• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu
TÜM YAZILARI

Rahmetli babamdan vasiyetliyim ‘peki’ derim, geçerim.

04 Temmuz 2026
A


Ali Karahasanoğlu İletişim: [email protected]

Rahmetli babamdan vasiyetliyim ‘peki’ derim, geçerim.

ALİ KARAHASANOĞLU

Babama bayram ziyaretine gelen akrabalara, klasik cümlesidir:

“Rahmet istedi”..

Evet, bayram ziyaretine gelenlere, o günkü aktüalite ile de ilgili olarak bir vesile bulur, anlatacağı kıssaya kaynaklık edecek kişiye atfen, “rahmet istedi” girizgahı sonrasında, hikayesini anlatır, mesajını verirdi.

Şimdi biz de babamız için, “rahmet istedi” diyelim ve ondan bize miras geçen mesajı aktaralım.

Ev içinde günlük olağan küçük tartışmalar. Ev dışında kimseyle ihtilaf yaşadığını zaten hiç görmedim.


Ev içinde de belki bizi disipline almak için veya kendi tecrübelerini bize aktarmak için, bir mesaj verdiğinde, kendisine itiraz ediyorsak, hiç uzatmaz, “Peki yavrum” der konuyu bitirirdi.

“Peki yavrum” demesi bizim için bir mesajdı.

“Kısır tartışmaya giriyoruz, buna gerek yok, zaman içersinde gerçeği görürsünüz. Sizin dediğiniz olsun, peki.”

Ben de şimdi, “kısır tartışmaya gerek yok, peki sizin dediğiniz olsun” diyorum.


Niçin bunu söylüyorum?

İBB yolsuzluk davasında etkin pişmanlıktan yararlanan sanıklar arasında bulunan Adem Soytekin’in, KİPTAŞ ile yaptığı taşeronluk sözleşmesinde şirketine kalan 100 dairenin, CHP’nin İstanbul yöneticilerine avantajlı fiyatlarla satmak zorunda bırakıldığına dair şahitliğini, “Usulsüzlüğü bilmiyorum” diye başlığa çıkaran T24 hakkındaki eleştirel yazıma, medya ombudsmanı Faruk Bildirici’nin “anlamamışsın” cevabı üzerine, “peki” diyorum.

Konunun ne olduğunu kısaca da anlatayım.

KİPTAŞ bir İBB iştiraki.


CHP’li Ekrem İmamoğlu belediye başkanı seçildikten sonra diğer iştiraklere yaptığı gibi, KİPTAŞ için de genel müdür değişikliğine gitti.

Tabii ki “partizanlığını daha rahat yürütebilsin” diye.


“Yolsuzluklarına itiraz edilmesin” diye.

Nitekim beş yılda yapacakları 100.000 konutluk kentsel dönüşümün, sadece 2000 kadarını hayata geçirebildiler.

Ama bir yandan da partililere avantajlı daire satışları yapılması gerekiyordu.

Bunun için de Beylikdüzü’nden tanıdığı, sözünü dinleyecek Adem Soytekin’e KİPTAŞ’tan ihale verdirip inşaat yaptırttı.

Müteahhit şirkete kalan 100 daire, sonraki konjonktürde CHP’li yöneticilere avantajlı fiyatlarla satılması gerekiyordu ki, il yönetimi seçimlerinde Ekrem İmamoğlu’nun gösterdiği aday seçilebilsin.

Kısaca söylemek gerekirse, belediyenin imkanlarıyla CHP’li isimlere avantaj sağlanıyordu.

İBB yolsuzluk davasında, müteahhit Adem Soytekin, işin ucu kendi cebine de zarar olarak dokunduğu için, CHP’li yöneticilere ucuz fiyatla satılan daireleri itiraf etti.

Kendisinin zararınaydı.

CHP’li yöneticilerinin kârına idi.

Ekrem İmamoğlu’nun faydasına idi.

Sonrasında başka ihalede acısı çıkarılacağı için, sonuçta İstanbullunun da zararınaydı.


Çünkü; İstanbullunun cebinden çıkacak ihale paraları, CHP’li yöneticilerin cebine giriyordu.

Bu olayın bir kısmına KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt şahit olabilir, diğer bir kısmına Adem Soytekin şahit olabilir, büyük bölümüne daire sahibi olan CHP’li yöneticiler şahit olabilir. Tamamına da Ekrem İmamoğlu şahittir.

Bu noktada Ali Kurt’a sorulsa, Adem Soytekin’e düşen dairelerden 100 tanesinin, avantajlı fiyatlarla bazı isimlere satıldığını söyleyebilir.

Ama bu satışın karşılığında CHP’li yöneticilerin kime ne verdiğini bilemeyebilir.

Yine Adem Soytekin, kendisine düşen 100 daireyi, satabileceği fiyatın altında, istemediği kişilere devretmek zorunda olduğunu biliyor, ama bu 100 kişinin kimler olduğunu, niçin böyle bir avantajlı duruma sahip olduklarını bilemeyebilir.

