Gargaraya getirmesinler, Büyük Kurultay’dan önce, İstanbul kongresi
Gargaraya getirmesinler, Büyük Kurultay’dan önce, İstanbul kongresi
Ali Karahasanoğlu
Olayı basite indirgeyelim..
Kafalardaki bazı soruların/şüphelerin, isnatların yersiz olduğunu açıklayalım..
“CHP’ye operasyon yapılıyor” diyorlar..
CHP’ye, 13 yıl genel başkanlık yapmış isim ile mi operasyon yapılıyor?
Boş bir iddia, cevaplamaya bile gerek yok.
“Kılıçdaroğlu ile Cumhur ittifakı anlaştı, bu çerçevede CHP’nin genel başkanlık koltuğuna tekrar oturtuldu. Niye Kılıçdaroğlu? Mutlak butlan var ise, niye başka birisi kayyım atanmadı” diyorlar..
Oysa ortada kayyım ataması yok..
Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık koltuğuna oturmasının sebebi, mutlak butlan kararının zaten içinde var.
“Mutlak butlan”ı, tartışmasız batıl/kesin batıl/hepten hükümsüz anlamında kullanıyoruz..
Özgür Özel’in genel başkan seçildiği kurultaydaki seçim kesin batıl ise.
Başkanlık seçiminden hemen önceye dönmemiz gerekir.
Hemen öncesine döndüğümüzde karşımızda ne var?
Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu var..
Bu sebeple Kemal Kılıçdaroğlu genel başkanlık koltuğuna oturtuluyor..
Yoksa, özel bir görüşme ile “seni genel başkanlık koltuğuna oturtalım” diye bir muhabbet, asla sözkonusu değil..
“2,5 yıl sonra, genel başkanlık seçimi iptal olur mu?” diyorlar..
Devam ediyorlar, “Bir partinin iç işlerine karışılmamalı” diyorlar.
Devam ediyorlar, “Egemenlik milletindir, partiler yargı eli ile dizayn edilemez” diyorlar..
Hepsine birden..
Daha iyi anlaşılması için, biraz da abartılı bir örnekle cevap vereceğim..
Kurultay günü, Kılıçdaroğlu’na oy vereceği bilinen 100 delegenin eşi/çocukları silah zoru ile kaçırılmış olsa.. “Ya Özgür Özel’e oy verirsiniz, ya da yakınlarınızın canı tehlikede” denilmiş olsa..
Bu tehdit altında 100 delege, Kılıçdaroğlu’na oy vereceğine, Özgür Özel’e oy vermiş olsa.
Bu olay, bugün ortaya çıkmış olsa.
Savcılık, emniyet, bu gerçeği yeni ortaya çıkarmış olsa.
Gerçekten delegelerin aile yakınlarının, o kurultay gününde, kaçırıldıkları, can güvenlikleri olmadığı bir zaman diliminde oy kullandıkları ispatlanmış olsa..
O kurultaydaki tehdit altında yapılan oylamanın iptali, hukuka aykırı olur mu?
O iptal kararı, yargının siyasi partiyi dizaynı olarak değerlendirilir mi?
Esas egemenliğin tahdidi, delegelerin silahla tehdit edilerek, oy tercihlerinin değiştirilmesidir..
Bunun tespiti halinde tehdit altındaki oylamanın iptali, tekrar egemenliğin ve partinin dizaynının delegelere geçmesinin aracıdır..
“Canım böyle bir örnek de çok abartılı oldu” demeyin..
Bugün milletvekili dokunulmazlığı niçin var?
Hukuk fakültelerinde dokunulmazlığın sebebi anlatılırken..
“Bir kanun çalışması sırasında, meclisde görüşme yapılırken, siyasi iktidar, kendi görüşüne ters oy kullanacak milletvekillerini, iktidarın emri altındaki polislerle haksız gözaltı işlemine tutabilir. Kanunun görüşülmesine katılamayan muhalifler, bastırılmış olur. Siyasi iktidarın istediği kanun, istediği şekilde çıkar. Bunu önlemek için, milletvekillerine dokunulmazlık getirilmiştir” şeklinde anlatım yapılır..
Hiç kimse de, “Ne anlatıyorsun hoca? Böyle saçma şey olur mu? Hangi polis, hangi milletvekilini, keyfi olarak gözaltına alıp, kanunun görüşmesine katılımını engelleme suçunun işinde yer alabilir ki” demiyor.
Anayasa’daki milletvekili dokunulmazlığının sebebi böyle izah ediliyor..
Milletvekilinin kanunun görüşmesine katılımın engellememek için dokunulmazlık bile ihdas edilmiş iken..
“Canım delegelerin iradelerine kim, nasıl etki edebilir ki? Para ile delege nasıl satın alınabilir ki” demesin.
