Deniz üstünde yürüyorsunuz, ‘Aaaa yüzme bilmiyor’ diyorlar!
Deniz üstünde yürüyorsunuz, ‘Aaaa yüzme bilmiyor’ diyorlar!
ALİ KARAHASANOĞLU
“Zaman zaman tarihe yolculuk yapmak, geriye dönüp, “ne demişiz, ne yapılmış” sorgulaması yapmak gerekir.
Kendimiz ile birlikte, başkalarının da “Ne dedikleri ve ne çıktığı” konusunda da sorgulama yapmamız gerekir..
Olur ya.
Bizler, “İşler, olabildiğince iyi gidiyor” diye düşünürken, belki de yalpalamalar yaşanıyordur, dün söylediklerimizle, bugün yapılanlar belki de farklıdır.
Veya, yapılanları eleştirenlerin dün söyledikleri, itiraz ettikleri konularda, bugün haklı oldukları noktalar çıkmıştır..
Sorgulayalım..
Araştıralım.
Masaya yatıralım.
Ve dürüstçe paylaşalım..
Bu çerçevede bugünkü yazımızı, bu sorgulamaya ayıralım..
Dün Sözcü gazetesinde, Emin Çölaşan’ın yazısındaki “Somali denizleri” başlıklı bölümü dikkatimi çekti.
Ben normal şartlarda bekliyorum ki, Türkiye’de petrol arama çalışmalarını yabancılara terkedildiği günlerden, hem kara kıtamızda, hem de denizlerimizde petrolü arayabilen bir ülke konumuna gelmemiz sebebi ile.
Yetmez..
Dost ülkelerin kara kıtalarında ve denizlerinde petrol aramalarına katkı sunan bir büyük devlet olma noktasına, oyun kurucu devlet haline geldiğimiz için..
Belki bu da yetmez.
Teknik gücünüz vardır da.
O teknik gücünüzü hayata geçirecek fiziki gücünüz yoktur..
Sizin bir alanda teknik üstünlüğünüz vardır ama, fiziki güç ile sizi engelleyenler çıktığında, ona karşı koyabilecek bir imkanınız yoktur, o teknik gücünüz, yine size bir fayda getirmez..
Hem teknik gücünüz var, hem de o teknik gücünüzün sahada gösterilmesini önlemek isteyenlere karşı silahlı gücünüz de var ise..
‘Somali denizleri” başlığı ile, tam da molcu medyada “Somali denizlerinde petrol arama amaçlı Çağrı gemimiz, yola çıktı. 3 firkateyn de onu korumak için eşlik ediyor” haberlerinin ardından bir yazı kaleme alınıyorsa..
365 günde bir defa da olsa..
Tahminim oydu ki, Emin Çölaşan’dan Cumhurbaşkanımıza bir teşekkür gelecek..
Nerdeee?
Emin Çölaşan, sanki o arama çalışmaları, dost ülkeler için yapılıyor olsa da, bedavaya yapılacakmış, hatta hayrımıza yapılacakmış, masrafları da bizden çıkacakmış gibi, bir algı üreterek kaleme almış yazısını..
“Niye biz arayacakmışız. İngiltere arasın. Daha çok sömürsün, Afrika ülkelerini. Amerika arasın. Somali’nin petrolüne el koysun. Biz o işe burnumuzu niye sokuyoruz ki?” dercesine.
İngiltere’nin maaşını ödediği bir gazeteci gibi, İngiltere’nin menfaatlerini gözeterek.
Amerika’nın maaşını ödediği bir gazeteci gibi, ABD’nin menfaatlerini gözeterek, şunları ifade etmiş:
“Oralarda denizler bile tehlike altında” diye başlamış ve kendi korkaklığını, Türkiye Cumhuriyeti’ne de sirayet ettirmeye kalkışmış..
“Gemimize refakat etsinler diye yanına altı adet gemi daha katmak zorunda kalmışız.”
Çölaşan, “Çağrı gemimize herhangi bir saldırı olmasın, olamasın diye, askeri gemilerimizi de yanına vermişiz. Ne büyük bir güç bu. Ne büyük bir organizasyon.. Helal olsun Tayyip Erdoğan’a. Helal olsun, onun liderliğindeki Türkiye’ye” diyeceğine..
Ağzındaki baklayı çıkartıyor Emin:
“Bunların harcamaları ne kadar olacak, bu işin maliyetini kim nereden karşılayacak?”
Dersiniz ki, yeraltı zenginliğini bulup çıkarmaya değil, Çağrı gemimize binen bakanlar, aileleri, bürokratlar açık denizde eğlenmeye gidiyorlar..
Açık denizdeki üst düzey yöneticilerin aileleri ile eğlencede bir sıkıntı yaşanmasın diye de, üç fırkateyn o Çağrı gemimizi korumak için, kendisine eşlik ediyor.