İşte tam da bu noktada Adem Soytekin, 100 daireyi daha ucuza satma mecburiyetinde kaldığını ve bunların CHP’nin İstanbul yönetiminden isimler olduğunu söylüyor.

Ama bu kayırmacılığın, arka planında özel bir anlaşma mı var, yoksa genel olarak CHP yandaşlığı için mi bu yolsuzluğun yapıldığını bilmiyor.

Yolsuzluk diyorum, çünkü tek başına CHP’li yöneticilere herhangi bir sıraya tabi olmaksızın, herhangi bir kuraya tabi olmaksızın, ucuz fiyata daire almaları, İstanbulluların hakkına girildiğini göstereceği için, bunu Faruk Bildirici de dahil, hiçbir gazetecinin onaylaması mümkün değildir.

Tam bu noktada, Adem Soytekin’in avantajlı daire satışının, “delege satın alınması sebebi”ne dayalı olup olmadığını bilmediğini kastederek, “O usulsüzlüğü bilmiyorum” cevabı, “CHP’lilere hiçbir torpil yapılmamıştır, İstanbullunun hakkı hukuku CHP’li yöneticilere peşkeş çekilmemiştir” anlamına gelecek şekilde “hiçbir usulsüzlük yoktur” mesajına dönüşmesi, bence dürüst gazetecilik değildir.

Medya ombudsmanı Faruk Bildirici der ki: “Adem Soytekin’in KİPTAŞ daireleri satışıyla CHP kurultay delegelerinin iradesini etkilediği yönünde bilgisi olmadığı başlığı ve haberin ana omurgası doğru. Duruşmada açığa çıkan bilgiler, konuşmalar, çarpıtılmadan yansıtılmış.”

Ne diyelim?

“Babam rahmet istedi, peki Faruk bey” diyelim.

Hak ile batılı ayırma anlamına gelen, Faruk isminin sahibi Sayın Bildirici, yine de şunu da hatırlatmış. Hakkı teslim etmek anlamında o kısmı da aktaralım:


“Yine de ‘Adem Soytekin: KİPTAŞ’tan CHP’lilere daire satışının kurultayla ilgili olup olmadığını bilmiyorum’ gibi uzun başlık atılabilse Ali İhsan Karahasanoğlu’nun da doğru anlaması sağlanabilirdi.”

Faruk beyle hiç özel sohbet yapmadık.

Çaktırmadan mesajlar verip vermediğini, iğnelemede bulunup bulunmadığını, böyle bir alışkanlığının olup olmadığını bilemiyorum.

Bu açıdan, “anlama kabiliyetin zayıf” göndermesi yapıp yapmadığı konusunda da, bir iddiada bulunamayacağım.

Ama milyarlarca liralık yolsuzluğun konuşulduğu ve gerçeklerin ortaya çıkarılması için çaba sarf ettiğimiz böyle bir konuda, “sen bana şunu mu demek istedin, yoksa bunu mu ima ettin” basitliğine düşmeden şunu söyleyebilirim: Belediye başkanı seçildiği gün, ‘CHP rozetini çıkaracağım, 16 milyon İstanbullunun başkanı olacağım’, sözü veren Ekrem İmamoğlu, delege satın alınması için 100 daireyi CHP’li yöneticilere ucuza sattırması suçtur da. Farz edelim delege satın alınması düşünülmeksizin, ama kendisine ve partisine bir haksız kazanç olacağı çok kesin olan, ‘CHP’li yöneticilere 100 daire avantajlı satışı’ suç değil mi?”

Suçtan kastım, ceza hukuku anlamında kanundaki boşluklardan yararlanılarak, “Nanik.. Kanun, müteahhitin kendisine bırakılan dairenin kime satıldığını irdelemez. Müteahhitin kendi dairesi, istediğine satar.. Müteahhit kendisine baskı yapan kişilerden şikayetçi olursa o zaman bu konu mahkemenin önüne gider” savunması yapacaklara, şu cevabımı da içermektedir: “Bu işin bir de seçmen nezdinde vicdani yönü var, hani parti rozeti, koltuğa oturur oturmaz çıkarılacaktı” 

Yolsuzluğu, lütfen usul tartışmalarına kurban etmeyelim.

“Bu davanın konusu, delege satın alınması.. Müteahhitin, belediyeden alacağı başka avantajlı ihale karşılığı, dairelerini Ekrem İmamoğlu’nun göstereceği CHP’li yöneticilere ucuza satması değil” diyerek, yolsuzluğa kılıf arayanlara diyeceğim şudur : “Peki”.

“Bu haberin başlığı, ‘delege satın alınması’ ile ilgili. ‘KİPTAŞ’ın arsasında yapılan dairelerin satışlarında hiçbir yolsuzluk olmadığı ile ilgili değil” diyeceklere de vereceğim cevap yine, “Peki”den ibarettir.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23