--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kandil mi, Karabağ mı?

Ayhan Demir
Ayhan Demir
6

 

Ülkemiz, yeni bir seçim sürecinde ilerliyor. Bugüne kadar çok seçim gördük. Her biri, diğerinden önemli idi. Bu seferki, hepsinden daha fazla.

Birçok açıdan tarihî günlerin içindeyiz. Eşi ve benzeri olmayan bir seçim süreci yaşıyoruz. Millete rağmen halkçılık yapılmaya çalışılıyor. Bölücü ve yıkıcılarla aynı safta, vatansızlara ve vatan düşmanlarına destek nutukları atılıyor. Fakat olmuyor, olmaz. Hele sosyal medya üzerinden, hiç.

Yalan yok: Sosyal medyanın hayatımıza girmesi ve yaygın hale gelmesinden sonra, iktidar cephesi için, seçim işleri daha sıkıntılı, sancılı bir hal aldı. Sokaklarda barış, ama sosyal medyada savaş var. Sokaklarda sevgi pıtırcığı gibi dolaşanlar ve elleriyle kalp işareti yapmaya çabalayanlar, buna karşılık klavye başında ‘yandaşlardan hesap soracağız!’ naraları atan faşistler var. İktidar ve destekçileri için ‘onlara rahat yok’ diye başlayan tehdit cümleleri savuranlar var. ‘Yandaş!’, ‘Onlar!’ İşte kutuplaştırma budur.

Sosyal medyada açık ara birinci olanlar, gerçek hayatta aynı oranda karşılık bulamıyor. Nihayetinde, ‘orası’ değil, ‘burası’ galip geldi, geliyor. Bu ifadeyi yanlış anlayanlar çıkabilir, çıkmasın. Seçimlerin kazananı, elbette millettir. Resmi sınırlarımızın dışında, yakın ve uzak diyarlardaki, sevinç gösterilerini de dikkate alırsak, İslâm milleti.

Türkiye’nin en büyük sorunu, bana kalırsa, ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini söyleyen, fakat birçok açıdan memleketi çıkmaza sürükleyenlerdir. Muhalefet dediğimiz şey, ülkeye ve millete değil, iktidarın hatalarına, eksiklerine, kusurlarına olmalıdır. 

Gelinen nokta itibariyle, milletimiz net bir tercih yapacak: Heron mu, Bayraktar mı? Apache mi, Atak mı? F-35 mi, Kaan mı? Kandil mi, Karabağ mı? Ankara mı, Washington mu?

Fakındalar veya değiller ama muhalefet ettikleri, iktidar değil; TOGG, Altay, TCG Anadolu, Derya, Hürjet, Anka, Midlas, Siper, İmece, Şimşek, Çakır, Cenk, Tayfun, Alpagut, Hisar, Karaok vs.

Millete parmak sallayanlar, tercihleri sebebiyle onları aşağılayanlar ve tehdit edenler için küçük bir hatırlatma daha yapalım: Bu kıymetli milletin derin irfanı, bütün projelerin, yöntemlerin, yönlendirmelerin üstündedir. Onu bulandırmak isteyenler, daima, siyaset deryasında boğulup gitmiştir. Niyeti nifak olanların ittifakı, kendi aleyhlerine döner, dönmüştür.

Dememiz o ki, bu toprakları vatan kılan değerlerin ve aziz milletin önünden çekilin. Yoksa her seçimde, bu milletten çekeceğiniz var.

Durum böyle iken: Yerimiz, oy verelim ya da vermeyelim, milletin seçtiği ve yetkili kıldıklarının yanıdır. Neticesi hoşumuza gitsin ya da gitmesin: Seçimle gelen, seçimle gider, gitmelidir. Aksini düşünen, başka yollara tevessül eden ise millet duvarına çarpar.

Seçim sonuçlarının kesinleşmeye başladığı saatlerde, İstanbul’un fethinin 570’inci yıldönümünde olacağız. Bu tevafuk bana önemli bir hususu hatırlattı. Şunu…

Sultan İkinci Mehmed’in askerleriyle birlikte Konstantinapol’ü kuşattığı vakit, Langa Limanı surlarını (Yenikapı) Şehzade Orhan ve askerleri savunuyordu. Kime karşı ve kimlerin safında? Evet, Bizans’ın yanında, Türklere / İslâm âlemine karşı. Peki, niçin? Devletinin ve milletinin yenilip mahcup olması karşılığında, kendisine taht sözü verilmişti. 

Bu üzücü örnek bize çok şey söylüyor. Acı ama gerçek: Şu sıralar, bazı şahıslar ve siyasiler, Şehzade Orhan gibi davranıyor. Devamını içimizde tutalım. Sadece şunu soralım: Şehzade Orhan’ın mezarı nerededir? Hatırlayan, gidip mezarında bir Fatiha okuyan var mı?

Tarihimizde bir de Sultan Orhan var. Sultan Orhan, devletin esas kurucusu kabul ediliyor. Gazi unvanıyla ve hayırla anılıyor. Kıymetli hatırası en güzel şekilde yaşatılıyor. Mezarının yeri belli, yurdu belli. Ziyaretçisi hiç eksik olmuyor. 

Yapmak ile yıkmak ve tutku ile hırs arasındaki farkları, bu iki isimden daha iyi açıklayacak başka bir örnek yoktur. Sultan Orhan, kendini milletine ve devletine adamıştır. Şehzade Orhan ise şahsî ikbalinin peşinde koşmuştur. Bize (Türk milletinin her bir ferdine) yakışan Şahzede Orhan değil, Sultan Orhan olabilmektir.

Yazımızı bir duayla bitirelim: Allah, hiç kimseyi hırsları ve şahsi ikbal kaygısı ile imtihan etmesin. Hiç kuşkusuz çok zor oluyor. Hem kendi, hem de vatanı ve milleti için. Üstelik daha sonra adını, sanını hatırlayan da olmuyor.

 

Ayhan Demir Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle