Kosova’da neler oluyor?
Son söylenmesi gerekeni, en başta söyleyelim: Sırbistan’ın komşuları Bosna Hersek ve Kosova ile yaşadığı sorunların arkasında, kendi parmağı var. Daha açık söylemek gerekirse: Belgrad yönetimi, Bosna Hersek ve Kosova’da “kontrollü gerginlik” politikası güdüyor. Bu doğrultuda zaman zaman tansiyonu yükseltecek adımlar atıyor, gerginliği artıracak söylemlerde bulunuyor. Böylelikle eski Yugoslavya’nın dağılmasıyla birlikte elinden çıkan bu ülkeleri istikrarsızlaştırarak kontrol altında tutmaya devam etmek istiyor.
Bosna Hersek’te RS entitesi ve Sırp lider Milorad Dodik üzerinden zaman zaman yükseltilen siyasi tansiyon bu yaklaşımın bir neticesidir. Bu kirli Sırp siyasetinin bir başka örneği ise Kosova’da yaşanıyor.
2008 yılında bağımsızlığını ilan eden Kosova, 2011’de AB arabuluculuğunda başlatılan Belgrad-Priştine Diyalog Süreci kapsamında Sırbistan ile müzakerelerde bulunuyor. İlişkilerin normalleşmesi ve karşılıklı tanımanın sağlanması için ortak bir yol bulunmaya çalışıyor.
Kâğıt üzerinde, durum bu. Ancak Sırbistan sahada, masada durduğu gibi durmuyor.
Sırbistan, Sırp nüfusun çoğunlukta olduğu Kosova’nın kuzeyinde dönem dönem gerilimleri yükselterek, müzakereleri ertelemeye çalışıyor. Bölgede çeşitli hamleler yaparak, en azından, masada avantajlı konuma geçmeyi planlıyor. Belgrad yönetimi kimi zaman kuzeydeki madenlerin işletmesini, kimi zaman Sırp Belediyeler Birliği’ni, kimi zaman da plaka ve kimlik meselesini bahane ediyor. Ancak nihai hedefleri hiç değişmiyor: Kosova’yı Bosnalaştırmak.
Kosova’nın kuzeyinde yaşanan son gerilimin bahanesi, Mitorviça’da terör saldırıları düzenlemek suçlamasıyla, eski Sırp polis Dejan Pantiç’in tutuklanması oldu. Vakıa-i adiden bir bahaneye sarılan Sırplar, Sırp Belediyeler Birliği kurulana, kimlik ve plakalar ile ilgili alınan karar iptal edilene kadar; Hükümet ve Meclis’ten ayrıldıklarını, Kosova kuzeyindeki dört belediye, yargı, polis ve diğer tüm idari personellerin görevlerinden ayrılacağını duyurdular.
Mesele bununla kalsaydı, yine iyiydi.
Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vuçiç’in emriyle, Sırp ordusu, Kosova sınırına yığınak yaptı. Yine bizzat Vuçiç’in emriyle, Avrupa Birliği fonları ile alınan kamyonlar, iş makineleri ve otobüsler kullanılarak, yollara barikatlar kuruldu.
Belgrad eksenli Sırp çeteler, Mitroviça’nın kuzeyinde, uzun namlulu silahlar ile NATO’nun Kosova Barış Gücü-KFOR askerlerine ve Kosova polisine ateş açtılar. Kosova Cumhuriyeti Merkez Seçim Komisyonu’nun bölgedeki büroları kundakladılar.
Yüzü maskeli kişiler, Arnavut gazetecilere saldırmaktan, hatta üzerlerine el bombası atmaktan da geri durmadılar.
Wagner sembolleri taşıyan Rus ve Sırp paramiliterler, Sırbistan-Kosova sınırını geçip, sınır kontrol noktalarını yakmaya çalıştılar.
Belgrad yönetimi tarafından sevk ve idare edilen paralel devlet yapılanmasına bağlı teröristler, Kosova plakası kullanan Sırpların araçlarını da ateşe verip, parçaladılar.
Tüm bu vandalizm ve vandallar, çeşitli kameralar tarafından görüntülendi. Fakat Batılılar, buna rağmen, olan bitenleri terör eylemi olarak nitelendirmiyor, saldırganlara “Terörist” demiyor.
Sırpların şımarıklığı da Batılıların bu ikiyüzlü tavrından kaynaklanıyor. Amerika ve AB ülkeleri, Sırbistan’a ve Kosovalı Sırplara çanak tutuyor.
Batılı ülkeler, Sırbistan’ın orkestra şefliğinde gerçekleştiği çok açık olmasına rağmen, devlet düzenini muhafaza etmekten başka bir girişimi olmayan, Priştina yönetimini gerilimi düşürecek adımlar atmaya davet ediyor.
Kosovalı yöneticiler, tüm ayrımcı tavırlarına rağmen, Batılı ülkeler ile sürekli temas halinde bulunuyor. Ancak ABD, Büyük Britanya, Fransa, Almanya ve İtalya’dan oluşan Quint ülkelerinin büyükelçileri, Kosova Hükümeti mensubu gibi hareket ediyor. Mesela, ABD Priştine Büyükelçisi Jeffrey Hovenier, Kosova Hükümetini, “Sırp Belediyeler Birliği’nin” kurulması için müzakerelere davet ediyor.
Avrupa Birliği temsilcilerinin tavrı da pek farklı değil. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell “Kosova’nın Sırp Belediyeler Birliği’ni kurması gerektiğini” söylüyor.
Hal böyle olunca, sorulması gereken soru şu: Kıbrıs’ta “tek devlet” tezini savunan Batılılar, mevzu Kosova ve Bosna olunca neden tam tersini arzu ediyor?
Ve bir başka soru: Sırbistan, ülkesindeki Arnavutlar, Macarlar, Boşnaklar için “Belediye Birliği” kurmaya hazır mı?
Yazımızı, kadim bir nasihat ile noktalayalım: Kendiniz için istemediğiniz şeyleri, başkalarından bekleyemezsiniz.







