Trump, savaş bitiren değil; savaşlara taraf olan bir kişidir
Trump, savaş bitiren değil; savaşlara taraf olan bir kişidir
Mehmet Koçak
ABD Başkanı Epstein Sapığı Donald Trump, seçim kampanyasında Rusya-Ukrayna Savaşı’nı kısa sürede sona erdireceğini ve “savaşları bitiren lider” olarak tarihe geçeceğini vadetmişti. Trump, aynı zamanda Nobel ödülünü almayı da hayal ediyordu.
Ancak aradan geçen aylara rağmen bu hedef ve hayal gerçekleşmedi. Rusya-Ukrayna Savaşı sona ermediği gibi Gazze ve Beyrut, “soykırım suçlarının ortağı” oldu ve çatışmalar onun döneminde daha da şiddetlendi ve büyük acılar yaşandı.
Ayrıca Trump, ABD ve İngiltere öncülüğündeki Batı’nın desteğiyle Siyonist İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını desteklemek amacıyla müdahale ederek savaşın tarafı oldu.
Kısacası, Rusya – Ukrayna Savaşı’nı bitiremedi, İran ile yaşanan kriz bağlamında kısa sürede çözüm sağlanacağı ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılacağı yönündeki vaatleri karşılık bulmadı. Yemen, Suriye, Lübnan ve Gazze krizleri ise hala devam ediyor.
Böylece Epstein Sapığı Trump, “savaş bitiren değil, savaşların tarafı olan” başkan olarak tarihe geçecek.
*
Trump, Ne Güvenilir Ne de İnandırıcıdır…
Trump’ın sık sık değişen açıklamaları, zaman zaman birbiriyle çelişir nitelikte görülen söylemleri ve öngörülemez siyasi tavrı, uluslararası kamuoyunda güvenilirliğini yitirmiştir.
Bir yandan makamında dini ayinler düzenleyen Trump, dini söylemlerle kendisine özel bir misyon atfeden açıklamalar yaparken, diğer yandan İsrail’e verdiği güçlü siyasi ve askerî destekle Gazze, İran ve Lübnan’da yaşanan soykırıma varan toplu katliam ve büyük yıkım ile insanlık faciasının hem suç ortağı hem de baş sorumlularından birisi olmuştur.
Trump’ın İran›a yönelik sert açıklamaları ve müzakere sürecini sonlandırıp savaşı yeniden başlatan emri vermesiyle, beynelmilel hukuku ihlal ederek, insanlığa karşı suç işlemiştir.
İran’ı “yok etme” söylemi ile yeniden başlatılan savaşın, daha büyük bir bölgesel çatışmaya dönüşebileceği ise kuvvetle muhtemeldir.
Elbette böyle bir savaşın yaşanıp yaşanmayacağı, büyük aktörlerin alacağı siyasi kararların ve krizlerin nasıl yönetileceğine bağlı olduğu bir gerçektir.
Ancak eğer diplomasi yeniden devreye girmez ve taraflar gerilimi düşürecek adımlar atmazsa, mevcut savaşın bölgesel sınırları aşarak çok daha geniş çaplı bir güvenlik krizine dönüşme riski bulunmakta olduğu ise diğer bir gerçektir.
*
Dünya Bir Felaket Savaşının Eşiğinde
İnsanlık, son yılların en tehlikeli ve en belirsiz dönemlerinin birinden geçiyor. Bölgesel krizler artık yalnızca bölgesel olmaktan çıkmış, büyük güçlerin doğrudan veya dolaylı olarak karşı karşıya gelme ve küresel hesaplaşma alanlarına dönüşme ihtimali her gecen gün artmaktadır.
Diplomasi giderek zayıflarken tehdit dili, silahlanma yarışı ve askerî müdahaleler uluslararası siyasetin belirleyici unsurları hâline gelmeye başlaması bu ihtimali kuvvetlendirmektedir.
Çünkü Gazze’den Lübnan’a, Suriye’den İran’a, Ukrayna’dan Tayvan Boğazı’na ayrıca Somali, Yemen, Sudan ve Mali’ye kadar uzanan geniş bir coğrafyada yaşanan savaş ve iç çatışmalar, çözüme kavuşturulamadı ve kavuşturulamıyor.
Zira, dünyada aynı anda birden fazla kriz var. Bu krizlerin her biri tek başına büyük riskler taşırken, birbirini tetikleme ihtimali küresel güvenlik açısından çok daha ciddi sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.
Tarih göstermiştir ki büyük savaşların çoğu, yanlış hesapların, karşılıklı güvensizliğin ve tırmanan krizlerin çözüme kavuşturulamaması sonucunda ortaya çıkmıştır.
Bugün her zamankinden daha fazla sağduyuya, uluslararası hukuka, adalete ve barışı önceleyen uluslararası bir iradeye ihtiyaç vardır.
Aksi hâlde, kısa vadeli askerî kazanımlar uğruna atılan adımlar, uzun vadede tüm insanlığın ödeyeceği ağır bedellere dönüşebilir.