Yaşanılan tam da, para ile delege satın alınmasıdır..
Yaşanılan bu olmasa idi, Özgür Özel, “Üç defa genel başkan seçildim. İstediğiniz bir kurultay daha ise. Bir defa daha seçilirim. Buyursun Kemal bey, koltuğa otursun. Nasıl olsa kurultay yapılacak. O kurultayda tekrar seçilirim, bu tartışma da biter” demeli idi.
Diyemiyor.
Burada bir çakallığa da işaret etmemiz gerekiyor.
Seçimi usulsüz olduğu için iptal edilen Özgür Özel, tek sorun Büyük Kurultay’da imiş gibi, çaktırmadan bir algı oluşturup, “45 gün içinde Büyük Kurultay’a gidilecek ise, Kemal bey ile birlikte çalışmaya varım” diyor..
Bölge Adliye Mahkemesi’nin, sadece Büyük Kurultay’ı değil, aynı zamanda İstanbul İl Kongresi’nin de, delege satın alınması yolu ile çok açık şekilde kirletildiğini belirtiyor.
Onun içindir ki, İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’in il başkanlığını da iptal ediyor ve önceki konuma döndürüyor..
Şunu da hatırlatalım..
Kemal Kılıçdaroğlu, AK Parti’ye yakın, Özgür Özel uzak birisi de, bunun için yargı bu kararı veriyor değil.
Kılıçdaroğlu da bu ülkede başörtü yasağı döneminde, yasakçılarla birlikte hareket etmiştir, Özgür Özel de..
Kılıçdaroğlu helallik istemiş ise de, TBMM’ye soktuğu başörtü yasakçıları da net olarak gösteriyor ki, bu istek sadece bir siyasi taktiktir..
Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık koltuğuna oturması, birinin diğerine göre siyasi görüşünün farklı olduğundan değil, bir siyasi partinin genel başkanının, parasal ilişkilerle değişmiş olmasından kaynaklıdır.
Özgür Özel’in gayrı ahlaki ilişkileri net olarak kamuoyuna yansıyan belediye bakanları ve milletvekilleri ile ilgili hiçbir disiplin süreci başlatmamasını nasıl eleştiriyorsak..
Bunu yaparken de, “Bana biri gelip, ‘Senin kızın okulda hırsızlık yapmış’ dediğinde. Ben onu şimdilik evlatlıktan reddediyorum’ demem, ‘Yapmaz benim evladım’ derim” diye savunma yapan Özgür Özel’e, “Bazı delegeleri durduk yerde ihraç ettiniz, suç işledikleri ayan beyan ortada olanlar için ise böyle koruma altına alıyorsunuz” uyarısı nasıl yapıyorsak..
Aslında Kılıçdaroğlu’nun dünkü konuşmasındaki, “Bizim partiye çok eleştiri gelmiştir. Tarihinde eleştiri gelmiştir. Muhalefetten eleştiri gelmiştir. Sivil toplumdan eleştiri gelmiştir. Ama partinin ahlaki değerleri, ahlaki değerleriyle ilgili olarak bugüne kadar hiçbir eleştiri gelmiştir. Şimdi geliyor. Bu ahlaki değerleri düzeltmemiz lazım” tespitine de itiraz etmemiz gerekir..
CHP’nin genel başkanları, yöneticileri, milletvekilleri, defalarca cinsel suç isnatları ile anılır olmuştur..
Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık koltuğuna ilk oturmasında da, önceki başkanın gayrı ahlaki ilişkisi rol oynamıştır.
Bu sebeple, Özel olmuş, Kılıçdaroğlu olmuş, bizim açımızdan farketmez.. Özgür Özel’in, “Bizi ihraç edebilirler” şeklindeki açıklamasına da hukuk açısından yaklaşırsak..
“Gayrı ahlaki bir ilişkin var ise, onu itiraf et, ihracına da itiraz etme. Ama böyle bir şey yok ise, sırf Kemal beyle ihtilaf yaşıyorsun diye partiden ihraç edilirsen, mahkemelerden o karar döner. O karar döndüğünde de, sizin yaptığınız gibi biz ‘Yargı, siyaseti dizayn ediyor’ demeyiz..” hatırlatmasını şimdiden yapıyoruz..
Sahi, Kemal bey dönünce, “yargı siyaseti dizayn ediyor” diyenler..
Özgür Özel haksız yere ihraç edilirse (Bir ilçe belediye başkanı ile iddia edilen ilişkisi ayrı. Adaylık için rüşvet aldığı iddialar ayrı) yargıya müracaat edecektir. Yargı kendisini partiye iade ederse, “yargı, siyaseti dizayn ediyor” denilirse, Özgür Özel’ciler, bu söylemi kabul edebilirler mi?