Bugün neden böyle olduk?
Bugün neden böyle olduk?
ALİ SANDIKÇIOĞLU
Dönüp tarihimize baktığımız zaman birçok belge ve kaynak bize; bugün bizlerin tam olarak iman, ahlak, örf ve adet bakımından ecdadımıza benzemediğimizi ortaya çıkarıyor.
Ecdadımızda olan, iman, merhamet, cesaret, milli ve manevi değerlere tam olarak sahip çıkmak üzülerek ifade edelim ki, zamanımızın insanlarının birçoğunda yok.
(Elbette ki iman, ahlak, tüm maddi ve manevi değerlerimize günümüzde sahip olan gençlerimizi, yaşlılarımızı, kadınlarımızı erkeklerimizi tenzih ederiz.)
Hepimiz görmekteyiz ki, özlenen edep, haya ve ahlaki değerleri kayıp olmuş gerçekten biz, bize ve ecdadımıza benzemez olduk.
Kimileri maddenin, kimileri şöhretin, kimileri şehvetin, kimileri, servetin, esiri olmuşlar, küçükler büyüklere saygılı değil, büyükler de küçüklere karşı merhametli ve sevgili değil.
Herkes ayrı bir telden çalıyor, birçok gencimiz manevi değerlerden tamamen uzak, modanın esiri ve Avrupa hayranı olmuşlar.
Bir Müslümanın bilmesi gereken en basit ilmihal bilgilerinden bile yoksunlar.
Herkes kendi için bir hedef seçmiş ille de zengin olmak, servet sahibi olmak baş olmak, lider olmak peşinde koşuyorlar. Helali, haramı pek düşünen yok gibi.
Kimileri de meşru veya gayri meşru yollardan meşhur olma şöhrete erişme peşinde. (Bu yönde kadınlarımız, kızlarımız açıldıkça açılıyor, çoklarında ar, haya, edep, iffet kalmamış.
Vicdani muhasebe ile baktığımızda ülkemizde çok büyük bir kokuşmuşluk, başı bozukluk ve vurdum duymazlık göze çarpmaktadır.
Rüşvet alanlar, hırsızlık yapan, çalıştığı müesseseyi, yakanlar, soyanlar, akıl almaz hileler, dolandırıcılıklar, cinayetler açıkça görülmektedir. Her yerde akıl almaz bir bozulma ve kokuşmuşluk var.
Esnafımız kanaati unutmuş, her akşam etiket değiştirip ertesi güne yeni yeni zamlar yapmakta. (Bütün esnafı kast etmiyoruz)
Pazar esnafı satışlar iyi olduğu takdirde akşama kadar tezgahında olan malın fiyatını birkaç defa değiştiriyor. (Bizzat Reşit paşa -Sarıyer pazarında şahit oldum. (Turşuluk salatalık satan bir pazarcı önce etiketi 40 TL. biraz sonra 60 TL. alıcılar çoğalınca da 70 TL’ye çıkardı.)
Vicdanalar çürümüş: Para hırsı insana neler yaptırıyor neler?
Dün ecdadımızın yaptığı sadaka taşlarında kimin ne kadar para koyduğu, kimin ne kadar oradan para aldığı belli olmazken, bugün o şerefli ecdadımızın torunları bizlere neler oldu?
Neden bu hallere nasıl düştük? Kimler düşürdü?
Kediyi, köpeği sevdiğimiz kadar ana ve babalarımızı sevemiyoruz.
Dün yollar boyu hanlar, hamamlar, sebiller, aşevleri yapan çeşitli isimler altında vakıflar kurup, hayırlar yapan, öksüzleri, yetimleri, garipleri hatta hayvanları gözeten, onların rahat bir hayat sürmeleri için ellerinden gelen gayretleri esirgemeyen o kahraman ecdadın torunları neden bugün bu hallere geldi?
Hep fani alemi düşünüyor, ahiret için elle tutulur, gözle görülür Mevlamızı razı edecek amellerde bulunmuyoruz.
Nereye bakarsanız soygun, cinayet, vurgun, hile, devleti zarar uğratma, hortumlama, zam ve haksız yere para kazanmalar göze çarpıyor.
Dünün dindarları kız ve erkekler gençler olarak bugün lüks hayat yaşamakta, giyimde, kuşamda, harcamada israfta sosyeteleri çok çok ileriye geçmişlerdir. (Baş döndürücü sonradan görme zenginliğin verdiği sarhoşluk hüküm sürmektedir. Daracık pantolonlar, eşarbın altına dikkat çeken topuz yapılmış saçlar, kısalmış etekler, sözde tesettürlü kızlarımız(!) lüks markalar hep bu cinsten.)
Oysan ecdadımız daha iyi hizmetler yapalım diye insanı hayretlere düşürecek çok değişik isimlerde vakıflar kurarak yardımlarını sürdürmüştür.
Dünya üzerinde insanlık için bıraktıkları eserler ortada.
Vakıftan söz ettik.
