--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Oyumu kime vereceğim?

Ayhan Demir
Ayhan Demir

Her şeyin birbirine karıştığı, oyun içinde oyun olan günlerden geçiyoruz. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ifadesiyle, yüz yıllık hesaplaşmayla karşı karşıyız.

Yüz yıl önce, bizi, bir daha İstiklal Savaşı veremeyecek, içimizden gazi ve şehit çıkaramayacak hale getirmek için büyük gayret sarf ettiler. 

Çok şükür başaramadılar. Fakat bu, niyetlerinden vazgeçtikleri anlamına gelmiyor. 

Yüz yıllık süreçte, senaryo ve oyuncular değişti ama hedef değişmedi. 

Uzağa gitmeye gerek yok. Son birkaç yıldır yaşananlar bile bu hakikati işaret ediyor.

Gezi Parkı kalkışması, 17-25 Aralık darbe girişimleri, terör örgütünün yeniden kanlı eylemlere yönelmesi, Reyhanlı, Diyarbakır ve Ankara’daki bombalı saldırılar, farklı taşeronlar tarafından gerçekleştirilmiş olsa da, nihai hedefleri aynı idi.

Bu saldırılar, bir partiyi ya da hükümeti değil, hafızası tazelenen, Türkiye Cumhuriyeti’ni hedef alıyordu. 

Aynı şekilde, Türkiye’nin başındaki bela ne PKK, ne DAEŞ ne de bir başka kukla terör örgütüdür. 

Büyük resmi, terörün arkasındaki kuklacıları görmek zorundayız. Bunun için tarih, çok kuvvetli ve ibretli bir zemindir. 

Prof. Dr. Halil İnalcık, Osmanlı’nın zirve yaptığı dönemi anlatan bir yazısında, önemli bir hatırlatmada bulunuyor: “1596’ya kadar dünyada, Osmanlıları bir biçimde ilgilendirmeyen uluslararası tek bir politik sorun olmamıştır.”

Osmanlı Devleti’nin uluslararası sorunlarla ilgilenmesi, ağırlığını ortaya koyması, karşısına güçlü ittifakların çıkmasına sebep olmuştur. Çünkü Osmanlı, daima kirli hesap yapanların, oyunlarını, geleceğe dair planlarını bozmuştur. 

Osmanlı’nın son yıllarında, karşısındaki ittifakta kimlerin olduğu, özellikle bugün için çok daha anlamlıdır.

Yahudi sermayesinden Hıristiyan alemine, rantiyeden dünya mazlumlarını sömürenlere kadar, devasa bir ittifak…

Bugün, Türkiye’nin karşısında yer alan ittifakta da Yahudi lobilerinden içimizdeki dönmelere, Amerika’dan İngiltere’ye, paralel medyadan kartel medyasına kadar; kimler yok ki?

Bir kez daha geçmişe gidelim.

Osmanlı’nın Balkanlar’dan çekilmek zorunda bırakılması, bu topraklarda yaşayan tüm Müslümanlar gibi, Makedonya Türklerini de oldukça zor durumda bıraktı. 

Yaklaşan Dünya Savaşı tehlikesine ilaveten, Titocular ile Mihaylovistler arasındaki mücadele neticelendiğinde, tek kaybeden Müslümanlar ve Türkler olacaktı. Bu sebeple, yaşadıkları zorlukları anavatana aktarıp, acil yardım talep etmek için dört kişilik bir heyet Ankara’ya geldi. Fakat devrin Başvekili İsmet İnönü’nün ağır hakaretler içeren cevabının ardından, ellerli boş bir şekilde geri dönmek zorunda kaldılar.

Mehmet Ardıcı, İsmet İnönü’nün verdiği cevabı Yücelciler 1947 isimli eserinde şu şekilde aktarıyor: “Misak-ı Milli hudutları dışında Türk ve Müslüman unsuru diye bir şey kabul etmiyorum. Zaman çok vahimdir. Türkiye dışarı ile uğraşmamalıdır. Türkiye’nin başını ağrıtmayın.” (Sayfa 16)

Şimdi soru şu: Türkiye, güç kaybetse, sendelerse, neler göreceğiz? 

Öz kardeşlerine yukarıdaki lafları eden dünün CHP’si, bugün de benzer bir tavır sergiliyor. Ülkemize sığınan Suriyeli kardeşlerimizi geri göndermeyi, seçim vaadi yapıyor.

Türkiye, yeryüzündeki herhangi bir ülke, herhangi bir toprak parçası değildir.  

Türkiye, yeryüzündeki tüm gariplerin, yetimlerin ve mazlumların anavatanıdır.

Türkiye’nin neye karşılık geldiğini hâlâ anlayamayanlar için bir örnek daha...

İtalyan gezgin Marco Polo, bir gün Kubilay Han’a bir köprüyü taşlarıyla birlikte tarif eder. Bu esnada Kubilay Han, hangi taşın köprüyü ayakta tuttuğunu sorar? Marco Polo, taşların tek tek değil, onların oluşturduğu kemerin köprüyü ayakta tuttuğunu söyler. Kubilay Han da, “Öyleyse, neden taşlardan bahsediyorsun? Önemli olan kemerse, onu anlat!” der. Marko Polo’nun cevabı nettir: “Fakat taşlar olmadan kemer de olmaz.” 

Kubilay Han’ın Marko Polo’dan alamadığı cevabı, biz verelim: Bir köprünün en önemli bölümü kemerdeki ‘kilit taşı’dır. Kilit taşı, kemerin dengede kalmasını sağlar. Kilit taşını yerinden çıkarmak, yapının çökmesine sebep olur. 

Türkiye’nin, İslam dünyasındaki yeri kilit taşıdır.

Bunun farkında olan ve tek kelime Türkçe bilmeyen kayınpederim, Saraybosna’dan şunu soruyor: AK Parti, inşallah yeniden, tek başına iktidara gelebilecek mi?

Bunun farkında olan İşkodra’dan Gazmir Mehmeti “Arnavut’um ama aynı zamanda kendimi Türk hissediyorum. Çünkü Müslümanlar, her zaman eşittir. Türkiye ve Arnavutluk sağ olsun!” diye dua ediyor.

Bunun farkında olan Kosova Muhafazakar Parti Genel Başkanı Munir Basha, dört gözle, AK Parti’nin yeniden tek başına iktidara gelmesini bekliyor.

Artık toparlayalım: Türkiye, bütün partilerin, liderlerin ve şahsi menfaatlerin üstündedir. Bu sebeple, bu seçimlerde oy vermenin, yasal zorunluluktan çok öte bir gerekliliği var.  

Türkiye’nin aleyhindeki tüm planları boşa çıkarmak için 1 Kasım’da sandık başına gitmeli ve oyumuzu AK Parti’ye vermeliyiz.

Ayhan Demir Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle