• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Refik Tuzcuoğlu
Refik Tuzcuoğlu
TÜM YAZILARI

Kuyruk köpeği sallayamadığında

18 Temmuz 2026
A


Refik Tuzcuoğlu İletişim:

Kuyruk köpeği sallayamadığında

Refik Tuzcuoğlu

Washington’daki siyasi analistlerin “kuyruğun köpeği sallaması” (Wag the Dog) benzetmesi, Amerika-İsrail ilişkilerinin fotoğrafını çeken en net tanımlama oldu. Yıllardır Amerikan dış politikasını adeta rehin alan İsrail’in bu pozisyonu, şimdilerde tarihin en gürültülü kırılmasına sahne oluyor. Ortadoğu’nun oyun kurucu müttefikleri yüzlerindeki maskeyi bizzat aşağı indirirken; karşımızda sadece diplomatik bir gerilim değil, istihbarat şantajlarının, lobi savaşlarının, müttefik görünümlü sabotajların ve faturası her zamanki gibi yine bölge halkına kesilen küresel bir tiyatronun deşifre oluşu var.


 

Amerikan müesses nizamının İsrail’e yazdığı o meşhur “açık çek” dönemi resmi olarak çatlıyor. Bunun en müşahhas kanıtı, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in popüler yayıncı Joe Rogan’ın programındaki çarpıcı itiraflarıyla belgelendi. Vance, İsrail hükümetindeki bazı unsurların, ABD-İran barış müzakerelerini sabote etmek amacıyla Amerikan kamuoyuna yönelik parayla fonlanmış gizli bir dijital manipülasyon kampanyası yürüttüğünü açıkça söyledi.


Kendisine yönelik lobi saldırılarının arkasında da bu odakların olduğunu belirten Vance, diplomatik nezaketi bir kenara bırakarak “Cehenneme kadar yolunuz var, ben Amerikan halkı için ne yapmam gerekiyorsa onu yapacağım” diyerek tarihi bir rest çekti. İsrail lobisi (AIPAC) bu dik duruş karşısında Vance’i yalnızlaştırmak için yönetim içindeki çatlakları kaşıyıp, İsrail’e tam desteğiyle bilinen Dışişleri Bakanı Marco Rubio’yu öne çıkarmaya çalışırken; Elon Musk ve Peter Thiel gibi Silikon Vadisi devlerinin Vance etrafında kurduğu finansal siper, Washington’daki egemenlik savaşını yepyeni bir boyuta taşıyor.


Konvansiyonel paranın gücüne karşı yeni nesil bir meydan okuma yükselirken; Vance’in, Jeffrey Epstein’ın CIA ve MOSSAD bağlarını açığa çıkarması, Washington siyasetini dizayn eden “şantaj mekanizmasının” kodlarını en üst düzeyden deşifre etti.


Sahnede sadece Vance yok; Başkan Donald Trump da sahada İsrail’e sınır çiziyor. Axios’un sızdırdığı bilgilere göre Trump, yaptığı telefon görüşmesinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya, “Suriye ve Lübnan’daki askerlerinizi çekin, orada sizi istemiyorlar” diyerek net bir mesaj verdi.


Ankara’daki NATO Zirvesi’nde Suriye’nin yeni lideri Ahmed el-Şara ile görüşen ve Suriye’yi terör listesinden çıkarma sinyali veren Trump, bölgedeki dengeleri değiştirmek isterken; Netanyahu yönetimi bu planlara direniyor. Bu gerilimlerin gölgesinde Netanyahu’nun Washington ziyareti apar topar iptal edilirken, ABD Temsilciler Meclisi’nde İsrail’e yardımın kesilmesini öngören önergeye 103 Demokrat vekilin “evet” demesi ve Amerikan kamuoyunun Gazze’deki katliamları soykırım olarak görmeye başlaması, Tel Aviv için çanların çaldığını gösteriyor.


Savaşın ucu açık bir hal aldığı bu denklemde, madalyonun diğer yüzünde ise Tahran var. Ancak İran cephesinde de işler hiç de dışarıdan göründüğü gibi tek renkli değil; orada da oldukça çok sesli bir koro hakim. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ve ekibi müzakerelerin neticeye bağlanmasını isterken, Devrim Muhafızları sahada çok daha şahin bir çizgide duruyor.


Fakat Tahran’da onları bile “ılımlı” bulup aşan ultra marjinal bir damar daha var. Nitekim İran’ın son füzeli ve dronlu saldırı dalgasında namlularını doğrudan İsrail yerine Ürdün, Kuveyt ve Bahreyn’deki ABD üslerine çevirmesi, Arap sokağında muazzam bir kırılma yarattı. Londra merkezli Şarkul Avsat başyazarı Eyad Ebu Şakra veya Lübnanlı deneyimli analist Mustafa Fahs gibi bölge entelektüellerinin de sıklıkla işlediği üzere; ‘Tahran ve Tel Aviv’in el altından birbirlerinin hayati kırmızı çizgilerine milimetrik bir saygı gösterdiği, asıl faturanın ise Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmek adına Arap halklarına kesildiği’ tezi artık bir kanaate dönüşmüş durumda.



 

Tam da bu noktada can alıcı soruyu sormak gerekiyor: Acaba Arap sokağı, yanı başındaki bu füzeli taarruzlara karşı önceki soğukkanlılığını ve savaşa mesafeli duruşunu daha ne kadar koruyabilecek? Koruyamadığında bölgeyi nasıl bir kaosun kuşatacağını varın siz düşünün. Üstelik bu tehlikeli senaryo, İran iç siyasetindeki çok başlılığı ve derin çatlağı daha da büyütme potansiyeli taşıyor.


ABD saldırıları karşısında diplomatik kredisi tamamen tükenen Pezeşkiyan ve ekibi içeride köşeye sıkışmış ve manevra alanını kaybetmişken, fırsatı ganimet bilen aşırı muhafazakar Paydari Cephesi işte o bahsettiğimiz ultra marjinal odak olarak sahneye çıkıyor. Devrim Muhafızları’nı bile “Siyonist rejimden korkup Tel Aviv yerine Amman’ı vurmakla” suçlayan bu radikal dalga, mevcut askeri komuta kademesini tasfiye etmeye ve derhal kendi nükleer silahlanmasını ilan etmeye yönelik baskısını her geçen gün artırıyor.


 

Tabii bu küresel satranç oyununun faturası sadece diplomatik analiz masalarında kalmıyor; doğrudan küresel ekonomik sistemin ve tabii ki Türkiye’nin de iktisadi çarklarına saplanıyor. Hürmüz Boğazı ve Aden Körfezi’nin fiilen kapanma noktasına gelmesiyle petrol fiyatlarının fırlaması ve rotaların Ümit Burnu’na kayması ekonomik baskıyı artırıyor.


Uzak coğrafyalarda patlayan füzelerin faturası küresel ekonomiyi sıkıntıya sokarken, Türkiye’nin barışı önceleyen aktif diplomasi trafiği stratejik bir dalgakıran olarak öne çıkıyor. İsrail merkezli lobi ve şantaj şebekelerinin tiyatrosu bitip “kuyruğun köpeği sallayamadığı” bir zaman dilimine ulaşırsak, kördüğüme dönen birçok meselenin çözüm yoluna girdiğine de şahit olacağız.


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23