Kısaca Vakıfın birkaç tarifine burada yer verelim:
“Vakıf”: “Mükellef bir kimsenin (yani akıllı, Müslümân ve ergenlik çağına erişmiş bir kişinin), kendi mülkü olan mütekavvim (yani belli, kıymetli ve dayanıklı) bir malının menfaatini (faydasını), hiçbir şarta bağlamadan, Müslümân veya zimmî (yani ister müslim, ister gayr-i müslim vatandaş olsun), bütün veya belli fakîrlere bırakmasıdır.” Bir başka tarifle:
“Vakıf”, bir hukukî müessese olarak şöyle de tarif edilmiştir: “Vakıf; kendisinden yararlanmak mümkün ve câiz olan bir malı, devâmlı olarak, Allah’ın mülkü olmak üzere, temlîk ve temellükten menetmek ve menfaatını (gelirini), Allah rızası için bir hayır cihetine tasadduk etmektir.”
Ehl-i Sünnetin en büyük âlimlerinden olan İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe’nin (ö. 150 / 767) vakıf tarifi de şöyledir:
“Vakıf, mülk olan bir ‘ayn’ı, vakfedenin mülkiyetinde alıkoymak ve gelirini yoksullara veya başka hayır yollarına tasadduk etmekten ibarettir.” (es-Serahsî, el-Mebsût, XII, 27; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, V, 37-40; Kubeysî, Ahkâmü’l-Vakf, I, 69 vd). (alıntı Ramazan Ayvalı)
Osmanlı’dan günümüze yüzlerce vakıf kuruldu. Bunlar arasında çocukları okutmak, yol, köprü, cami yapmak, çevreyi korumak gibi amaçları olan vakıflar olsa da oldukça ilginç amaçları olan vakıflar da vardı.
Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan “Tarihteki ilginç vakıflar” araştırmasına göre bu vakıflardan kimi leylekleri tedavi ediyor, kimi meyve dağıtıyordu. İşte o ilginç vakıflardan bazıları:
Güzel Yazı Öğreten Vakıf: İstanbul’da Mustafa Efendi Vakfı tarafından kurulan vakıf senedinde “Söz konusu hatta muallimler tarafından talebelere asgari haftada iki gün güzel yazı (hüsn-ü hat) dersi verilecek; hocalarına günlük on akçe ödenecek” yazıyordu.
Yaz Günlerinde Soğuk Su Dağıtan Vakıf: 1571 yıllarında İstanbul’da kurulan vakıf her sene dört ay sıcak yaz günlerinde buzlu ve karlı soğuk su dağıtıyordu.
Halkın ve Yolcuların Hayvanlarını Sulayan Vakıf: 1544 yılında Aydın Tire’de kurulan vakıf senedinde “ol iki çeşmenin ayağında gelen giden halkın ve yolcuların davarlarını sulamak için taştan ahır konulmuştur ve duvar aşırısında iki havuz yapılmıştır” yazıyordu. Vakıf senedine göre belirtilen arazinin sınırları dahilinde yapılan çeşmelerden gelen geçen yolcuların hayvanları sulanıyordu.
Tohum Saklayan Vakıf: İstanbul’da Çatalca’nın hatırı sayılır çiftçilerinden biri olan Cedid Hüseyin tarafından kurulan vakıf cins tohum saklıyordu.
Güvercinhane Yaptıran Vakıf: 1707 yılında Bursa’da Mehmed Bin İbrahim Bey tarafından kurulan vakıf, bağışlanan geliriyle diğer hizmetlerin yanı sıra güvercinhane yaptırıp bakımının yapılmasını da şart koşuyor.
Kitapları Tamir Eden Vakıf: 1860 yılında Kastamonu’da kuruldu. Ahmet Ziyaüddin Efendi ve talebeleri yıpranmış, cildi bozulmuş kitapların tamir ve bakımını yapıyordu. Bu vakıf sayesinde binlerce kitap günümüze kadar ulaştı.
Meyve Yediren Vakıf: 1594 yılında İznik'te Mehmed Kethüda Bey tarafından kuruldu. Mehmed Kethüda Bey’in bağında meyve yetiştiriliyor ve bu meyveler düzenli olarak çocuklara dağıtılıyordu.
Leylekleri Koruyan Vakıf: İzmir’in Ödemiş ilçesinde kurulan vakfın senedinde, Yeni Cami civarındaki leyleklerin beslenmesi ve korunması için senede yüz kuruş ayrılması şartı koşulmuştu.
Boğaz’da Temiz Hava Aldıran Vakıf: 1730 yılında Hacı Nureddin Ağa Bebek civarına bir köşk, bir liman ve bir çeşme yaptırıp vakfiyesine de “Buraya gelen insanlar burada konaklayıp Boğaz havası alsınlar. Boğaz’ın güzelliklerini seyrederek dinlensinler” yazdırmış.
Araştırmada yer alan ilginç diğer vakıflardan bazıları ise şöyle: Su Kuyusu Açtıran Vakıf, Helva Dağıtan Vakıf, Göl Temizleyen Vakıf, Doktorların Güzel Huylu Olmasını İsteyen Vakıf, Helalleşme Vakfı, Nehir Kenarlarına Söğüt Diken Vakıf, İflas Eden Tüccarlara Yardım Eden Vakıf. (Alıntı Leyla Alp )
Mutlaka kendi özümüze dönmeliyiz. Taklitçilikten kurtulmalıyız. Yaradılış gayemize uyarak milli ve manevi değerlerimizden hiçbir surette taviz vermemeliyiz.
İşte o zaman çarşımızda, pazarımızda, sokağımızda, camimizde, kahvemiz ve evlerimizde özlenen rahatı ve huzuru bulmamız çok daha kolay olacaktır.
Cümleniz Mevlaya emanet olunuz.