtaracak şeyi şöyle ifade etmiştir: “Tek kurtuluş İslâmiyet’tedir. Bu imanımızdan dolayı, Müslümanların tekâmülünün, İslâm düstur ve esasları dışında mümkün olabileceğini kabul edemeyiz.” (Sayfa 179)

Hemen ardından kim olduğumuzu ve vazifelerimizi hatırlatmıştır: “İslâm âlemi büyük bir ailedir. Onu meydana getiren milletler, bu soylu ailenin çeşitli şubelerini teşkil ederler. Bu şubelerin iki türlü vazifesi vardır. Biri, her şubenin kendine karşı olan özel vazifeleri, diğeri de başka şubelere karşı olan vazifeleridir.” (Sayfa 181)

Aslında, söylediği şu dur: “Bana ne Amerika’dan” diyebiliriz, ama “Bana ne Suriye’den” diyemeyiz.

Paşa, Batı taklitçiliğini de eleştirmiştir: “Selâmeti, daha önce buldukları tarafta, yani İslâm’ın ahlâk, yaşayış ve siyasetinde arayacakları yerde, Batı’nınkilerde bulacakları fikrine kapıldılar.” (Sayfa 200)

“Birinci Cihan Harbi’ne neden ve nasıl girdik, girmemek mümkün müydü?” sorusuna şu cevabı vermektedir: “Sulh zamanlarında bile Osmanlı bütünlüğüne ve istiklâline en öldürücü darbeleri vurmuş olanların, hele bir de savaştan zaferle çıktıktan sonra, verdikleri sözlere riayetlerinin daha öncekilerden başka türlü olacağına nasıl inanabilirdik? Geçmişte olanlar, gelecek için tatlı hayaller beslememize imkân bırakmıyordu.” (Sayfa 273)

Özetle: “Bunlar yalancıdır: Sözlerine ve işlerine güven olmaz” diyor. Haksız mı?..

Said Halim Paşa, Batı dünyasının kirli oyunlarını ve ikiyüzlü politikalarını eleştirirken; “geçmişte olanlar, gelecek için tatlı hayaller beslememize imkân bırakmıyordu” diyor. (Sayfa 273)

Bu şahitliğin bize söylediği: Bunca ağır kayıptan ve acı tecrübeden sonra, hiçbir şey olmamış gibi davranamayız.

Artık toparlayalım.

Said Halim Paşa’nın, Mütareke yıllarında, Ziya Gökalp’le beraber idamı isteniyordu. Şimdi, Sultan İkinci Mahmut türbesinin haziresinde, karşılıklı yatıyorlar. 

Bu beyit onun içindir: “Rûhunu şâd eylesin Rabbi Mecîd / Dâr-ı gurbette şehîd oldu Sa’îd.”

El-Fatiha.

 

Ayhan Demir Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle