Şanlıurfa ve Kahramanmaraş.. Bir daha söyleyin, din dersi kalksın mı?
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş.. Bir daha söyleyin, din dersi kalksın mı?
ALİ KARAHASANOĞLU
Şanlıurfa’da bir okula yapılan saldırıda 16 yaralı..
Dün de Kahramanmaraş’ta yine bir okula saldırı ve 9 ölü, 20’ye yakın yaralı..
Tam da, “PKK terörü bitiyor” diye sevineceğimiz bir aşamada..
Bu nasıl bir cinnettir..
Nasıl bir handikaptır..
Birisinde 19 yaşındaki genç. Diğerinde 14 yaşındaki çocuk..
Ellerinde silah ile okulda işledikleri suçun, acaba gerçekten farkında mıydılar?
Kendileri de öldü..
Belki de gerçeğe ulaşamayacağız.
Daha Şanlıurfa’daki olayın arkasında yatan sebep çözülmemiş iken..
Ki okulda 16 kişinin yaralanmasına yol açacak bir saldırının, tabii ki haklı bir sebebi olamaz..
Bir de ölümlerin yaşandığı ikinci olay ile şok olduk...
Okullarda eğitimin amacının ne olması, ne olmaması gerektiğini yazıyor, söylüyoruz..
Bilgi küpü olma değil, değerlere sahip bir gençlik yetiştirmenin peşinde olmamız gerektiğini yazıyor, söylüyoruz..
Ama bir grup marksist öğretmenin buluştuğu sendikalar da, inadına “Değerler eğitimi olmasın. Ahlak dersi olmasın. Din dersi zorunlu olmasın” diye, gençliği bambaşka bir mecraya sürüklemenin peşinde koşuyorlar..
Tabii ki “değerler eğitimi verildiğinde tüm olaylar sıfırlanır” demek mümkün değil.
Ama çok daha asgari oranda bu tür olayların yaşanacağı da bir gerçek..
“Bana bir harf öğretenin, 40 yıl kölesi olurum” sözünün sahibi Hz. Ali’yi genç nesile öğretmemizin toplumumuza ne zararı olabilir ki?
“Dini kavramlar üzerinden öğrencilere ders vermek boş işler.. Bunlarla oyalanmak, boş vakit harcamaları” diyen ateist sendikalar, alternatif olarak bize neyi öneriyorlar?
Eminim ki, her iki saldırı için de, ateist öğretmen sendikalarının ilk araştırdıkları husus, “Acaba saldırgan öğrencilerin, dini yapılarla bir ilgileri var mı” sorusudur..
Şanlıurfa’daki saldırı için, ilk aşamalarda yalan-yanlış bazı isnatlarda da bulundular..
Ama sonunu getiremediler..
Dini yapılar içindeki öğrenciler de, psikolojik rahatsızlık geçirebilir, içlerinden suça meyilli insanlar da çıkabilir..
“Dini değerleri hakkıyla öğrettiğimiz öğrencilerde suç oranı sıfırdır” diyecek, böyle iddialı bir cümle kuracak, tabii ki değiliz..
Ama oranlama yaptığımızda..
Dini kavramların öğretildiği takdirde, suç işlemede bir olumsuz etkisi olmayacağı, tam aksine büyük oranda suç işlemeleri önleyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz..
O zaman, niye din dersi kaldırılsın” deniliyor?
“Değerler eğitimi verilmesin” deniliyor?
Ateist arkadaşlar, bilimsel eğitim ile çocukları suçtan koruyacaklarını iddia ediyorlarsa..
Bizler bilimsel eğitime karşı değiliz ki..
Bilimsel eğitimi de verelim.
Biz inanarak. Onlar velev ki inanmayarak. Bir de dini terbiyeyi öğrencilerimize hakkıylavermiş olsak..
Bir insanın canına kıymanın ahirette çok büyük bir cezası olacağını çocuklarımıza öğretsek, bu öğretmenin bize, topluma, karşımızdaki insanlara ne zararı olabilir ki.
Bilimsel eğitimimizi de verelim.. Polisiye tedbirlerimizi de yine alalım..
Bunlara ilaveten, bir de “İnsanları öldürmek, onlara saldırıp yaralamak dinimizde de yasaktır” bilincini bilimsel eğitime ilaveten versek, bunun kime ne zararı olabilir ki?
Bu konuyu bile iç siyaset malzemesi yapanlar, nasıl bir mantığa sahipler, nasıl bir akıla sahipler, şaşmamak elde değil..
CHP iktidarda olsa idi, bu cinayetler işlenmeyecek miydi?
Veya..
Ümraniye’deki ölümlü saldırıyı da saydığımızda, “iki ayda okullara yönelik 3 olay yaşanmış iken, CHP iktidarda olsa, sadece bir saldırı olabilirdi” garantisini bize kim verebilir..
Bir başkası, “CHP iktidarda olsaydı, ateist kafaların elindeki okullarda, çok daha fazla benzeri olaylar yaşanabilirdi” itirazında bulunursa, kim mantıklı bir cevapla, bunun yanlışlığını bize anlatabilir?