Hayretler içinde kalıyorum..
Olaylar bu kadar mı çarpıtılır..
Bu kadar mı, bir kadroya düşmanlık edilir..
Verdiğim örneğin absürtlüğüne kanmayın..
Çağrı gemimizin aramaya gittiği yeraltı zenginlikleri sayesinde, onlarca devlet vatandaşını adeta yokluk içinde iken bile refahı yaşatıyor..
Biz de, hem Somali’ye bir katkı olsun. Hem yeraltı zenginlikleri tespit etmede tecrübe kazanalım.. Hem de bulunacak olan yeraltı zenginliği sebebi ile ülkemize bir kazanç sağlayalım diye, Somali’ye gemilerimizi yolluyoruz..
Adamın derdine bakın..
“Olayları, tarihe yolculuk yaparak değerlendirmek gerekir” girişi yapmıştım ya..
Haydi bu değerlendirme için de, bir bakalım Emin Çölaşan, eski yıllarda “petrol arama” ile ilgili neler yazmış.
Türkiye’nin; değil başka ülkelerin denizlerinde.. Kendi kara kıtamızda bile doğru dürüst petrol arama çalışmamızın olmadığı yıllara gidiyoruz. AK Parti’nin ilk iktidar yıllarına..
Tarih 6 Şubat 2007.
Emin Çölaşan, Hürriyet gazetesinde, Aydın Doğan’ı önüne koymuş, dindar siyasetçileri hedef alıp, ateş ediyor:
“Bu olanlara inanamıyorum!” başlığı ile konuya girmiş ve şöyle diyor:
“İktidar 17 Ocak 2007 tarihli yeni bir petrol yasası çıkardı. Yasa tümüyle yabancılara kıyak için çıkarıldı. Ulusal kuruluş TPAO yok ediliyor, siliniyor. Anlaşıldığı kadarıyla TPAO’yu da özelleştirip yabancılara sunacaklar.(..)
En stratejik petrol ve doğalgaz alanında yabancı devlet ve şirketlere her türlü ayrıcalık sağlandı.”
Daha fazla devam etmeme gerek yok.
Siz tahmin ediyorsunuz, AK Parti iktidarını, ülkeyi yabancılara peşkeş çeken, milli kuruluşlarımızı satan bir iktidar gibi suçlayan bir bakış açısı.
Önce TPAO yok ediliyor, özelleştirilmek isteniyor ifadesine bir bakalım..
2007’deki o iddianın üzerinden 19 yıl geçti.
TPAO özelleştirildi mi? Hayır..
Emin bey yazıyı okuyordur, itiraz edebilir:
“TPAO özelleştirilmedi ama, bitirildi.”
Öyle mi?
Sadece üç yılın rakamlarını vereyim:
2021 yılında kâr 1.6 milyar TL kâr.
2022 yılında, 7.7 milyar kâr..
2023 yılında 20.4 milyar kâr..
Dünya genelinde petrol fiyatlarının düşüşünün etkisi ile 2024’de 15.4 milyar.
2025 yılı rakamları henüz açıklanmadı ama, onun da 2023 rakamlarına ulaşılacağı tahmin ediliyor..
Sonuç:
2002 yılında TPAO, 300-350 milyon dolar kar ederken, bugün son Karadeniz ve Gabar güncellemeleri yapılmayan rakamlarla kârı 500 milyon dolara çıkmış durumda.
2002’de toplam üretim günlük/45 bin varil iken..
Bugün sadece Gabar’da 80 bin varili aştık.. Tüm Türkiye’de 200 bin varil, uluslarası anlaşmalar sayesinde de dış alanlarda da üretilen ile 300 bin varil rakamlarına ulaşıldığı belirtiliyor.
Şimdi söyler misiniz..
Bugün Somali’de petrol arama gücünü elde etmiş bir Türkiye, düne göre çok daha büyük, çok daha güçlü bir Türkiye değil mi?
Kemalistlerin eski yıllarda yaptıkları olumsuz algı operasyonları, bugün önümüzdeki resmi rakamlarla yalanlanmış mıdır?
Net olarak söylüyorum, yalanlanmıştır..
Onların tahmin bile edemeyecekleri şekilde, daha geriye gideceğini düşündükleri kurumlarımız, çok daha ileriye gitmiş midir?
Evet, gitmiştir..
Yazımızı, keramet göstererek, denizin üzerinde yürüyen veliye, “Aaa. Yüzme bilmiyor” itirazında bulunan cehaleti hatırlatarak bitirelim..
Kendi toprağında petrol arayamayan Türkiye’den, yabancı devletlerin deniz sahalarında petrol arayan bir ülke haline gelmişiz..
Bunu eleştirenlerin durumu, “Aaaa yüzme bilmiyor”dan başka bir şey değildir.