Neyi kaybettiğini hatırla
Yüzüncü yıllardan geçiyoruz. Türkiye’nin, nüfus yapısı dâhil, birçok şeyini değiştiren Balkan Savaşları’nın ve Birinci Cihan Harbi’nin yüzüncü yılını geride bıraktık.
Yüz yıl önce, Ekim ayı boyunca, İstanbul’dan önce fethi gerçekleştirilen, nice beldemizden ayrı düştük. Birkaç örnek verelim: Kumanova 14 Ekim, Frizovik 15 Ekim, Cumayı Bala 18 Ekim, Alasonya 19 Ekim, Görice 20 Ekim, Kırgeçit 21 Ekim, Yeni Pazar 22 Ekim 1912.
Bitmedi, bitmiyor: Razlık 23 Ekim, Koçana 24 Ekim, İştip 25 Ekim, Priştina ve Kesendire 26 Ekim, Selanik 27 Ekim, Mitroviça 28 Ekim, Taşlıca 29 Ekim, İpek, Prizren ve Dimetoka 30 Ekim.
Ekim ayı bitiyor, çözülme bitmiyor.
Bu yazıyı yazarken, Kasım ayının ilk günü, Kalkandelen ve Tikveş’i kaybettik. Siz bu yazıyı okurken de Gostivar ve Köprülü düştü. Ayın üçünde ise Drama ve Vardar Yenicesi bizden ayrıldı. Birçok köyü ve kazasıyla birlikte. Birkaç günde, asırlarca İslam yurdu olan, şehirlerimiz elimizden çıktı.
Kayıplarımız, artarak devam ediyor: Sofulu ve Usturumca 4 Ekim, Pirlepe, Doyran ve Demirhisar 5 Kasım, Preveze ve Serez 6 Kasım, Kavala 7 Kasım, Lavagoza 8 Kasım, Kırcaali ve Eğridere 12 Kasım, Darıdere 13 Kasım, Tuz 14 Kasım, Sarı Şaban 15 Kasım.
Kasım ayının ikinci yarısındaki kayıplarımız: Ortaköy 16 Kasım, Mestanlı 17 Kasım, Manastır 18 Kasım, Florina, Sultan Yeri ve Resne 20 Kasım, Ohri, Gümülcine ve İskeçe 21 Kasım, Ahiçelebi 25 Kasım, Bereketli 26 Kasım, Akçahisar 27 Kasım, Tiran ve Dıraç 28 Kasım.
Aralık ayının ilk günü Elbesan da düşüyor. Yanya 6 Mart 1913 tarihine kadar direniyor. Ardından düşman eline geçiyor. İşkodra, biraz daha bizimle kalıyor. 20 Nisan 1913 tarihinde, ne yazık ki, ona da veda ediyoruz.
Yanya ve İşkodra savunmaları arasında, kayıplarımız devam ediyor: Parga 7 Mart, Ergiri 16 Mart ve Tepedelen 17 Mart günü anavatandan ayrı düşüyor.
Aslına bakarsanız, neredeyse, aralarda hiç boşluk yok. Uzatmamak adına, elden geldiğince, kısa tuttum. Her güne, bir değil, birden fazla acı. Birbiri ardına düşen, aziz beldelerimiz.
Birinci Cihan Harbi’ne, esir düşen, vatan topraklarını kurtarma umuduyla girdik. Tamamını olmasa da bir kısmını. Kuleliburgaz, Seymenli ve Mustafapaşa gibi birkaç belde, kısa süreli geri alındı. Fakat devletimizin gücü yetmedi.
Birinci Cihan Harbi’nın ardından, Trakya toprakları da kaybedildi. Yunan Ordusu, İngiliz ve Fransız himayesinde, Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ civarını işgal ettiler.
Devamı malum.
Yahya Kemal, mütareke yıllarını anlattığı, 1918 şiirinde şöyle der: “Ölenler en sonu kurtuldular bu dağdağadan / Ve göz kapaklarının arkasında eski vatan / Bizim diyâr olarak kaldı tâ kıyamete dek” (Kendi Gök Kubbemiz, İstanbul Fetih Cemiyeti, 2007, Sayfa 44.)
Kesinlikle öyle.
Batılılar, bu toprakları bizden alarak, bir anlamda, yeğenlerimizi, dayı ve amcalarımızı, teyze ve yengelerimizi aileden kopardılar. Şimdi, Anadolu’da, sadece çekirdek aile kaldık.
Artık toparlayalım.
Bu yazının kaleme alınma gerekçesi, hafızamızı tazelemektir. Tarihte yüz yıllık süre, insan ömründe on yıla tekabül eder. Bu kadar kısa sürede, olan biteni unutmak, iyi değildir.
Mağlubiyet, elbette kutlanmaz. Fakat kuvvetli bir şekilde hatırlanabilir. Kurtuluş günlerini ve zaferleri kutlayalım ama kaybettiklerimizi de unutmayalım. Hep birlikte gerekli dersleri almak ve elimizde kalanlara daha sıkı sarılmak için…
Bazıları, “Trabzon’u Rum, Van’ı Ermeni, İstanbul’u Bizans şehri yapmaya kimin gücü yeter? Bu hayalden başka bir şey değildir” düşünüyor. Yüzyıl önce de, “Selanik’i Yunan, Filibe’yi Bulgar, Üsküp’ü Makedon şehri yapmaya kimin gücü yeter” diye düşünüyorduk. Ama oldu. Üstelik Selanik ve Üsküp’teki Müslüman sayısı, Trabzon veya Van’daki Müslüman sayısından fazlaydı. Buna rağmen oldu.
Demem o ki, “şu günler” geçmedi, geçmez. Rahat bırakmadılar, bırakmıyorlar, bırakmayacaklar.