“İnsanların en hayırlısı, insanlara en fazla faydalı olandır” hadis-i şerifini çocuklarımıza öğretmemizin, toplumumuza ne zararı olabilir?
Bu bilinçte yetiştireceğimiz çocuklarımız, başkalarına faydalı olmak için çırpınırken, o hedef için çalışırken, başkalarına saldırmayı, nasıl akıllarına getirebilir, nasıl böyle bir yanlışa imza atabilirler?
Her iki ilimizdeki saldırının da arkasında nelerin yattığını, emniyet, istihbarat ve eğitimcilerimiz iyiniyetle, ve ideolojik saplantılardan uzak şekilde tartışmalı ve (Allah korusun) başka olayların yaşanmaması için, hangi tedbirlerin alınması gerektiğini ortak akılla belirlemelidirler..
Son günlerde TBMM’de görüşülmesi beklenen sosyal medyada hesap açabilmek için 15 yaş sınırı kuralını, iç siyaset malzemesi yaparak, “Özgürlükler kısıtlanıyor” propagandası yapmaya, kimse teşebbüs etmemelidir..
Hatırlayınız.
Bu ülkede, küresel sosyal medya platformlarının temsilcileri bile yoktu.
Milyon dolarlar kazanıyorlardı..
Her türlü kullanımları serbest idi. Para kazanmaları serbest idi, ama herhangi bir sorumluluk sözkonusu olduğunda, Türkiye’yi muhatap bile almıyorlardı..
Türkiye’de birer temsilci bulundurma zorunluluğu getirilmek istendiğinde, bu ülkede milliyetçilik iddiasındaki İyi Parti bile sokaklara çıkıp, gazetelere demeçler verip, televizyonlarda açık oturumlara katılıp karşı çıkmışlardı..
Son olaylar, sosyal medya ortamındaki çocukların nasıl zehirlenebildiklerini, bazı oyunlar vasıtası ile adeta robot haline nasıl getirilebilindiklerini, veya kendilerini ispat amacı ile hangi yanlışlara imza atabileceklerini bize göstermiş oldu..
Sosyal medya platformlarında, kimliği belirsiz kişiler eli ile oluşturulmak istenen algı operasyonları önlenmek istendiğinde, “Düşünce özgürlüğü kısıtlanıyor” diye yaygara koparanlar, bir defa daha ne kadar büyük bir yanlışın savunuculuğunu yaptıklarını görmüş olmalıdırlar..
Erişim engeli getirilen birçok sosyal medya platformu için kampanyalar düzenleyenler..
Çocuklarımızın eğitimine, gelişimine hiçbir katkı sunmayan mecraları bir “özgürlük alanı” olarak bizlere tanıtmaya kalkışanlar, umarım bu kadar can kaybından sonra, akıllarını başlarına alırlar..
Dünkü saldırının odağındaki 14 yaşındaki çocuğun babasının bir emniyetçi olması.. Mesleği suç işlenmesini önlemek, suçluları yakalamak olan bir insanın çocuğunun, böylesine vahşi bir cinayetler silsilesine imza atması..
Aynı zamanda o çocuğun annesinin, bir öğretmen olması..
Bazı tartışmaları, bazı kavramları, bazı planlamaları bir daha bir daha gözden geçirmemiz gerektiğini bize göstermiyor mu?
Hiçbir baba, hiçbir anne çocuğunun böyle bir suç işlemesini arzu etmez. Hiçbir baba, hiçbir anne, çocuğunun böyle bir suç sonrasında kendisinin de ölmesini kabul edemez..
Ama almamız gereken tedbirleri aldık mı sorgulamasını yaptığımızda, gönül rahatlığı ile “evet” diyebilir miyiz?
Örneğin, babaya ait olduğu iddia edilen 5 silah birden, çocuğun eline nasıl geçebiliyor?
Veya mesleği emniyet alanında da olsa, bir kişinin 5 silahı birden niçin vardır?
5 silah değil de, bir silah ile okul baskını yapılsaydı, hiçbir olumsuzluk yaşanmayacaktı iddiasında değilim..
Ama, tedbirsizlikler silsilesinin, hepimizi bir daha bir daha, uzun uzun düşünmeye sevketmesi gerekmez mi?
Şunu unutmayalım..
Her vatandaşın başına polis dikebilmek mümkün değildir..
Ama 50 yıl önce, Erbakan Hoca’nın “Önce ahlak ve maneviyat” sloganına kahkahalar atarak gülenler, “Hoca ne diyor” diyerek, bugünleri tahmin edip, gençlerimizi nasıl yetiştirmemiz gerektiği hususunda yol göstericiliği yapan Erbakan hocayı itibarsızlaştırmaya çalışanlar..
Bugün karşılaştığımız gerçeklerle, ne kadar büyük bir yanlışın içine olduklarını, umarım farketmişlerdir..
Tekrar tekrar belirtelim..
Suçların önlenmesinde, dünyevi cezalar yetersizdir..
Ahiret inancını gençlerimize vermediğimiz müddetçe, dünyevi cezalarla suçları önlememiz mümkün değildir..